Bu kadarına da pes artık

Haberin Devamı

Türkiye sevgisizliğini doruğa çıkaran bir gazetenin dünkü manşetlerinden biri şöyleydi: “Binbaşıyı ordu öldürdü.” Haberin diğer başlığı şöyle devam ediyordu: “Hanefi Avcı JİTEM davasındaki ifadesini anlattı. Binbaşı Ersever’in katili JİTEM.”

Sözde demokrasi, hukuk ve sivilleşme adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütününe “katil” diyecek kadar kendinden geçmeyi anlamak da çok zor. AKP iktidarının yarattığı korku ve dehşet ortamının herkesi susturmasından, sindirmesinden cesaret alan AKP yandaşı faşist çevreler Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tamamen etkisizleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Düne kadar “ordu içindeki cuntalardan” veya “darbeci subaylardan” söz edecek cesareti bulanlar, belli ki artık ortalığın tamamen rahatladığını görerek “cuntacıları, darbecileri” bir kenara bırakıp Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamını hedef alıyorlar.

Türkiye’de demokrasiye ve hukuk sistemine gerçekten inananlarının bu kavramlara olan saygısı ve nezaketi konunun tartışılmasını da engellemektedir ne yazık ki. Çünkü faşist zihniyete karşı her şeye rağmen demokrasi ve hukuk sistemi içinde kalmayı tercih eden Türkiye’nin aydınlık insanları bu çirkinlilere gereken cevabı da verememektedir.

Oysa artık gün korkma, saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz kavramları korumak için inançlarımız altında ezilme günü değil, bu saldırılara cevap verme günüdür. Artık AKP ve yandaşı liberal faşistlerin “Siz demokrat değil misiniz, siz hukuka saygı duymuyor musunuz, siz sivilleşmeden yana değil misiniz” türünden demagojileri karşısında kimse sinmemelidir. Türkiye’nin aklı başında, ülkesini seven aydınlık insanları her yerde ve her fırsatta gereken cevapları vermelidir.

Tüm bu saldırılara karşı hiç sesini çıkarmayan Silahlı Kuvvetler’in de artık hukuk yoluyla kendini göstermesi gerekir. Küçücük bir kelimeyi bile hakaret kabul edip dava üzerine dava açmayı bilen AKP ve liberal faşist yandaşlarına aynı şekilde davranılmalıdır.

Artık çok açık bir gerçek şudur: Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor. Bu şartlar 80 yıl öncesinin şartlarından bile ağır ve tahrip edicidir.

*****



İÇİM ÇOK RAHATLADI

Hürriyet Gazetesi’nin kurumsal sözcülüğü görevine de atandığı anlaşılan bir yazar yüreğimi çok rahatlatan enfes bir yazı yazmıştı cumartesi günü. Yeni RTÜK Başkanı Davut Dursun hakkında fazla fikrim yoktu.

Ama daha önceki RTÜK Başkanı’nı biliyordum elbette. Daha önce bu Hürriyet yazarı ile dinci Kanal 7 ekranlarını paylaşıyordu ana haber bülteni için. RTÜK Başkanı olduktan sonra televizyonlara “dini görüşlerini ön plana alarak” ahlak ayarı yapmaya çalışmıştı.

Ama asıl sürprizi daha sonra öğrenecektik. Televizyonlara ahlak ayarı yapan bu kişi hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla Almanya’da takibat yapılmıştı. En yakın arkadaşları ise dolandırıcılık ve halkı kandırıp paralarını çalmaktan mahkûm edilmişti.

Hakkındaki onca dosya ve takibata rağmen eski RTÜK Başkanı en basit ahlaki kurala bile uymayıp görevini bırakmadı. Hâlâ da bırakmış değil, artık RTÜK Başkanı değil ama, ahlak ayarı yapan kurumun üyesi.

