Bunlar bayramlık Bektaşi fıkraları

HEPİMİZİN Bayramı kutlu olsun

Haberin Devamı

Bugün bayramın ilk günü. Herkesin yüzü bayram sevinci ve mutluluğu ile gülmeli. Bu nedenle ben de diyorum ki, hiç başka konuya girmeden yüzümüzdeki tebessümü biraz daha artıralım:

Kayık küçük

Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden, Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlamış. Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı: “Ne korkuyorsun yolcu, korkma. Allah büyüktür!” diye Bektaşi’yi sakinleştirmek istemiş. Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı vermiş: “Allah büyüktür ama senin kayık küçük!”

Doğru söz!

Bektaşi içiyormuş. Kendisine, “Sarhoş olmaktan korkmuyor musun” diye sormuşlar. O da, “Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zarar dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin” diye cevaplamış. Karşısındakiler merakla, “Kim onlar?” diye atılmışlar. Bektaşi cevaplamış: “Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.”

İtibar

Softanın biri Bektaşi’nin önüne geçmiş: “Ey erenler iyisin, hoşsun, ilim, irfan sahibisin bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman” demiş. Bektaşi gülümseyerek: “Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem” diye yanışlamış.

Aldatmak

Meyhanelerden çıkmazmış hiç. İçkisini içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutarmış. Ne çocuğuna, ne eşine, ne anasına babasına ve ne de çevresine hayrı dokunmuşmuş. “Ayyaş Hamdi” böyle bir yaşamın sonunda rahmetli olmuş. Cenaze namazı kılındıktan sonra imam sormuş: “Merhumu nasıl bilirsiniz?” İyi insandı... Kimseye kötülüğü olmadı... Toprağı bol olsun... Benzer cevapları duyan Bektaşi sabredememiş ve yanındakinin kulağına fısıldamış: “Bizi neyse de, Allah’ı da aldatmaya yelteniyorlar.”

Kabahat tarlayı gösterende

Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi’ye “sen de gel” demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak: “Bizimki de” demiş, “Burası!..” Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi’nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış: “Kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..”

Sırat köprüsü

Bektaşi kafayı çekmiş. Ayakları birbirine dolana dolana, sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi’yi gören komşusu dayanamayıp laf atmış: “Hey baba erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçersin?” Bektaşi istifini bozmadan komşusuna cevap vermiş: “Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım var da!”

Olmayan şey

Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra: “Ey ulu Tanrım, bana bol bol şarap ver” diye dua etmiş. Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış: “Rabbim bana iman ver” diye dua etmiş. İki duayı da işiten hoca Bektaşi’ye dönmüş: “Bak herkes iman istiyor Tanrı’dan sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun?” diye çıkışmış. Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp: “Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister” demiş.

Camide vaaz

Bektaşi’nin yolu camiye düşmüş. Cami imamı o günkü vaazında içkinin kötülüklerinden bahsetmekteymiş. Cami imamı uzun bir vaazdan sonra cemaate birde örnek vermiş: “Ey cemaat eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer?” diye sormuş. Bektaşi elini kaldırarak cami imamının sorusunu, “Hocam suyu içer” diye yanıtlamış. İmam: “Tabii ki suyu içer, peki neden suyu içer?” diye sorunca, Bektaşi cevaplar: “Neden olacak hocam, eşekliğinden!”

Orasını Allah bilir

Şarap yapmak yasaklanmış sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyormuş. Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşi üzümlerin suyunu küplere doldurmuş. Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşi’nin küplerin başına geldiğinde, hiddetle sormuş: “Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?” Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap vermiş: “Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.” Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sormuş: “Sirke dersin ama, ya şarap olursa!” Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi cevaplamış: “Orasını Allah bilir!”

Sen ne işe yaradın

Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanmışlar ve Kadı’nın huzuruna çıkarılmışlar. “Şeytana uyduk kadı efendi” diye af dileyen hocayı, kadı affetmemiş ve idam cezası vermiş. Sıra Bektaşi’ye geldiğinde savunmasını yapmış: “Kadı Efendi ben gayri-Müslimim, bana oruç farz değildir.” Kadı Bektaşi’yi serbest bırakmış. Bektaşi Kadı’nın huzurundan ayrılırken sormuş: “Kadı efendi, ben de şehadet getirip Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?” Kadı efendi düşünmüş, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap etmiş ve Bektaşi’nin teklifini kabul ederek, hocayı affetmiş. Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca Bektaşi’ye kızgınlıkla sormuş: “Sen ne biçim adamsın be, bir Hıristiyan bir Müslüman oluyorsun! Sende hiç iman yok mu?” Bektaşi gülerek cevaplamış: “Gavur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?”

*****

Ve bir tilki hikayesi

Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak.

Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabii...

Tilkiye sorar “ne yapıyorsun dostum?” Tilki cevap verir “hiiiiç... yatıyorum.” Kurt “Ama burada bir but var, niye yemiyorsun?” diye sorunca tilki sakince cevaplar: “Bugün orucum da”.

Bunun üzerine sevinen kurt budun üzerine atlar. Atlamasıyla birlikte bomba da patlar tabii. Kurt kan revan içinde 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki gelip kalan budu yemeye başlar.

Bunu gören kurt “Vay şerefsiz, hani sen oruçtun” diye sorunca tilki cevaplar pişkin pişkin “Biraz önce top patladı duymadın mı?”

*****


İyi iş, bir başkasının yüzüne mutluluk gülücüğü konduran iştir Hz. Muhammed

DİĞER YENİ YAZILAR