Bunun adı İran’a özenmektir

Haberin Devamı

Merkez Bankası Başkanı ve yardımcıları, ekonomi yazarlarına bir kahvaltı vermişler. Amaç güzel bir mekanda bir-iki lokma yerken ekonomi üzerine konuşmak tabii. Gerek siyasetçiler gerekse bürokratlar, hatta iş adamları, sanatçılar da zaman zaman böyle organizasyonlar yaparlar.
Merkez Bankası Başkanı da özellikle kendi kararlarını ilgilendiren pek çok konuda bilgi vermiş, açıklamalarda bulunmuş.
Bütün bunları VATAN’da da Ercan İnan’ın kaleminden ayrıntılarıyla okudunuz. Ama benim dikkatimi çeken tüm bunların dışında bambaşka bir şey.
Sayfada zaten fotoğrafını da gördüğünüz için her halde anlamışsınızdır. Merkez Bankası Başkanı ve yardımcıları güleç yüzleriyle fotoğraf çektirmişler. Hepsi de kravatsız. Tıpkı İran gibi.
Sordum, bu kahvaltı pazar günü yapılmış. Yani resmi tatil günü.
Şimdi diyecekler ki, “Ne var yani bunda, bir pazar günümüz var, onda da kravat mı takalım?”
Bunu söylediklerinde pek çok kişi “Adamlar haklı” diyeceklerdir. Ama bunu külahıma anlatsınlar. Verdikleri poz tamamen İran’a özentidir, başka bir şey değil.
Zaten dünya görüşlerini biliyoruz. Kravat takmak, çağdaş insanlar gibi görünmek pek hoşlarına gitmiyor.
Bunu göstere göstere yapmaları da açıkçası kanıma dokunuyor. Cumhuriyet Bayramı’ndan bir gün önce böyle poz vermek bana göre ayıptan da öte, bir zihniyetin görüşünü bilinçaltımıza yerleştirme çabasıdır.
Neden bu kadar sert ve net söylüyorum. Açıklayayım; elbette pazar gününü de resmi kıyafetler içinde geçirecek değiliz. Hatta bizzat bu köşenin yazarı olarak yıllardır devlet görevlilerine hep çağrıda bulundum, “ne olur biraz daha rahatlayın, ara sıra da olsa kendiniz gibi olun, bunun kötü bir tarafı yok” diye yazdım.
Bakın rahat olmak, spor kıyafet giymek her gün giydiği takım elbisenin kravatını çıkarıp atmak değildir. Kazak giyin, süveter giyin, hırka giyin, bizi kandırmaya kalkmayın!
Bu beyler her günkü kıyafetlerini giymişler ama kravatlarını çıkarmışlar. Tıpkı İran’ın yöneticileri gibi. Son derece kurnaz biçimde beyin zerrelerine ilkelliğin fotoğrafını kazımaya çalışıyorlar.
Yapmayın, ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun.

*****


Tayyip Bey Amerika’ya gitmeyebilir

Sanki Kuzey Irak’la ilgili her şey Başbakan Erdoğan’ın 5 Kasım’da yapacağı Amerika gezisine kilitlendi. Genelkurmay Başkanı bile “Bakalım 5 Kasım görüşmesi yapılsın da, ondan sonra bakarız” diyor. Artık bunu bir eleştiri olarak mı söylüyor, dalgasını mı geçiyor yoksa ciddi ciddi Bush’un söyleyeceklerini mi bekliyor onu bilemiyorum.
Ancak AKP kulislerinden duyduğuma göre Başbakan’ın Amerika gezisi olmayabilirmiş.
Bir kere Beyaz Saray şu ana kadar bir açıklama yapmamış. Ayrıca Washington’da yine şu ana kadar hiçbir hazırlık yapılmamış. Örneğin kalınacak yer rezervasyonlarının bile olmadığı söyleniyor. Tabii son anda tüm bunlar yapılabilir ama böyle bir şey bugüne kadar olmamış.
Söylendiğine göre Tayyip Bey 2 Kasım’da Türkiye’de olacak Rice ile görüşmesine odaklanmış şu anda. Çünkü büyük ihtimalle bu görüşme Amerika gezisini de etkileyecekmiş. Rice’ın tavrı Başkan’ın tavrını yansıtacağına göre, kalkıp Amerika’ya kadar gitmenin bir anlamı kalmayabilir gerçekten.
Bunun yanı sıra herkes Amerika görüşmesine endekslenmişken, başka olayların gelişmesi de belki Tayyip Erdoğan adına ilginç bir strateji olabilir.


***


Şu çocukları kurtarın artık!

Kimbilir kaç kere yazdım, açıkçası ben de hesabını bilemiyorum. Genelkurmay Başkanı 12 Nisan’da Kuzey Irak’a yönelik bir sınır ötesi harekatın yapılması gerektiğini açıkladı.
Bununla yetinmedi, seçimlere kadar tam 4 kez bu talebi yineledi. Ancak AKP iktidarı, sanıyorum bunun hükümeti düşürmeye yönelik bir eylem planının parçası olduğunu düşünerek hiç sesini çıkarmadı, açık bir cevap bile vermedi.
Genelkurmay seçimlerden sonra da bu talebi tekrarladı. Yeniden işbaşına gelen Erdoğan bunu da kulak arkası etti. Ta ki 13 askerimiz şehit edildi sınır ötesi operasyon konuşulmaya başlandı. Hemen ardından 12 askerimiz daha şehit edilince etekler tutuştu ve Meclis’ten tezkere çıktı.
İşin özeti; eğer Genelkurmay’ın ilk talebinde bu sese kulak verilse ve Meclis gereğini yerine getirseydi, son 4 ayda 45 şehit vermeyecektik büyük olasılıkla. Bir kere bunu bir yere yazmak ve hatırlamak zorundayız.
Gelelim ikinci konuya; 12 askerimizin şehit edildiği hain saldırıda 8 askerimiz de rehin alındı.
Bu Türkiye’nin canını çok sıkıyor. Bu askerler her gece Roj TV ekranlarına çıkarılıyor. Çocuklar kendilerini tanıttıktan sonra “Öyle güçlü geldiler ki çaremiz yoktu teslim olduk. Yardım çağrılarımıza karşılık verilmedi, bize destek gönderilmedi” diye açıklamalar yapıyorlar.
Şu sıralar devletin bütün birimleri belki yüreklerimizi rahatlatan ama hiçbir işe yaramayan “şiddetli” açıklamalarda bulunuyorlar. “PKK terörünün sonunun geldiğini, büyük acılar çekeceklerini, dünyanın başlarına yıkılacağını” her gün duyup heyecanlanıyoruz.
Ama diyorum ki, artık milleti bu çok iri sözlerle oyalamayı bırakın da, şu rehin tutulan çocuklarımızı kurtarın. Çünkü bu iş hepimizin gururu ve onuru haline geldi.
Artık herkes birbirine soruyor; “PKK bu kadar istihbarat alıp askerimize baskın veriyor da bizim istihbaratımız hiç mi yok? Bu çocuklar her gece televizyona çıkarken, biz onların nerede tutulduğunu neden öğrenemiyoruz? Hemen sınırda rehin alınan bu çocuklar en fazla ne kadar içeri götürülür ki?”
Bu sorulara artık biri cevap versin. Zaten geçen gün de yazdığım gibi rehin alınan askerlerin aslında kendiliklerinden öte tarafa geçtikleri ve köstebek oldukları yolunda iddialar var. Bunun da bitmesi gerekmiyor mu?
Ne olur, artık iri laf duymak istemiyoruz. Biraz icraat lütfen. İsrail kaçırılan iki askeri için neredeyse Lübnan’ı haritan siliyordu. O kadarını yapmayın da, bulun.

DİĞER YENİ YAZILAR