Yeni gelen RTÜK Başkanı’nın dinci Kanal 7 yerine dinci Yeni Şafak Gazetesi’nden olduğunu öğrenince, ister istemez “Bu başkan da eskisi gibi” diye geçirdim içimden. Ama ne zaman ki Hürriyet’in yazarını okudum, çok yanlış düşündüğümü anladım. Meğer yeni başkan Hürriyet yazarının çok iyi tanıdığı biriymiş. Kibar, anlayışlı, sempatik ve empatikmiş. Dediği dedikçi değilmiş. Cahil de değilmiş, okumuş, profesör bile olmuş.

Fanatik de değilmiş yeni başkan, yeni açılımlara açıkmış. Hayret ki ne hayret “hele dinci” hiç değilmiş. Demokratik değerlerden yana muhafazakârmış. Mehmet Altan’ın laikliği, demokratlığı, cumhuriyetçiliği bu yeni başkanın yanında sade suya tirit kalırmış.

Eh yazan ikide bir “döndüğünü” söyleyen biri olursa bu tanımlamalara inanmamazlık edemeyiz. Kendi payıma içim çok rahatladı. Artık RTÜK’ün emin ellerde olduğunu biliyorum.

*****



GİT GEL KONYA 6 SAAT

Başbakan gerçekten harika. Kasımpaşalı olma vasfını sürekli korumak için hemen her konuşmasında seviyesi yüksek olmayan ya da argoya kaçan cümleler kurmaya bayılıyor. Ama bazen bunun ölçüsü kaçıyor, söylediği bir yanlış laf siyasi hayatı boyunca boynuna asılacak bir gaf halini alıyor.

Öfkelendiği çiftçiyi “Ananı da al git” gibi veciz ifadeyle azarlaması, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” demesi, “Açım böbreğimi satıyorum” diyen adama “Ben sakatatçı mıyım?” diye haddini bildirmesi akıllardan çıkmadığı gibi Erdoğan’ın boynunda hep kalacak.

Erdoğan pazar günü Ankara İl Kongresi’nde konuşurken lafı Konya’ya yapılacak hızlı trene getirdi ve “Git gel Konya altı saat değil artık. Git gel Konya 2.5 saat” dedi.

Bu deyim uzun yıllar önce Ankara-Konya arasındaki uzun ve dümdüz, tekdüze yolun yarattığı sıkıntıyı anlatmak için Ankaralılar tarafından kullanılmış. Ama asıl kullanım alanı bu değil. 1970’li yıllarda sinema dünyasını saran pespaye seks filmlerinin en rağbet gören deyimlerinden biriydi bu.

Sahnede en iğrenç cinsinden bir seks sahnesi başlar, filmin erkeği “git gel Konya altı saat” diye hönkürder.

Deyimin seks filmlerinin tabii sonra da argonun vazgeçilmez repliklerinden biri olduğunu bilmeyen bir gazete espri olsun diye bu başlığı atmıştı, geçen hafta. Tayyip Bey de kabadayı ya, atlamış bu argo sözün üzerine.

*****


NE OLACAK ŞİMDİ?

Silahlı Kuvvetler’i “cinayetler işleyen” örgüt gibi göstermek için geçmişin itirafçılarının gizli tanık yapılarak konuşturulduğu açığa çıktı. Hürriyet yazarı Saygı Öztürk ordunun cinayet işlediğini söyleyen gizli tanıkların verilen sözler tutulmadığı için ifadelerini geri çektiğini yazdı dün. Oysa AKP’li ve dinci basın günlerdir bu itirafları yayınlıyordu. Meğer bu itirafçılara “sizi yurt dışına göndereceğiz, estetik yaptıracağız, paranız da olacak, siz sadece adınızı koyun gerisine karışmayın” denmiş. Bu gizli tanıklar da boş kâğıtları imzalamışlar, üstünü birileri doldurmuş.

Ama itirafçılar bekledikleri ikramiyeleri alamamışlar. Bunun üzerine gerçeği söylemişler. Haydi şimdi ayıklayın pirincin taşını.

NOT: İtirafçıların beyanlarının sahte çıkması, geçen gün yazdığım “itirafçı kullanırken düşünecektiniz” başlıklı yazının anlamını değiştirmiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR