Bu nasıl bir aşağılık duygusudur

Haberin Devamı

ABD Başkanı Obama “beklenen” konuşmasını yaptı. Dünyadaki yankıları şu anda olumlu görünüyor. Başka türlüsünü düşünmek de mümkün değil zaten. Çünkü Obama’nın konuşmasını baştan sona okuduğunuzda fazla itiraz edilecek ya da karşı çıkılacak bir noktası yok.

Sonuçta ABD Başkanı, İslam dünyasına yönelik sağduyulu ve akıllı bir konuşma yaptı. Konuşmanın sistematiğinde bir yanlışlık yok.

Ama ben uygulamaya bakarım. Başkan Bush da 11 Eylül’den önce benzer sözler söylemişti. Sonuçta sözler değil eylemler önemlidir ve bu eylemlere de hiç aklımıza gelmeyen başka faktörler etki yapar bazen.

11 Eylül saldırısı olmasaydı acaba Bush, İslam dünyasından bu kadar uzaklaşır mıydı, Batı toplumlarında Müslümanlardan nefret bu kadar yaygınlaşır mıydı?

Bu nedenle Obama çok güzel sözler söyleyebilir. Ama bilmeliyiz ki bütün bu sözlerin altında görünmeyen bir tehdit de yatmaktadır. Obama ve Amerikan yönetimi “Bu kadar yakın davrandıktan sonra karşılığını da bekleriz” demektedir.

Bu beklenti gerçekleşmezse Obama sağduyulu yaklaşımını sürdürecek mi, işte orası meçhul.

Konuyu artık gelişmelerin akışına bırakalım, ben “tarihi konuşma” sırasında dikkatimi çeken ve canımı sıkan bir başka noktayı yazmak istiyorum.

Obama’nın konuşması 4 kez alkışlarla kesildi. Bu dört anda da Obama Kuran’ı Kerim’den bir cümle söylemişti. Başkan’ın ağzından Kuran’ı Kerim duyanlar hemen alkışa başlıyor.

Bu nasıl bir aşağılık duygusudur böyle? Mısır Devlet Başkanı Amerika’daki bir üniversitede konuşurken İncil’den iki cümle okusa, kendisini dinleyen Hristiyanlar hemen alkışa başlar mı?

Bunu dün Mısır’da yaşadık ama fark etmez. Obama TBMM’de konuşurken de Kuran’dan söz ettiğinde çok alkışlandı. Malezya’da da aynısı olacaktır.

Bu, bence ezilmişliğin, Batı uygarlığını her şeye rağmen kabullenmişliğin yarattığı bir duygu. Bir Hristiyan’ın Kuran’dan söz etmesi çok hoşumuza gidiyor. Çünkü onu kendimizden çok büyük görüyoruz ve bizden söz etmesi hoşumuza gidiyor.

Aynı şekilde bir yabancının bizim dilimizde birkaç kelime söylemesine de bayılırız. Oysa biz onların ülkesinde onların dilinde birkaç kelime söylersek kimse aldırmaz bile. Hatta kendi dillerini tam bilmediğimiz için bizi küçümserler.

Daha yürüyecek çok yolumuz var.

*****



BU ÖNLEMLER KEŞKE TEĞET GEÇERKEN ALINSAYDI


Krize karşı ekonomik önlemler ve teşvik paketleri açıklandı. Piyasalardan anladığım kadarıyla önlem ve teşvikler beğenildi. Kimse “harika, bundan iyisi olmaz” demiyor demesine de ekonomi adına olumlu olduğunu söylemek gerek. “Tedbir alınıyor” sözünün bile ekonomiye ne kadar olumlu etkiler yaptığı bilinen gerçek.

Ancak bu önlemleri okurken insan “Keşke bütün bunlar, kriz bizi teğet geçerken alınsaydı da, o kadar insan işsiz kalmasaydı” demekten de kendisini alamıyor.

Başbakan’ın “yok” dediği kriz aslında Türkiye’nin altını üstüne getirdi. Yüz binlerce kişi işinden oldu, birçok küçük iş sahibi ya iflas etti ya işini tasfiyeye zorlandı. Önceki gün açıklanan önlemler yılbaşında alınsaydı şimdi Türkiye çok farklı bir yerde olurdu. Ama iktidar hem bilgisiz ve beceriksiz hem de her şeyi kendisine yontma derdinde olunca sonuç da böyle oluyor.

İşin komik yanı, zamanında önlem almayan Erdoğan’ın şimdi “krizi çözen adam” havasına girmesi. Halkımız bunları hâlâ yutuyor mu, şüpheliyim.


*****



İKİ EDEPSİZLİK

Hem Bülent Arınç hem de Tayyip Erdoğan çok kısa aralıklarla aynı kelimeyi kullanarak bir konudaki tepkilerini dile getirdiler.

Arınç “Deniz Feneri hırsızlığını” yapanları “edepsiz” olarak nitelerken, Erdoğan da partisine AKP diyenler için kullandı aynı kelimeyi.

Edepsiz “ahlaksız” anlamına geliyor. Türkçe sözlükte “sürekli olarak ahlak dışı işleri yapan kişi” yazıyor edepsizin karşısında.

Kelimenin sözlükteki anlamı böyle olsa da her dilde olduğu gibi Türkçe’de de kelimelerin anlamları kullanıldığı yere göre farklılaşır.

Örneğin günlük dilimizde edepsiz genellikle yaramaz, laf dinlemeyen, haşarı çocuklar için kullanılır. Cevap yetiştiren çocuğa “edepsizlik etme” deriz. Sahada rakibine faul yaptıktan sonra hakeme de itiraz eden genç futbolcuyu “edepsizliğin alemi yok” diye eleştiririz.

Çünkü edepsiz günlük kullanımda çok kötü bir anlam yüklü değil hatta hafif bir sempatiyle söylenir.

Bakkal amcasının dükkanından sigara araklayan biri için aklımıza “edepsiz” demek gelmez. Ona açıkça “hırsız” deriz veya “ahlaksız” kelimesini uygun görürüz.

Aynı şekilde “edepsiz” kelimesi yine günlük hayatta muhataba ağır hakaret amacıyla da kullanılır. Bir dernek toplantısında rakip adaya “edepsiz” diyerek ona “ahlaksız” demiş olmazsınız, sadece ağır hakaret etmektir asıl amacınız.

Bu açıdan bakınca Bülent Arınç, Deniz Feneri gibi asrın hırsızlığını “edepsizlik” diyerek geçiştirmek hatta mazur görmek istemektedir.

Tayyip Erdoğan ise aynı kelimeyi geniş bir kitleye hakaret etmek, onları aşağılamak amacıyla kullanmıştır.


*****



BALIK TUTMAYI ÖĞRETMEK


Başbakan Erdoğan “eşsiz mayın yasasını savunma eylemini” yaparken “Bazıları buradaki toprakları halka dağıtmamızı istiyor. Kusura bakmasınlar biz bunu yapmayacağız” dedi. Sonra biraz durdu ve ekledi: “Çünkü biz halkımıza balık tutmayı öğretmek istiyoruz.”

Şimdi bu güzel bir aşama mı yoksa herkesi balık hafızalı ve sersem sanmanın bir sonucu mu anlamak mümkün değil.

Çünkü AKP iktidarının temel ilkesi halkın önemli bir bölümünü yoksullaştırmak, böylelikle etkisizleştirmek ve yardıma muhtaç hale getirmek. Ardından da bu yardımların sürmesi koşuluyla oylarını almak.

Ne normal dönemde ne seçim döneminde AKP iktidarının aklına balık tutmayı öğretmek geldi. Her şey yardım üzerine kuruldu ve bu politika bugüne karar sürdü.

Sanıyorum Erdoğan mayın yasasının heyecanı içinde öyle bir cümle sarf etti. Mamafih yasa geçtiğine göre biraz bekleyelim bakalım, Başbakan balık tutmayı öğretme sözünü yerine getirebilecek mi?


DİĞER YENİ YAZILAR