Bu maddeye göre ne yapacaklar?

Haberin Devamı

Siyasi Partiler Kanunu’nun 90’ıncı maddesi aynen şöyle:

Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasa ve bu kanun hükümlerine aykırı olamaz. Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamayacakları gibi seçimlerde başka bir partiyi destekleme kararı da alamazlar. Bu maddeye göre solda birlik sıkıntı yaşar mı?

Meydanların ağır baskısı, siyasi çevrelerin desteği ve Rahşan Hanım’ın da ikna edilmesiyle “solda birlik” sağlanmış oldu. Ama çok ciddi bir sorunu da beraberinde getirdi.
Baykal solda birlik çabalarının başladığı günlerde “Doğru olan DSP’nin gelip CHP’ye katılmasıdır” demişti. DSP ise buna şiddetle karşı çıkmış ve asla parti kimliğinin sona ermeyeceğini bildirmişti.
Geçen günlerde Baykal olgunluk göstererek geri adım attı ve DSP’lilerin parti kimliklerini terk etmeden CHP listelerinden aday olabileceklerini açıkladı.
DSP biraz pazarlık yaptı, sonunda uyuşma sağlandı. Solda birlik büyük gösterilerle ve alkışlarla kamuoyuna duyuruldu.
Ancak söylediğim gibi şimdi ortada ciddi bir sorun var. O da Siyasi Partiler Yasası’nın 90’ıncı maddesi.
Bu maddeye göre (buraya bir kere daha yazmıyorum, hemen başlığın altında zaten büyükçe yazılı) DSP’nin tüzel kişiliğini koruyarak seçimlerde CHP’yi desteklemesi mümkün değil.
Bu olmadığı gibi DSP’den gösterilecek adayların da DSP kimliği altında aday olmaları olanaksız görülüyor.
Peki ne yapılacak? Büyük ihtimalle DSP’den gösterilecek adaylar, isimleri ilan edildiği anda DSP’den istifa edecekler. DSP de partisini kapatmayacak ama, parti olarak ortaya çıkıp “Oyunuzu CHP’ye verin” diyemeyecek.
Bu seçmen üzerinde etkili olur mu, DSP’lilerin seçim kampanyası boyunca konuşamayacak olması oyları azaltır mı?
Bunu pek sanmıyorum, dolaylı yollardan bu anlatılacaktır.
Ancak merak ettiği şu: Siyasi Partiler Yasası’nın 90’ıncı maddesi gözden mi kaçtı?
Yoksa Baykal ve Sezer bunu hiç dile getirmeyip gözlerden uzak mı tuttular?
Çünkü, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer CHP’den aday olmayacağını açıkladı. O partisinin başında kalacak. Sanıyorum Sezer bu durumu biliyordu, aday olması halinde partisinden istifa etmesi gerekecekti. Doğal olarak Genel Başkanlığı da bitecekti. CHP sıralarından seçildikten sonra en azından partisine genel başkan olarak dönmesi mümkün olmayabilir. Orada DSP’nin “eski kurtları” bekliyor, Sezer’i bir daha o koltuğa oturtmayabilirler.
İşe CHP açısından bakınca, Baykal sadece bu badireyi hafif atlatmış oluyor. Çünkü 90’ıncı madde baştan söylense DSP içindeki muhalefet daha büyüyecek ve belki de güç birliği tehlikeye girecekti.
Güç birliğini etkilememekle birlikte
90’ıncı madde solda büyük tartışmalara neden olacaktır bana göre.

*****

“Genelkurmay bana bağlı”

Başbakan Erdoğan IPI toplantısının kapanış gününde bir konuşma yapıyor daha sonra da bazı gazetecilerin sorularını yanıtlıyor.
Sorulardan biri askerle ilgili olunca Tayyip Bey silahlı kuvvetlerin de anayasal bir kurum olduğunu belirtiyor ve sonra ekliyor “Genelkurmay Başkanlığı bana bağlı.”
Bu cümlede hiçbir hata yok, teknik olarak yok.
Ama devlet geleneği ve görgüsü açısından son derece rahatsız edici bir cümle.
Elbette Genelkurmay Başkanlığı Tayyip Erdoğan’a bağlı. Ama Başbakan olduğu için.
Devlet geleneğinde bu tür konuşmalar yapılırken konu kişiselleştirilmez, makamların adına konuşulur. “Genelkurmay bana bağlı” demek sözde bir güç gösterisidir. Ama lafla yapılan gövde gösterilerinin hiçbir anlamı da olmaz.
Tayyip Bey sanıyorum 17 Nisan bildirisinden oluşan rahatsızlığını dile getirmek için bu tür bir gövde gösterisi yapma gereği duyuyor.
Ama sorun “bana bağlı” diye böbürlenmekle bitmez ki, eğer o bildiri bir suç teşkil ediyorsa ve Genelkurmay Başkanlığı da kendisine bağlıysa gereğini yapmalıydı. Gereğini yapamayacaksınız, ama biraz da aşağılık duygusu kompleksini andıran biçimde “Genelkurmay Başkanı bana bağlı” diyeceksiniz.
Tayyip Bey bu aşağılık duygusu kompleksini ilk kez açığa da çıkarmıyor. Biliyorsunuz bu duygu içinde ikide bir “Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım” da diyor. Sanki herkes başka bir şey sanıyormuş gibi.

*****

Deniz Feneri bağışları reklama yatırdı

Deniz Feneri adlı bir dernek var. Bu dernek topladığı bağışlarla yoksullara yardım yapıyor. Televizyon desteği sayesinde bu kampanya hayli ilgi de görüyor. Ancak Almanya’daki bir kara para operasyonu bu derneği de zan altında bıraktı. Alman polisinin yaptığı operasyon sonunda bu derneğin topladığı paraların bir bölümünü iktidar partisi emrine sunduğu ileri sürüldü.
Şimdi bu dernek tüm gazetelere tam safya ilanlar vererek bu iddiaları yanıtlıyor. Peki bu ilanların parası nereden karşılanıyor? Tüm gazetelerin sırf iyilik olsun diye bu ilanları bedava yayınlaması mümkün değil. Bu durumda yoksula gitmesi gereken paralar gazete reklamlarına gitmiş oluyor. Yok eğer bu reklamları bir hayırsever karşılıyorsa onun da belirtilmesi gerek.

*****

Ulaştırma Bakanı

Önce sivil havacılar gazetelere tam sayfa ilan verdiler. Anayasa gereği seçime gidildiği için görevinden ayrılan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a teşekkür ettiler. Çünkü sivil havacılara göre eğer bugün yolcu kapasitesi birkaç misli arttıysa bunu Binali Yıldırım başarmıştı.
Şimdi de denizciler yine tam sayfa ilanlarla Binali Yıldırım’a teşekkürlerini sunuyorlar. İlan veren denizcilere göre Yıldırım Türk Denizcilik Sektörüne çağ atlatan bir bakandı.
Tam sayfa reklam verme sırası şimdi galiba kara taşımacılarında. Kamyoncuların otobüsçülerin de harekete geçmesi gerekiyor.
Görevinden ayrılan bir bakan için böyle anılmak her halde çok mutluluk verici bir durum. Ayrıca pek de alışık olmadığımız bir gelişme bu. Bugüne kadar görevinden ayrılan hiçbir bakan için bu tür bir kampanyaya tanık olmamıştık.
Ancak yine de seçime gidilen bir ortamda bu tür bir reklam kampanyası, geçmişin teşekkürü olduğu kadar geleceğe de yatırım gibi geliyor bana.

DİĞER YENİ YAZILAR