Bu Meclis yeni anayasa yapamaz

Haberin Devamı

Başbakan Tayyip Erdoğan “Nisan’da yeni anayasa için çalışmaların başlayacağını” ilan etti. Bu kapsamda Meclis Başkanı’nın seçimlerden hemen sonra bir uzlaşı turuna çıkacağı da belirtildi.

AKP, 2007’deki seçim zaferinden bu yana “yeni anayasa” önerileri yapar oldu. Hatta özel bir komisyon anayasa taslağı bile hazırladı. Ancak her nedense AKP bunu hayata geçirmekte biraz çekingen davrandı, ardından kapatma davası açılınca da konu doğal olarak kapandı.

Şimdi yine bir seçim dönemine geldik ve yine yeni anayasa tartışmaları başladı.

Daha önce de yazmaya çalıştığım gibi “seçilmiş bir iktidarın anayasayı tümüyle yeniden yazması” en azından hukuk ilkelerine ve anayasaların ruhuna aykırı.

Çünkü anayasalar bir ülkenin temel sözleşmesidir ve içinde yapılacak değişiklikler dışında tümüyle yeniden yazılmasının koşulları vardır.

Anayasalar bağımsızlık kazanıldığında, bir savaştan veya iç savaştan sonra, askeri ya da sivil darbelerin ardından yeniden yazılır. Seçilmiş iktidarların ne kadar iyi niyetle olursa olsun yeni baştan anayasa yazmaya kalkması ülkenin temel sözleşmesi olamaz. Bir tür uzlaşma sağlanmış görünse bile bu sonuçta hâkim iktidarın temel felsefesinin ve siyasi görüşünün bir yansımasıdır.

Bu nedenle zaten yeni bir anayasa yapılması gerçeğe uygun değilken, bugünkü iktidarın ağırlıklı olarak temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni bir anayasa yazılmasına karar vermesi hiç olmaz.

Çünkü; bugünkü iktidar, mevcut Anayasa tarafından mahkûm edilmiş durumda. AKP kapatılmadı belki ama Anayasa Mahkemesi bu partinin “laikliğe aykırı tutum ve davranışların odağı olduğunu” bire karşı 10 oyla kabul etti.

Kısacası şu andaki iktidar Anayasamıza göre suçlu ve mahkûm edilmiş konumda.

Durum böyleyken bu iktidarın Anayasayı yeniden yazmaya kalkması hukuksal sıkıntının yanı sıra aynı zamanda ahlâka da aykırıdır.

Bu, “bir suçtan mahkûm edilen kişiye, yasayı yeniden yazma hakkı vermek” gibi bir şeydir ki akla ve mantığa da uymaz.

Peki bu durumda zaten beğenmediğimiz, askeri bir darbenin ürünü olan Anayasa’ya tahammül edeceğimiz anlamına mı gelir. Elbette hayır. Bu Anayasa’nın mutlaka yeniden ele alınması ve belki de yeniden yazılması gerekir.

Ama bunu yapma işi mevcut parlamentonun işi olamaz. Hukuken mutlaka çıkış yolları bulunacaktır ve bunlar aranmalıdır. Belki kolay yollarından biri, yine halkın oylarıyla oluşturulacak ve tek görevi anayasa yazmak olan bir Kurucu Meclis oluşturmaktır.

Aksi takdirde yeni anayasa için suni zorlamalara gidilmesi siyasi gerginliği artırmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.

*****


Senfoni’de bu hafta

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası iki haftalık aradan sonra yarın akşam tekrar müzikseverlerle buluşuyor.

Lütfi Kırdar Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki konser her cuma olduğu gibi yine 19.30’da. Bu hafta orkestranın şefi Alexander Rahbari. Gitarist Dimitri İllarionov ise konserin solisti.

Programda Ulvi Cemal Erkin’in Köçekçe eserinden sonra Rodrigo’nun Gitar Konçertosu ve Bela Bartok’un Orkestra Konçertosu seslendirilecek.

*****



Hepimizi öldürdüler


Temel bir gün yanına torununu almış ve askerlik anılarını anlatmaya başlamış: “Pen askerlik yaparken savaş çıktı ve pizi savaşa cönderdular. Nasıl savaşıyoruz, nasıl savaşıyoruz... Aslanlar cibi! Tüşmanları pir pir öldüreyruz. Derken pir gün pusuya düştük ve bizi esir aldular. Cünler sonra düşman ordularının komutani geldi: ‘İki seçeneğinuz var. Ya hepinizi öldürürüz, ya da tecavüz ederuz’ dedi.” Temel’in torununun gözleri parlamış: “Eeee... sonra.” Temel, lafı ağzından kaçırdığına bin pişman: “Sonra hepimizu öldirdüler...”


*****



Gazanfer Özcan pişmanlığı

Gazanfer Özcan çok sevdiğim bir tiyatro sanatçısıydı. Tanışsak da çok görüşme fırsatımız olmazdı. Ama her karşılaşmamızın da müthiş bir sohbet lezzetine dönüştüğünü söylemeliyim.

Bunun da ötesinde, Gazanfer Özcan ve onun yaşındaki sanatçılara çok ayrı bir sevgim ve saygım olduğunu da söylemeliyim. Çünkü, şu sıralarda televizyonun getirdiği şöhret ve maddi kaynaklar yıllar önce hiç yoktu.

Buna karşın yüreğinde sanat sevgisi olan Gazanfer Özcan ve arkadaşları, tüm engellere, zorluklara, sıkıntılara rağmen hiç yılmadan Anadolu’yu karış karış gezerek tiyatro aşkını bu halka aşıladılar. Aç kalmayı, yokluk içinde yaşamayı tercih ettiler ama sevdalarını terk etmediler.

Bizim nesilde biraz sanat ve tiyatro sevgisi varsa, bunu tümüyle bu fedakâr sanatçılara borçluyuz.

Galiba iki hafta kadar önceydi. Hafta sonu Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nun önünden geçiyordum. İşim de yoktu. “Saati uyuyorsa girip son oyunu izleyeyim” diye geçirdim içimden. Galiba o sırada bir telefon geldi, “haftaya mutlaka gelirim” diyerek son anda vazgeçtim.

Şimdi nasıl pişmanım anlatamam. Hiç aklıma gelir miydi, son anda kapısından döndüğüm Gazanfer Özcan’ı kaybedeceğimiz. Oysa yine ona sürpriz yapacaktım. Sahneye çıktığında, bilmem kaçıncı sırada otursam bile fark edip, diğer seyircilerin anlamayacağı biçimde gülümseyip, oyundan sonra da “Niye haber vermedin?” diyecekti.

Bu kez olmadı. Bir anlık karar değişikliği, büyük usta ile bir kez daha sohbet olanağını elimden aldı. Gerçekten çok pişmanım. Adı da tiyatroya katkıları da ebediyete kadar unutulmayacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR