Bu kadarına da pes yani

Haberin Devamı

Kamuoyunun üst üste öğrendiği Siirt’teki iki çok çirkin olay ortalığı karıştırdı. Neresinden bakarsanız bakın hiçbir bahanenin arkasına sığınılamayacak olaylar büyük tepki yarattı.

Ancak bu çirkin olayların ortaya çıkmasından sonra gerek iktidar temsilcilerinin gerekse bürokratların açıklamaları bana göre çok daha vahim.

Her zaman olduğu gibi iktidar ve bürokratlar, olayın çirkinliğini bir kenara bırakıp yine medyayı suçlamaya kalktılar.

Kabinenin iki kadın bakanı medyanın bu haberleri yayınlamasından çok rahatsız olduklarını dile getirdiler.

Peki niye rahatsız oluyorlar? Devletin bu konuda harekete geçmiş olması, olayın konuşulmayacak olması anlamına gelmez ki.

Ayrıca kız çocuklarının istismar edilmesine ilişkin bilgiler eğer kamuoyuna medya aracılığı ile yansıtılmasaydı yerel yöneticilerin pek harekete geçmeye niyetli olmadıkları da ortaya çıkmadı mı?

Eğer medya yazmasaydı, o minicik kızlara musallat olanlar hakkında gerekli soruşturmalar yapılmayacaktı büyük ihtimalle. Ki hâlâ tam olarak yapılmadığı görülüyor.

Benim asıl canımı sıkan ve pes dedirten olay ise Siirt’teki yatılı bölge okulunda okuyan çocukların karıştığı korkunç olay.

İki kadın bakan da Başbakan da “Bu olayın üzerinden bir yıl geçti” dediler. Ne fark eder? Bir değil üç yıl geçse ne olur?

Başbakan ve diğerleri “zamanlama” diyorlar. Ne zamanlaması? Medya Siirt’te yaşananları iktidarı zora düşürmek için ortaya çıkarmadı.

İkinci olayın ortaya çıkış nedeni çok basit: Önce Siirt’te pek çok kişinin yaşları 12-14 olan kız çocukları istismar ettiği ortaya çıkıyor. Bu olay konuşulurken, Siirt’te bir yıl önce de benzer başka bir olayın olduğu öğreniliyor. Siirt’teki resmi makamlar ve mahkemeler bu olayı medyadan saklamayı becermiş. Ama tecavüz olayıyla birlikte belli ki içeriden birileri eski olayı da medyaya haber veriyor.

Konu bu kadar basit. Arkasında “zamanlama” aramak, bunu iktidar aleyhine kullanmak isteyenlerin olduğunu ileri sürmek bir tür paranoya değildir de nedir? Hele “Siirt’in adı kötü anılıyor” demek ve “Başka yerlerde de oluyor ama” savunması yapmak komik.

İnsanın aklına o zaman şu geliyor: Acaba o vahşi cinayeti işleyen çocuklar, bazı çevrelerden eğitim desteği mi alıyorlardı? Telaşın nedeni bu mu?

***


Vali Güler’in hassasiyeti

Bu köşede dün yazdığım “Hazin bir araba çekme hikâyesi” başlıklı yazım üzerine İstanbul Valisi Muammer Güler aradı. Hemen belirtmek istiyorum ki, Güler cep telefonumdan ve araya sekreter sokmadan bizzat aradı. Bu, pek alışık olmadığımız bir telefon kullanma nezaketine çok güzel bir örnek.

Yazımda Şişli Günay Restoran’ın önünde park yasağını ihlal eden araçları çekmek isteyen Trafik ekibine valelerin engel olmaya çalışmasını konu etmiştim. Valelerden biri polise “İçeride valinin oğlu var, sicil numaranı istiyor, başına iş alacaksın” dediğini de belirtmiştim. Vali Güler “Benim oğlumun orada arabası yoktu. Ayrıca koruma görevlileri kapıdaki kargaşayı kendisine bildirmişler, o da adının kullanılmasına şiddetli tepki göstermiş, durumu bana da aktardı” dedi.

Güler valiliğe atandığında oğlunun henüz 14 yaşında olduğunu belirterek “O günden bugüne kadar tek bir yanlış olaya bile karışmadı. Bir vali oğlu olduğunu hiç unutmadı. Yazınızdan yanlış anlamalar çıkabilir, bu durumu belirtmenizi hassasiyetle rica ederim” diye konuştu.

Gerçi yazımdan zaten valinin oğlunun adının kullanıldığı anlamı çıkacağını düşünmüyordum ama, Muammer Güler’in anında gösterdiği bu duyarlılığa saygı duyduğumu belirtmek isterim.

Not: Üzücü olan, o polis dün görevden alınmış.

***


Aytaç Durak: Hukuk varsa yerime dönerim

İçişleri Bakanı tarafından görevinden alınan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak aradı; “Başıma gelenler tamamen hukuk dışıdır. Eğer söyledikleri gibi Türkiye’de hukuk olsaydı şu anda görevimin başında olurum” dedi.

Durak görevden alınmasına karşı açtığı yürütme davasının karar aşamasında Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa Kökçan’ın iki gün boyunca Adana’da kalmasının çok manidar olduğunu söyleyerek “Sonuçta karar aleyhime çıktı, ama halk gerçeği biliyor” diye konuştu.

Mahkemelerin medya baskısı altında “Kamu vicdanı böyle gerektiriyor” diye karar aldığını savunan Durak şunu söyledi: “Adana’da beş kere seçildim. Kamu vicdanını sorguluyorlarsa Adana halkına da sorsunlar bakalım ne cevap alacaklar.”

Başına gelenlerin AKP’nin yenilgiyi hazmedememesi yüzünden olduğunu söyleyen Durak, AKP Adana Milletvekili Ömer Çelik’in seçimi kazanmak için her yolu denediğini ama başarılı olamadığını söyleyerek “Şimdi fırsatı yakaladıkları an hak hukuk tanımadan beni görevden aldılar. Çelik seçim yenilgisinden sonra kenara itilmişti. Ne zaman ki ben görevden alındım, Çelik parti içinde tekrar yükseltildi” dedi.

Bahçeli’ye kırgın olduğunu gizlemeyen Durak “Sayın Genel Başkan hiç olmazsa beni dinleyebilirdi, iktidarın oyununa gelerek beni yalnız bıraktılar” diye konuştu.

Durak, Bahçeli’ye kırgın ama CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kendisini aramasından da son derece mutlu. Baykal’ı önce kendisinin aradığını ama konuşamadığını söyleyen Durak “Ertesi gün Sayın Baykal bizzat aradı ve dinledi. Bir muhalefet liderinin ‘Benden değil nasıl olsa’ demeyerek ilgilenmesi önemli bir gelişmedir” dedi.

***


Çaktırma

Yıldırım Tuna’dan: Polis arabası babaannenin evinin kapısında durmuş, içinden büyükbaba çıkmış. Nazik polis “Bu beyefendi parkta kaybolup evinin yolunu bulamamış” demiş. “Nee?” diye tepki göstermiş yaşlı kadın kocasına bakarak, “O parka 30 yıldır gider, gelirsin. Nasıl kayboldun?” Yaşlı adam polislerin duyamayacağı şekilde karısına iyice yanaşarak “Pısssttt, çaktırma” demiş yavaşça, “Kaybolmadım.. Çok yorulmuştum da!”

***


RTÜK Başkanı Davut Dursun, “TRT yanlı ise elinizde kumanda var” demiş. Keşke devlet televizyonunun yapısını değiştirmek, kumandayla kanal değiştirmek kadar kolay olmasaydı! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR