“Bu rakamlar nasıl havalarda uçuşuyor böyle?”

Haberin Devamı

Bayram tatilinde medyada hatırı sayılır yatırımı olan bir iş adamıyla, bizim mesleğin deyimiyle bir patronla sohbet ettim.

Medyadaki çalkantıları, el değiştirmeleri de konuştuk elbette. Derken patronun cep telefonuna bir mesaj geldi. Bir TV kanalının haber servisine abone olmuş, sık sık önemli haberler mesajla geliyormuş.

Mesajda “atv- Sabah’ın satışı bir ay ertelendi” yazıyordu.

“Hah, tamam işte, bak tahmin ettiğim gibi oldu, ihale ertelenmiş” dedi. Tabii konuşmamız da birden bu satış üzerine yoğunlaşıverdi.

Alaycı bir ifadeyle gülümseyen patron benim bir yazımı anımsatarak “Senin de aklına zekâna güvenirdim, ama kendimi yanılmış gibi hissediyorum” demez mi?

Doğal olarak “neden, ne yaptım ki?” diye sordum. Cevap olarak “atv- Sabah’ın satışında rakam 1.8 milyar dolara çıkar diye sen yazmadın mı?” dedi. Ben de “Evet, konuştuğum bir yabancı yatırımca rakamı 1.8 milyar dolara kadar çıkarabiliriz, sonrasını bilemeyiz demişti, ben de onu yazdım” cevabını verdim.

Patron da “İşte onu söylüyorum ya. Seni zeki akıllı biri olarak bilirdim, bunu nasıl yaptığını anlayamadım” diye sürdürdü. Ben hâlâ “ne var bunda?” diyorum. Sonunda patron söylemek istediğini söyledi: “Yahu hiç kimse mi hesap yapmıyor. Söyle bakayım, atv’nin yıllık kârı ne kadar?”

Bende tık yok. Nereden bileyim ki. Ardından ikinci soru geldi; “Peki Sabah’ın yıllık kârını biliyor musun?”

“Pardon, vallahi onu da tam bilmiyorum.”

Patron patronluğu ele aldı ya, sürdürdü konuşmasını: “Yaa işte böyle. Kime sorsam bunları bilmiyor, ama lafa gelince 1.5 milyar, 2 milyar diye konuşmasını herkes biliyor. Kardeşim bu işin hesabı kitabı yok mu, bu kadar para yatırdıktan sonra bunu nasıl çıkaracaksın, gökten para mı yağacak, yani ilan mı yağacak da bu yatırım kendini amorti edecek?”

Konuşan patron olunca fazla üstüne gidemiyorsunuz. Biraz “hık- mık” ettim “Yani etmez mi bu kadar?” diye sorabildim. Patron da “Bana göre etmez, anladığım kadarıyla fiyatı yüksek tutmak için böyle dedikodular çıkarıyorlar” dedi.

Ben de “Ama dünyanın en büyük medya patronları bu ihale için geldiler, Milyar doları gözden çıkarabilirler” cevabını verdim. Patron bunun üzerine sordu: “Sence neden gelip bu kadar para harcasınlar ki?”

Ne diyeyim şimdi, işten anlıyoruz da patronların bazı uygulamalarını anlamak da pek mümkün değil. Ama şunu söyledim:

“Türkiye’de yabancı sermaye çok büyüdü. Finans sistemi, haberleşme, tüketim malları hatta gıda konusunda bile yabancı sermaye payı yerliyi geçti. Ama ellerinde medya yok. Onu da kontrol etmek isteyebilirler.”

Patron bu konuda haklı olabileceğimi söyledikten sonra “Yine de aklım almıyor, eğer bir gazete ve televizyona bu kadar para veriliyorsa, bunun altında mutlaka başka bir gerekçe vardır, bunu öğrenmek lazım” dedi.

Ayrılırken “Aralık ayında satışlar gerçekleşecek, o zaman benim yazdığı doğru mu değil mi göreceğiz, ama öyle çıkarsa hemen arayacağım” dedim. Sözleşip gülüştük.

*****


Süper FM’den “korsana hayır” kampanyası

Türkiye’nin en çok dinlenen Türkçe müzik radyosu Süper FM “korsana hayır” kampanası başlattı. Radyo, kampanya gerekçesi olarak “Korsan sektörü o kadar büyüdü ki, neredeyse gerçeğinin üzerine çıkacak. Bu böyle giderse yakın bir gelecekte müzik sektöründe iş yapan kimse kalmayacak, Türkiye müziksizliğe mahkûm hale gelecek” görüşüne yer verildi.

Radyo bu konuda daha geniş bir kesime ulaşmak ve etkili olmak amacıyla aralarında Ferhat Göçer, Gülben Ergen, Hande Yener, Funda Arar, Erol Evgin, Gülşen, İzel, Fatih Erkoç, Aysel Gürel, Orhan Gencebay, Kutsi, Bengü, Nev, Özgün, Aşkın Tuna, Müjdat Gezen olan ünlü isimlerden sesli mesajlar alarak yayınlamaya başladı.

