Bu pis oyunu bırakın lütfen

Haberin Devamı

Son birkaç gündür AKP destekli medyada yürütülen bir kampanya var. “Temiz devlet” adına sözde çetelere karşı yürütülen bu kampanyada hedef silahlı kuvvetler. Aslında bu kampanya Şemdinli olaylarından sonra başlatıldı.

Şemdinli olaylarını ısrarla silahlı kuvvetlere bağlamak isteyen iktidar, bu uğurda Genelkurmay Başkanı hakkında bir savcının suç duyurusunda bulunmasına bile göz yummuş, ancak gösterilen tepki nedeniyle geri adım atılmıştı.

Ancak iktidar yanlısı çevre bu konudaki ısrarlı yayınlarını bıkmadan usanmadan sürdürüyor.

Şimdi İstanbul’da ele geçirilen bir çete içinde kimi emekli subayların da olmasından yola çıkılarak “Bu işin ucu nereye kadar giderse gitsin, takipçisi olacağız” söylemi kullanılıyor.

Bu medya birkaç gündür de, çetelerin başının, halen orduda görev yapan bir generale kadar uzandığını yazıp çiziyor. Haber metinlerine “çok gizemli” cümleler konuyor. Emniyet istihbarat teşkilatlarının “bu generale ulaşmak üzere olduğu” ileri sürülüyor.

Hiç kimse merak etmesin, orduda halen görev yapan bu generalin kim olduğunu biliyorum. Kastedilen kişi Tuzla Piyade Okulunun komutanı tuğgeneraldir.

Bu generalin, sanıyorum dönem arkadaşı olan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin’le makamında çekilmiş bir fotoğrafı var. AKP medyası günlerdir elinde tuttuğu bu fotoğrafı yayınlayacak bir ortam arıyor. Bunun yanısıra yayınlarıyla kimi kastettiğini ima ederek bunu bir tür tehdit aracı olarak da kullanmak istiyor. Neden böyle söylüyorum, çünkü bir türlü yayınlanamayan bu fotoğraf internetten herkese dağıtılıyor.

Çünkü halen görevli bir generalin kendi makam odasında çekilmiş fotoğrafını internette değil de gazetede yayınlayıp altına “çete bağlantısı” haberini yazmak herhalde o kadar kolay değil. Ancak bir punduna getirerek bu fotoğrafı yayınlayıp, en azından şaibe oluşturmaya çalışacaklarını da tahmin ediyorum.

Bu çok pis bir oyundur. Emekli ordu mensubu olsa da, bir takım kendini bilmezlerin kişisel menaffat uğruna çeteleşmeleri, eski görevleri nedeniyle kendilerini bir tür dokunulmaz saymaları, bundan cesaret alarak fütursuzca davranmaları silahlı kuvvetlere mal edilemez.

Söz konusu fotoğraflar bana da geldi. Muzaffer Tekin’le tuğgeneral yan yana görülüyor. Ciddiye bile almadım, çünkü çeteleşme içinde olan bir generalin kendi makam odasında fotoğraf çektirmesi kadar saçma sapan bir şey olamaz.

Fotoğraftan da anlaşıldığı kadarıyla bu bir nezaket ziyareti, tuğgeneral de, dediğim gibi belki de dönem arkadaşı olan Muzaffer Tekin’le aynı fotoğrafa girmekten çekinmemiş.

İktidar cumhurbaşkanı seçmekteki beceriksizliğini sözde demokrasi adına dolaylı yollardan silahlı kuvvetlere yüklemeye çalışıyor ve böyle pis oyunların oynanmasına göz yumuyor.

Çok ayıp. Bu ayrıca demokrasiye de darbe vurmaya ve bundan çıkar sağlamaya da yöneliktir.

*****

Bilgi karışması

Türbanın kısa tarihini yazmaya çalıştığım yazıda, canımı çok sıkan maddi bir hata yaptığımı, ne yazık ki yazı yayınlandıktan sonra fark ettim.

Şule Yüksel Şenler’in 1965 yılında o tarihlerde “sıkmabaş” olarak anılan türbanı ilk kez kullandığını yazmıştım. Türbanın o yıllardaki safahatini anlattıktan sonra, bir de ek bilgi vermek adına “Şule Yüksel Şenler, devlet bakanı Ali Babacan’ın halasıdır” demiştim.

