Son bir iki gündür AKP iktidarından pek hoşlanmayan ya da kendisini CHP’ye yakın gören kimi görsem anında soruyu patlatıyor: “Bu Kemal Bey ne yapıyor yahu?” Tabii anlıyorsunuz, Kemal Bey’den kasıt CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu.
Öfkeli merakın sebebi basit: Kılıçdaroğlu önce miting meydanlarında türban konusunu çözebileceklerini söyledi. Ardından laikliğin tehlike altında olmadığını açıkladı. Derken Anayasa’nın değiştirilmesi konusunda Başbakan Erdoğan’a el uzattı.
Referandum sonuçlarından sonra “umutlarının iyice tükendiğine” inanan bazı çevreler, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin de AKP’nin “dümen suyuna” gireceği endişesi taşıyarak “Peki bu durumda ülke ne olacak?” diyorlar.
Samimiyetle bunu savunanlara “Çok haklısınız, endişeleriniz doğrudur, ancak bazı gerçekleri de görmeniz gerek” dedikten sonra ekliyorum: “Kemal Kılıçdaroğlu yanlış yapmıyor, korkmayın, hatta tam destek vererek arkasına geçin.”
Evet, aynen böyle düşünüyorum. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP siyasette inisiyatifi ele geçiremezse her konuda AKP’nin arkasından gidecek olursa değişen hiçbir şey olmayacaktır.
AKP ve yandaşlarının “demokrasi ve özgürlükler” konusunda söyledikleri fazla bir şey yok. Kimsenin karşı çıkamayacağı, teorik cümleler kurmaktan öte bir şey yapmıyorlar aslında. Ama “örnek gösterin” dendiğinde demokrasi kriteri olarak sadece “türban” gösteriliyor.
Demek ki türban AKP ve yandaşlarının elinden alındığında “demokrasi ve özgürlükler” konusunda söyleyecekleri söz kalmayacak.
Katı bir laik anlayışla “türbanı üniversite kapısından sokmama” anlayışı CHP’ye sürekli oy kaybettiriyor. İstesek de istemesek de türbanın üniversite kapısından döndürülmesinin artık fazla bir anlamı kalmadı. Laiklik türbanın üniversiteye sokulmamasıyla korunmuyor. Tam tersine türban bahanesiyle laikliğe çok daha ağır darbeler başka alanlarda vuruluyor.
Yeni Anayasa konusunda CHP’nin “gelin hemen konuşalım” çağrısı da önemlidir. Oysa AKP konuyu seçim sonuna bırakmayı, bunu seçim malzemesi olarak “bir havuç gibi” kullanmayı amaçlıyor. CHP de yine “iyi işleri engelleyen parti” olarak nitelenecektir. CHP’nin artık bu silahı da etsisiz hale getirmesi gerek.
İşin aslı şudur: Yeni anayasa ile kastedilen; laiklikle ilgili maddelerin kaldırılması, Türklük’le ilgili maddenin Kürtleri de kapsar hale getirilmesi ve ana dilde eğitimle ilgili yeni düzenleme yapılmasıdır.
AKP bu maddeleri, en az 4 yıllığına tek başına iktidar olmadan yapmak istemiyor. Çünkü bu maddeler, kimine göre “çok yararlı” bile olsalar, yapanın elini yakacak cinsten. O halde seçim öncesi bu riski göze almak bir parti için tehlikelidir.
Buna karşın, seçim öncesi bu kapsamda yapılacak bir kampanya, konuyu fazla bilmeyen kitleleri tıpkı referandumda olduğu gibi yönlendirecektir. CHP’nin bu süreci seçimden önceye çekmesi akıllı bir siyasi girişimdir.
Bu nedenle “Ne yapıyor bu Kemal Bey” diye sormanın gereği yok. İzleyelim görelim.
Referandumda ‘ihmal edilmeyecek’ iki nokta
BReferandumdan önce yazacaktım “şimdiden bahane arıyor” derler diye çekindim. Referandumda “evet” yüksek çıkınca yine yazamadım, bu kez “yenilen pehlivan” laflarını duymak istemedim. Artık üzerinden biraz zaman geçtiğine göre şimdi yazabilirim.
Birinci konu; referanduma sunulan bir konu “yarıdan bir fazla oyla” kabul ya da reddedilmiş sayılıyor. Ancak bu “yarı” hesaplanırken oylamaya katılanlar esas kabul ediliyor. Bence bu yanlış. Çünkü eğer “yarıdan bir fazla” aranıyorsa bu toplamın yarısından bir fazlası olmalıdır.
Tıpkı Meclis’teki güven oylaması gibi. Ya da bazı kanunlarda aranan “nitelikli çoğunluk” gibi.
Meclis’te güven oylaması için 276 evet gerekir. Oylamaya kaç kişi katılırsa katılsın esas olan sayı budur.
Referandumda ise halkın yüzde 26’sı sandığa gitmedi. Kalan yüzde 74’ün “yarısından fazlasının oyu ile” anayasa değişikliklerine evet dedik.
Oysa eğer tüm seçmenlerin yarısının oyu aranmış olsaydı, evet oyları yüzde 44’te kalacaktı. Diğer yüzde 56’nın “hayır” dediğini savunmuyorum. Ama “evet” diyenler aslında tüm seçmenlerin yüzde 44’üne denk geliyor.
İkinci nokta ise, bazı illerde katılımın yüzde 50’nin altına düşmesi. Bunun da demokrasi ile bağdaşmadığını söyleyebilirim. Bir referandum yapıyorsunuz, halkın yarısından bir fazlasının oyunu istiyorsunuz. Ama halkın yarısı bile sandığa gitmiyor.
Burada bir terslik var. Seçmenin sadece yüzde 10’unun katıldığı bir referandumda “yüzde 95 evet çıktı” ya da “yüzde 5 hayır çıktı” denilemez. Demokrasi gereği halkın yarısının bile katılmadığı bölgedeki referandumun iptal edilmesi gerekir.
Tabii bu iki noktayı da, bu referandum için değil ama bundan sonrakiler için dikkate alınması için yazıyorum.
Gündemde “yeni baştan anayasa” varken, bu iki noktanın atlanmaması gerek bana göre.
Her şey para değil
80 yaşında bir okurum aradı. Artık sayıları çok azalmış olmakla birlikte 63 yıllık okul arkadaşları ile her yıl bir araya geliyorlarmış. Bu yıl da Antalya’da buluşmaya karar vermişler. Pegasus’un kampanyasından yararlanarak erken rezervasyon yaptırmışlar ve paralarını ödeyerek biletlerini almışlar. Ancak Pegasus’tan bir yetkili, uçuştan birkaç gün önce erken bilet alan 11 kişilik ekibi aramış ve “Uçak değiştiği için sizi sabah uçağına alıyoruz” demiş. Tabii hepsi 80 yaşında olan yolcular isyan etmişler, “Biz bilerek öğle saatine aldık, o saatte kalkıp gelmemiz mümkün değil” demişler. Şirket yetkilisi erken rezervasyonla ucuz bilet alanlara kanuni olarak böyle bir uygulama yapılabildiğini hatırlatmış. Gerçi sorunu, biraz da zorlayarak bir hal yoluna sokmuşlar. Okurum haklı olarak diyor ki, “Ucuz kampanya yapılıyor, tabii ki yasal bazı uyarıları da önceden söylüyorlar, ama sıkışınca kabak yine ucuz bilet alana yani ekonomik durumu daha düşük olanın başına patlıyor.” 80 yaşındaki 11 eski arkadaşın sorununu, Türk havacılığında önemli bir çıkış yapan Pegasus’un dikkate alması, kuralları koyarken bazen sadece paranın önemi olmadığını da düşünmesi için bir uyarı olarak yazmak istedim.
Fakirin fakire bakışı
Mardin’de geziyorum. Adım başı merhabalaşma, küçük sohbetler, çay kahve molaları. Bir kahvede şoförlük yapan 40 yaşlarında bir Mardinli “Haftanın birkaç günü işim gereği Nusaybin’e gidiyorum, artık vize olmadığı için pasaportum yanımda, yarım saatliğine Suriye tarafına geçiyorum, evin bütün ihtiyaçlarını yarı fiyata alıyorum” diyor.
Suriye çok mu ucuz acaba. Şoför “mecburen” diyor “çünkü çok fakir ülke.” Arkasından da ekliyor: “Gıda maddeleri buradakinin aynı, ama bizden çok ucuz, diğer mallar yaramaz aslında, bazen ucuz diye alıyoruz.”
Şaşırıp “iyi de burada da çok fakirlik var” deyince şoför atlıyor sözüme: “Abi bizdeki fakirlik mi? Suriye bizim 1970’lerdeki halimizi yaşıyor. Pantolonları yamalı, ayaklarında lastik ayakkabı. Ben çocuğa lastik ayakkabı alsam kafama atar biliyor musun, yamalı pantalon giydiremem.”
Gerçekten, dikkat ettim o andan sonra, lastik ayakkabılı çocuk yok, kimsenin pantolonu ceketi yamalı değil. Bizim ülkenin fakirliği de farklı. Bizim fakirimiz, komşu ülkenin fakirliğine biraz da acıyarak bakıyor.
Tabii bunun başka nedeni de var, yarın da onu yazarım.
Hedefi olmayan insan kaderine mahkûm olur. (Fur
Kaner)
*****
Liderler, birbirlerine, yeni Anayasa konusunda samimiyet testi uyguluyor. Umarız bu testi de ÖSYM hazırlamıyordur! (Gani Yıldız)

