Artık işin iyice suyu çıkmaya başladı. AKP’nin kapatılmak istenmesinden çılgına dönen kimi çevreler etrafa saldırmaya başladı. Ergenekon adı verilen ne idüğü belirsiz bir çete olayını bahane edip, AKP’li olmayan herkesi demokrasi düşmanı ve darbeci ilan edenler şimdi de yine ne idüğü belirsiz kağıt parçalarını kullanarak bazı isimleri karalamaya çalışıyorlar. Fitili Sabah Gazetesi yaktı. Veli Küçük adlı eski bir generalin evinde yapılan aramalarda kimi gazetecileri “kategorize” eden kağıtlar bulunmuş. Yaklaşık 60 gazetecinin adı geçiyormuş bu kağıtlarda. İşte bir kısım medya mal bulmuş mağribi gibi atladığı bu kağıtlarla insanları kirletmeye çalışıyor. Maksat herhalde kafaları iyice karıştırıp AKP’nin kapatılmasını önlemek. İyi de bundan bize ne? Yargı kararını verince hepimiz görürüz. Şimdi size önceki gün ve dün yaşadığım iki “medya!” olayını anlatmak istiyorum. İbretle okuyunuz:
Engin Cüzzar
Kanal 1’de Çarkıfelek yarışması. Başarılı sunucu Mehmet Ali Erbil olanca sevimliliği ile yarışmacının yanına gidiyor. Çünkü ünlü sanatçı Engin Cezzar’ın adı
-NGİN C-ZZAR olarak belirmiş ekranda. Mehmet Ali Erbil yarışmacının ismi söyleyeceğine inanarak “Evet” diyor. Yarışmacı kararsız, Bir türlü söyleyemiyor. “Cüzzar” diyor, “Cizzar” diyor “Cuzzar” diyor ama bir türlü “Cezzar” diyemiyor.
Sanatçılar genellikle politik söylemlerden kaçınır. Çünkü bilir ki her kesimden seveni vardır bu nedenle de kimseyi kızdırmak istemez. Ama Erbil öyle fena oldu ki adeta patladı: “Bir ülkede sanata değer vermek yerine, halk türbandı Ergenekon’du, yüzde 47’diydi gibi konularla uğraştırılırsa sonuç bu olur” dedi.
Erbil’i kutlamak isterim. Kafalarını kuma sokan onca sanatçıya inat gösterdiği cesaret için.
Eğitimin kökleri acı fakat meyveleri tatlıdır. Aristotle
Sabah’tan gelen telefon
Perşembe günü öğleden sonra cep telefonumdan arayan sesi pek hoş bir kadın muhabir “Can Bey” dedi “Ergenekon ile ilgili yeni bir belgeye daha ulaştık.” Ben de “hayırlı olsun” karşılığını verdim. Sabah Gazetesi’nden aradığını söyleyen muhabir devam etti, “Veli Küçük’te ele geçen belgeye göre çok sayıda gazetecinin bağlantıları belirtiliyor.”
Hafiften gülmeye başladım, çünkü beni de aradığına göre listede adım geçiyor. “Anladım da beni neden aradınız? Herhalde adım geçiyor” diye sordum. Muhabir “Evet sizin de adınız var, bunu haber yapıyoruz, söylemek istedim” dedi.
Çok güzel, peki benim adım ne olarak geçiyormuş. Muhabir elindeki kağıtları karıştırmaya başladı (hışırtı sesi geliyordu) sonunda adımı ilgili başlık altında buldu. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle diyormuş: “Gazetecilik yeteneği olmadığı halde MİT’le ilişkisi nedeniyle meslekte kalanlar.” Benimle beraber 20’yi aşkın gazeteci bu şekilde tanımlanmış.
Muhabire, “Beni bu tanımlamanın içine vicdanen sokabiliyorsanız söyleyecek bir şeyim yok” dedim. Ardından da “Demek ki medya artık bu hale geldi” diye ekledim. Muhabir biraz panikledi ve “Hayır Can Bey, ben size bilgi aktarıyorum” deyince “Lütfen sakın alınmayın, sözüm size değil elbette, ama artık durum bu hale gelmişse hepimizin düşünmesi gerek” karşılığını verdim. 22 yıl önce binbir emekle kurduğumuz Sabah Gazetesi’nin bu hale düşürülmüş olması da çok üzücü tabii.
Gazeteport’tan gelen telefon
Dün öğle saatleriydi. Yine cep telefonum çaldı. Yine bir kadın sesi “Can Ataklı?” diye sordu. “Benim” deyince bir çırpıda “Gazeteport’tan arıyorum” dedi ve sürdürdü: “Ergenekon çetesi soruşturması kapsamında sizin de adınız geçiyor.”
Doğal olarak “Eeee,” dedim. Muhabir sordu; “Bu konuda ne söylemek istiyorsunuz?” Ne söylememi bekliyorlar ki, “Böyle saçma sapan bir şey için konuşacağımı beklemiyorsunuz herhalde” dedim.
Kadın muhabir sesinin tonunu yükselterek “Belge var amaaaaaa” demez mi? “Hanımefendi” dedim “Belge var diyorsanız bana bu belgeyi de gönderin, bu iş bu kadar mı ucuz” diye sürdürdüm. Muhabirin “Ama ne yapabilirim ki, elimde belgesi duruyor” deyince canım iyice sıkıldı “Tamam anladım, o halde bari belgeyi tarif edin, nasıl bir şeydir bu belge?” diye üsteledim. Muhabir bunun üzerine biraz durakladı “Ben sizi beş dakika sonra arayayım” diyerek telefonu kapattı. Bir daha da aramadı.
Emniyetli ilişki
Fıkra Yıldırım Tuna’dan: Delikanlı, dedesi ile balık tutuyormuş, sohbet ilerlemiş, yaşlı adam zamanın nasıl olumsuz değiştiğini anlatmaktaymış, konu sağlık problemlerine ve hastalıklara gelmiş.. “Sizin zamanınızda böyle hastalıklar var mıydı dede?..” diye sormuş delikanlı. “Hayır..” diye cevap vermiş yaşlı adam. Delikanlı merakla, “Peki, emniyetli ilişki için insanlar ne kullanırdı?..” diye sormuş. Dedenin cevabı ise akıllara zarar olmuş: “Evlilik yüzüğü..!”
Ne şirin rektörümüzdünüz Deniz Ülke Hanım
Pek değerli Deniz Ülke Arıboğan Hanımefendi; sizi önceleri televizyon ekranından söylediklerinizle tanıdık. Akıcı üslubunuz ve akılcı sözlerinizle pek çoğumuzun gönlünü kazandınız. Hele güzelliğiniz. Sonra rektör oldunuz bir özel üniversiteye. Ona da pek sevinmiştik.
Sizi en son Star TV’de Uğur Dündar’ın haberlerinde gördüm. Erzurum’da olduğunuzu, 2000 metreden Türkiye’ye baktığınızı, devletin çökmüş olduğunu gördüğünüzü söylediniz.
Gerçi sözünü ettiğiniz gün hava bulutlu ve yağmurluydu, Türkiye’yi nasıl gördünüz bilemiyorum ama teşhisiniz beni ziyadesiyle yaraladı.
Deniz Ülke Hanımcığım; devletin çöktüğünü söylüyorsunuz ve bunu da AKP’nin kapatılma davasına bağlıyorsunuz. Yargının bağımsız olmadığını söylüyorsunuz, “Kapatacaksınız AKP’yi de ne olacak?” diyorsunuz. Şaşırdım ki ne şaşırdım.
Unuttuğunuz bir şey var. O çökmüş dediğiniz, beğenmediğiniz ülke bırakın daha öncesini ama 1000 yıldan beri Anadolu topraklarında yaşıyor. Bugün bayıldığımız Avrupa’ya da Amerika’ya da devletin nasıl kurulacağını bu ülkenin insanları öğretmişlerdi.
Anladığım kadarıyla AKP’ye yönelik kapatma davası sizi pek üzmüş Deniz Ülke Hanımcığım. Bu yüzden de konumunuz gereği bilimsel olma sıfatınızı bir kenara bırakıp duygularınızla konuşmaya başlamışsınız gibi geldi bana.
Hele “AKP Güneydoğu’da bütün belediye başkanlıklarını kazanacak, şimdi bu partiyi kapatmakla ne yapmak istiyorsunuz?” diye sormanız herhalde akademik kariyerinizin en müstesna yerinde duracak bundan sonra.
Türkiye’ye karşı bu kadar öfkeli ve önyargılı olmayınız sayın rektörüm. Unutmayın ki sizi bugünkü durumunuza getiren de “çökmüş” dediğiniz bu devlet.

