Haberin Devamı
Bu hafta sizler için birkaç cümleden oluşan küçücük fıkralar seçmeye çalıştım. İki cümle ama espriler çok hoş. Gerçi hepsi evlilik ve kadın erkek ilişkisi üstüne, karı koca birlikte okumak bir sakınca yaratır mı bilemem. Bakalım bu pazar sabahı sizin de yüzünüzde bir tebessüm oluşturacaklar mı?
Adam gece yarısı karısını uyandırır:
- Sevgilim, aspirinin.
- Ama başım ağrımıyor ki...
- Harika!
Koca evine elleri bir sürü kaset dolu olarak girer ve karısı:
- Niye bir sürü kasete para verdin, bizim evde teyp yok ki?
- Sen sütyen aldığında ben soruyor muyum?
Koca eve zil zurna sarhoş girer ve karısına bakarak:
- Ne kadar çirkin olduğunu biliyor musun?
- Sende pis ve sarhoşsun diye cevap verir karısı.
- İyi de benimki sabaha geçecek!
Kadın kocasına:
- Uzun zamandan beri bana sıcak bir kelime söylemedin.
- Cehennemde yanasın.
Eve zamanından erken dönen adam karısını yatakta en iyi arkadaşlarından biri ile yakalar. Hiç bozuntuya vermeden ve soğukkanlılıkla silahını çeker ve arkadaşını vurur. Kadın yatakta şöyle doğrulur:
- Bak bu şekilde davranmaya devam edersen hiç arkadaşın kalmayacak.
İki erkek bir lokantada oturmuş pencereden bakıyorlardı, biri:
-Karşıdan karşıya geçen şu iki kadını görüyor musun biri karım diğeri ise metresimdir
-Allah sana uzun ömürler versin şimdi ben de aynısını söyleyecektim!
Kadın aynada çıplak vücudunu seyrediyordu. Eşine:
- Görüntümü iğrenç buluyorum, yaşlı, buruşuk. Bir iltifata ihtiyacım var.
Eşi: “Gözlerin iyi görüyor!”
- Sadakatin tanımı nedir?
- Fırsat yokluğu!
Adam yanında oturan kadına fısıldar:
- Şampanya sizi güzelleştiriyor
- Bir kadeh dahi içmedim.
- Ama ben onuncu kadehimdeyim...
Urfalı’nın mezar ziyaretindeki feryadı
Birkaç hafta önce bir Karadenizli’nin, daha önce de Egeli’nin kendi şiveleriyle yazdıkları mektupları paylaşmıştım sizlerle. Bu pazar da bir Urfalı’nın yine kendi şivesiyle ziyaret ettiği babasına dert yanmasını sunmak istiyorum. Gerçi pek yeni bir şey değil, internette geziniyordu, okumayan vardır diye köşeme aldım:
Babo nasısan, eyimisen? Gene Fatihayı gaptın, keyfin yerinde. Oraları bilmem amma... Buraları bura olmaktan çıhmış gayri. Mezarıydan galksan, gafayı yersen.
Öldüğüye sevinirsen...
Sıra geceleri bitti artık. Şindi Bitlis’te beş minare de yok. Hasangalasında caketim de galmamış. Hem Urfa dağlarında ceylanlar da gezmiy. Herkes: Şak-şuka, şaka da - şuka söylüy...
Ne mırranın, ne de gayfenin dadı galdı, gayfenin neslisi çıkmış, südü de içinde.
Gaçak çay da hepden gaçak olmuş, sallama içiyler.. Ahhh.. Şu gavur icadı televizyon yok mu? Tam üç tene eve aldım, gene de acans dinliyemiyem.
Gumasının yüzünden gocasından ayrılan böyük gız, Yaseminin penceresinden bakmazsa göremiymiş. Öbür oğlan Gurtlar Vadisi. Hele o güççüğü yokmu ? Sen görmedin. Saçını hep Amerikan kesdiren, gözü gulağı oynuy namıssızın.
Acun Firarda diy, başka bi şey demiy turizm dersine eyi geliymiş. Valla yalan, mahsadı çıbıldak garılara baha...
Torunun Şehmuzla iftihar etmelisen, Aletirik Mehendisi çıktı. İş bulamadı, galdırım mehendisiyem diy. Galdırım da yok ya, çamırlarda debeleniy, duruy... Babo bi de telefon çıkmış, minnacık. Şalvarın cebine on tene sığar şerefsizim.
Tele-fon amma teli, meli yok. Eyi bi şey de çok yalan söylüy. Ben Siloyu tarlada görüyem, aradığın gişiye ulaşılmıy diy. Ancaaa foturaf bilem çekiy vallaha...
Bu cümma rühuya hatim indirecektik Mevlüt Hoca nazlanıy, boğazı ağrıymış.
Yoh gendini üç aylara hazırlıymış... Eve iki tene CD göndermiş, bunuyla gırk hatim iner demiş.
Eh.. Sen de bunuyla idare edersiy. Dünya işleri bitmiy. Şindi bana müsade aşağı kepir tarlaya gidiyim. Golf oynuyacağım da...
Babaya mektup
Yarın ilkokul birinci sınıflar ve bazı özel okullar için yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. O zaman karşılamak adına bir öğrenci fıkrası sunmak istiyorum sizlere.
Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını fark etti. Üzerinde ’Babama’yazıyordu. Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:
Sevgili baba
Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben Jale ile buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri, derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olması da bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk... Baba Jale hamile! Jale’nin dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Jale benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez.
Esrar yetiştirecek, insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokain ve ekstaziye ulaşacağız.
Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDS’in çaresi bulunsun ve Jale sağlığına kavuşsun diye...
O kesinlikle iyileşmeyi hak ediyor.
Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim bir gün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin... Oğlun...
NOT: Baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. Ben Mehmetlerdeyim. Sadece sana masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim.
Tecrübe hayatta yenilen kazıkların
bileşkesidir.

