Gündemde CHP mlilletvekili Bülent Tanla’nın “Her kesim şikayet ettiği halde AKP nasıl oluyor da hala birinci parti çıkıyor” sorusuna bulduğu cevap var.
Türkiye’nin en ciddi ve saygın aratırmacılarından biri olan Bülent Tanla bütün olumsuzluklara rağmen AKP hükümetinin ve AKP’li belediyelerle cemaatlerin halka yiyecek, kömür ve giyecek yardımı yapmasının oluşturduğu sadaka kültürünün AKP’ye oy kazandırdığını belirtiyor.
“Sadaka kültürü.” Bu tanım bana çok ilginç geldi. Öztürkçesiyle avanta ile geçinen kesimler AKP’nin doğal oy tabanı oluyor.
Yoksula yardım etmek, sıkıntıya düştüğünde yanında olmak hepimizin vicdani bir borcudur elbette. Nitekim İslam dini de bunu emreder. Hatta bu emrin yerine getirilmesi için “zekat” şartını bile koşmuştur.
Ama İslam dini yoksullara yardımı şart koşarken ve varlıkları bu konuda sorumlu tutarken yoksulluğun hep sürmesini de istememiştir. Tam tersine bu tür sosyal dayanışmalarla yoksulluğun ortadan kalkacağı günün müjdesini vermiştir.
Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Bir adama her gün balık vereceğine ona balık tutmayı öğret.” Eğer siz bir adama her gün hiçbir karşılık beklemeden yiyeceğini verir ama onu kendi başına nasıl bulacağını öğretmezseniz, o adam yoksulluktan hiç kurtulamayacağı gibi ömür boyu da tembelliğe alışır.
Tanla’nın “sadaka kültürü” adını taktığı AKP’nin bu siyasi politikası bazı çevrelerden hemen destek geldi. Bunlar diyor ki “AKP’nin bu yaptığı da meşru bir faaliyettir, AKP’ye karşı çıkanlar neden bu tür çalışmalar yapmıyor, bu yapılanları sadaka kültürü diye küçümsemeyin, siz de yapın.”
İşte temel hata burada.
Bu çağdaş olmakla olmamanın arasındaki farktır aslında.
Çağdaş bir kafa, devlet gücü ile insanların inançlarını sömürüp oy için avanta dağıtmayı düşünmez bile.
Çağdaş bir kafa tam tersine yoksulluğu ortadan kaldırmak için insanları iş sahibi, meslek sahibi, yetenek sahibi yapmaya çalışır.
Bugün Türkiye için var gücüyle çalışan pek çok dernek vakıf var. Örneğin AÇEV, ÇYDD, Türk Eğitim Vakfı. Buralardaki aydınlık ve çağdaş insanlar birilerine avanta dağıtmak için kafa patlatmak yerine eğitimi geliştirmek, insanlara güven aşılamak, kendi başlarına ayakta durmalarını sağlayacak olanaklar oluşturmaya çalışırlar.
Mahalledeki birine kömür vermek yerine çocuğunun daha iyi eğitim alması için burs bulurlar, ona bilgisayar, kitap, televizyon, eğitim araç ve gereçleri sağlarlar.
Ne yazık ki, oy avcılığı adına, olumlu hiçbir iş yapmadan sadece avanta dağıtarak halkı tembelleştiren, yoksulluğu bir kader olarar ömrünün sonuna kadar yaşamasına yol açan zihniyetin alkışlandığını üstelik buna karşı çıkanlara “Siz de yapın, oy alın kardeşim” denildiği günler yaşıyoruz.
Türkiye hiçbir dönemde bu kadar lümpen hale getirilmemişti.
Sayın Bülent Arınç Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı – Ankara
Sayın Başkan; Dün Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın konuşma yaptığı AKP Grup toplantısında mıydınız, bilemiyorum.
TV ekranlarından bu toplantıyı izlerken sizi göremedim.
Ama eğer bu toplantıya katıldıysanız, gördüğünüz manzaradan bir Meclis Başkanı olarak üzüntü duyup duymadığınızı ciddi biçimde merak ediyorum.
Sayın Başbakan kürsüde konuşurken AKP Meclis Grup Salonu’nu hıncahınç dolduran partililer, sanki bir maçta tribünde oturuyormuş gibi sloganlar atarak Sayın Genel Başkanlarını desteklediler.
Sayın Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan da sanki Meclis çatısı altında değil de bir miting meydanında konuşur gibi bu slogancıları mutlu edecek davranışlarda bulundu.
Sayın Başkan,
Bir ülkenin sivil yönetiminin en yüce temsil mekanı o ülkenin meclisidir. Partililerin adeta bir maç kültürüyle Meclis sıralarını doldurmaları ve sloganlar atmaları, çok sayın milletvekilleri ve bakanlar ile Sayın Başbakan’ın bu manzaradan son derece hoşnut olmaları sizce Meclis’in saygınlığına gölge düşürmez mi?
En ciddi ve saygın olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en alt kültür düzeyindeki bir toplantıya sahne olması acaba sizi harekete geçirmez mi?
Sayın Başkan;
Meclis’in ciddiyeti ve saygınlığı konusunda bugüne kadar gösterdiğiniz çaba tüm halkın takdirini kazanmıştır. Bunu kimse inkar egemez. Bu nedenle dün Meclis çatısı altında yaşananlara bir tepki gösterip göstermeyeceğinizi merak etmenin hakkımız olduğunu düşünüyorum.
Siz sadece AKP’nin değil tüm Meclis’in başkanısınız çünkü.
Saygılarımla
Kanaltürk’e yapılanın izahı yok
Kanaltürk’ü izliyor musunuz bilmiyorum. Uzun bir geçmişi olmayan bu kanal genellikle bugünkü iktidarı eleştiren yayınlarıyla hayli ilgi çekiyor. Anlaşıldığı kadarıyla iktidar bu kanalın yayınlarından hayli dertli. Bunu anlamamak da mümkün değil zaten.
Ama bir de bakıyorsunuz, Maliye Bakanlığı bu televizyonun kanalının tüm hesaplarının incelenmesi ayrıca bu kurumda çalışan pek çok kişinin kişisel hesaplarının dökülmesi için bankalara yazılı talimat veriyor.
Bunun yapılmasını demokratik bir hukuk devletinde kimse izah edemez.
Elbette Kanaltürk de her yasal şirket gibi vergi denetiminden geçirilecektir ve eğer bir suç unsuru bulunursa da kanunlar ölçüsünde cezalandırılacaktır.
Oysa burada yapılanın normal bir vergi denetimi olmadığını hissediyoruz. Maliyenin kendi kuralları vardır, rutin denetimleri olduğu gibi ihbarlar üzerine de inceleme yapar.
Ama hiçbir şirket için bankalara yazılar yazılarak burada çalışanların geçmişe dönük özel hesapları ile ilgili bilgiler istendiğini de hiç sanmıyorum. Bu durumda AKP iktidarı sanki seçim öncesi kendisine zarar verdiğini düşündüğü bir medya kuruluşunu susturmak istiyor.
Bu uygunsuz girişimden Tayyip Bey’in haberi ve izni var mı bilmiyorum. Ama ne olursa olsun bunu engellemeli.
Ayrıca Tayyip Bey ikidebir medyaya öfke saçıyor, sonra medyanın hiçbir etkisi olmadığını söylüyor. Peki madem medyanın etkisi yok, ne diye medya ile bu kadar uğraşıyorsunuz.
Hangi araştırma?
Neredeyse anket çılgını olduk. Hemen her gün kiminin adını bildiğim kimini ise hiç tanımadığım şirketler seçim anketi yapıyor. Anketlerin ortak noktası AKP’nin hepsinde de birinci çıkması. Gazeteler ankeleri hep bu açıdan yansıtıyor.
Oysa asıl AKP’den sonra gelenlere bakmak lazım, çünkü kafaların karıştığı yer orası.
Kimi ankete göre barajı sadece CHP aşabiliyor, kimine göre üç kimine göre dört partili bir Meclis geliyor.
Barajın altında kalanların oy oranlarında da bir benzerlik yok. Aynı parti bir ankette hiç görülmezken diğerinde neredeyse barajı aşacak hale geliyor. Bu sonuçlar Türkiye’de özel olarak seçim anketi genel olarak da tüm kamuoyu araştırmalarının sonuçlarına gölge düşürüyor.
Bu garip anket sonuçlarından tek karlı çıkan ise AKP. Onun birinciliği su götürmez biçimde tescil ediliyor. Vatandaşa da “Kendini çok zorlama, ver oyunu AKP’ye, belki senin evine de odun, kömür, pirinç kazak falan gelir” denmiş gibi oluyor.