Külliyen yanlış. Ali Babacan’ın halası Hatice Babacan.

Peki bu hatayı nasıl yaptım? Elbette çok geçerli bir bahanem yok. Tamamen bilgi karışması. Benim özensizliğim.

Ancak bilgi karışmasına neden olan unsur, Hatice Babacan’ın da türban konusunda tıpkı Şule Yüksel Şenler gibi bir öncü olması. İki öncü kadın benim yazımda bilgi karışıklığına neden oldu.

Hatice Babacan İlahiyat Fakültesi’nde okurken okula türbanla girmekte ısrar etmiş ve okuldan atılmıştı. Hatice Babacan daha sonra türbanlı kızların üniversite önlerindeki eylemlerinin sembolü olmuştu.

Yeri gelmişken bir yanlışımı daha belirtmek istiyorum. Bir yazımda birinci dünya savaşının Sırp prensinin öldürülmesi ile başladığını söylemiştim. Bu yazımı güçlendirmek için örnek olarak seçtiğim bir ifadeydi. Ana konuyla ilgisi olmadığı için yine dikkatsiz davranmışım. İşin aslı ilkokul öğrencilerinin bile bildiği gibi Avusturya veliaht prensinin bir Sırp tarafından öldürülmesidir. Yani ölen değil, öldüren Sırp.

Ne diyeyim, bazen böyle can sıkıcı yanlışlar yapıyor insan.

*****


Lüks otolara arama

Dün gazeteye geliyorum, yolumun üzerindeki bir alt geçitten geçerken, motosikletli polislerin güvenlik kontrolü yaptığını gördüm. Beni de durdurdular. Ehliyetimi verince sağolsun polis memuru tanıdı. Ruhsatı da kontrol ettikten sonra “Buyrun devam edin” dedi.

Ancak tam bu sırada dikkatimi çekti. Önümde ve arkamda durdurulan arabaların hepsi çok lüks araçlardı. Yanlış hatırlamıyorsam bir Mercedes 600, bir üstü açık BMW, bir tane de Jaguar duruyordu. Polis hepsinin içini de arıyordu.

Bugüne kadar pek çok polis kontrolü gördüm. Ama lüks otomobillerde iç arama yapıldığını pek görmemiştim. Genellikle eski model yerli arabalarla, içinde 3-4 gencin bulunduğu araçların arandığına rastlamıştım hep.

Memura “Hayrola ihbar mı var?” dedim. Memur “Hayır genel arama” dedi. Ben de “Bayağı lüks arabaları da arıyorsunuz artık” deyince polis memuru gülümsedi: “Can Bey siz de yazıyorsunuz. Artık teröristler de değişti. Lüks araçlar kullanıyorlar, kızlar mini etekli, makyajlı, erkekler takım elbiseli yakışıklı. Ama üstlerinde bomba var, canlı canlı patlamaya hazırlar. Biz de çok lüks arabaları bile arıyoruz artık.”

Doğru tabii. Hele İngiltere’deki olaydan sonra. İngiltere olayının dinimize ve bize vereceği zararı da önümüzdeki hafta yazarım.

*****

Demokrasiye kurşun muydu?

AKP’liler Anayasa Mahkemesi’nin kararından çok mutlular. Çifte sandık hesapları yapıyorlar, mahkemenin kararının kendilerine oy da sağlayacağına inanıyorlar. Bu kararın yaratacağı kaostan kendilerinin de ne kadar etkileneceğini şimdilik hesap etmiyorlar her halde.

AKP bu kadar sevinirken insanın aklına çok değil bir ay önce Başbakan’ın söylediği sözler geliyor. 367 konusundaki karar üzerine Tayyip Bey “Demokrasiye kurşun sıkıldı” diyecek kadar öfkelenmişti. Anayasa Mahkemesi’nin arkasında silahlı kuvvetlerin olduğu ima edilmiş, buna destek verenler de darbecilikle suçlanmıştı.

Oysa Anayasa Mahkemesi aldığı son kararla bütün bu eleştirileri de bitirdi. Yüce Mahkeme kimsenin baskısı altında olmadığını da kanıtladı. Peki şimdi o söylenen laflar ne olacak?

Ama farketmez. AKP için “dün dündür bugün bugün.” Demokrasi ve hukuka bağlılık sadece lafta olunca, böyle açmazlara düşülüyor tabii ki.

DİĞER YENİ YAZILAR