Gerçekten de teknolojide büyük gelişmeler nedeniyle müzik ve film sektöründe zaten ağır kayıplar yaşanıyor. Buna bir de korsan eklenince bir süre sonra kimse müzik üretemez hale gelebilir. Bu nedenle müziği seven herkesin korsan yayınlara karşı tek yumruk olması gerekir. Sonuçta korsanlık da bir tür hırsızlıktır. Buna hiç birimizin alet olmamasını diliyorum.

*****


Büyük düğün
Cumhurbaşkanı kızını evlendirdi. Allah mutlu etsin. “AKP’liler böyle bir düğünü nasıl buluyorlar?” diye sormuştum. Bazı yorumlar geldi. Ama anladığım kadarıyla kimse savuna yapamıyor. Anlaşıldığı kadarıyla bu düğün AKP’lileri bile susturmuş durumda. Hafta içinde gelen bazı savunmalardan örnekler vermek istiyorum. Tabii, düğünde toplanacak hediyelerin bir bölümünü Mehmetçik Vakfı’na verileceğinin açıklanması bazılarını makul gerekçe bulmakta heveslendirebilir. Ancak hediyelerin ne kadarının verileceği de açıklanmalıdır. Yine de bunlar genç çifte mutluluk dilememe engel değil.

*****


Kürtler devlet kursa asla yaşayamazlar

Türkiye’nin Güneydoğusu’nu terörle karıştıran ve ülkeyi bölmek isteyen bazı Kürt grupların en büyük hayali bağımsız bir devlet kurmak.

Peki bağımsız devleti kursalar ne olacak, bunu çok merak ediyorum işte.

Çünkü, isteyen eline bir harita alıp baksın. Diyelim ki bugünkü Kuzey Irak’ta bir devlet kuruldu. Haydi yine diyelim ki Türkiye’den de bir parça almayı başardılar. Ya sonra?

Dediğim gibi, haritaya bakın. Bir tarafta İran, bir tarafta Suriye, kuzeyde Türkiye ve güneyde henüz niteliği belli olmayan Irak’taki başka bir devlet.

İyi de tam ortada kalan, denize açılma şansı olmayan, tüm yolları sürekli hasımlık yaptığı devletler tarafından kesilen bir Kürdistan ne kadar yaşayabilir ya da halkını ne kadar mutlu kılabilir?

Bunun cevabı herhalde “hiçbir zaman” olur. Diyelim ki Amerika bu devlete büyük destek versin. Sürekli asker koruması altında tutamayacağına göre Kürtler eninde sonunda acı gerçekle karşılaşacaklardır. Geçenlerde emekli bir büyükelçi ile sohbet ediyorduk. Bu konuya da değinince emekli büyükelçi ilginç bir şey söyledi. “Bu Kürtler kendi devletlerini kurmak yerine Türkiye’nin bir eyaleti olmayı neden düşünmezler acaba?” diye sordu.

Sonra da sürdürdü: “O zaman Güneydoğu bölgesindeki bölücü hareketler de bitecektir. Türkiye bu bölgeye daha fazla önem verecektir. Türkiye’nin bir eyaleti olan Kürt bölgesi kendi iç işlerini halledecek ama dış politikada ve genel hukukta Türkiye’ye bağlı kalacaktır. Bu durum Kürtlerin bundan sonra tamamen güven ve huzur içinde yaşamaları anlamına da gelir.” Emekli büyükelçi benim sormama fırsat vermeden ekledi: “Tabii Musul ve Kerkük’teki petrol bölgeleri de bu eyalet içinde yer alacak. Buranın petrolü üzerindeki haklar bizim olacak ama Kürtler de bunun geliriyle kalkınacak.”

Ağzımdan farkında olmadan “Bunu yaptırmazlar ki” sözleri çıkınca emekli büyükelçi hafif öfkelenerek “Sende de mi aşağılık kompleksi var. Hep aynı laf. Bize yaptırmazlar ki. Neden yaptırmasınlar ki, ayrıca sen iradeni ortaya koyarsan kimse bir şey söyleyemez. Böylelikle bölgeye de barış gelir, Türkiye gerçekten çağ atlama şansı bulur. Ortada ne terör kalır ne başka bir şey, işte o zaman bölgenin en güçlü ülkesi oluruz” dedi.

*****


Kibrit olayı

Pazar günü rüzgârda yakabilmek için kibriti ıslatmak gerektiğini yazmıştım. Bunu sadece kibritin ucundaki ilacı ıslatmak gerek anlamı çıkaranlar olmuş. Yazıyı bir daha okuyunca gerçekten bu anlam çıktığını gördüm. Kusura bakmayın, Asıl ıslatılacak yer kibritin ağacı. Hafif nemlenen ağaç kısmı daha uzun yanıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR