OKURLA SOHBETLER
Sevgili okurlar; referandumdan sonra ilk kez geçtiğimiz haftayı hayli sakin, olaysız, kavgasız, bir iki şey dışında gürültüsüz tamamladık. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, “gerginlikle ilgili” her kesimden “ilkbahar esintilerini” anımsatan girişimlere tanık olduk. Hayli mutlu hissedebiliriz kendimizi. Bu havanın sürmesi elbette en büyük dileğimiz.
Başbakan harika
Önce Başbakan Erdoğan’dan başlamak istiyorum. Erdoğan, perşembe günü partisinin il başkanları toplantısında çok uzun bir konuşma yaptı. Birkaç yeri hariç konuşmanın tamamı “iyilikler” dağıtan bir üsluptaydı. Başbakan’ın şaşırtıcı biçimde “darbeci” dediği “hayırcıları” bile vatan millet aşkına oy kullanan kişiler olarak tanımlaması hem şaşırttı hem de çok sevindirdi.
Herkesi kucaklamak
Erdoğan’ın konuşmasındaki duyguyu ve heyecanı asla yabana atamayız. Konuşması gerçekten herkesi kapsayıcı ve kucaklayıcıydı. Teşhislerine katılmamak olanaksızdı. “Hitabet sanatı” içine bu kez “öfkeyi” neredeyse hiç katmayan Erdoğan, gerçekten herkesin önünde şapka çıkartacağı bir görüntü içindeydi. Başbakan, en muhalifleri tarafından bile alkışlandı.
Ya medya temsilcileri
Başbakan cumartesi günü ise medya temsilcilerini bir araya toplayarak konuştu. Bu konuşmada da “gerginlikten, öfkeden ve kızgınlıktan” eser yoktu. Hatta tam tersine Başbakan’ı önceden hiç tanımasanız dünyanın medyaya karşı en munis politikacısı olduğunu zannedebilirsiniz. Erdoğan en muhaliflere bile gülücükler dağıttı. Erdoğan’ı izleyen gazeteciler toplantıdan sonra ne diyeceklerini bilemiyorlardı.
İnsan kuşkulanıyor
Açık söyleyeyim, elbette siyasette gerginlikten yana hiç olmadım ama Başbakan’ın bu kadar mülayim halini de ister istemez kuşkuyla karşılıyorum. “İnsanlar bir günde bu kadar hızlı değişim geçiremezler” görüşünden hareketle Başbakan’ın tavrının beklenmedik biçimde tekrar eski haline gelebileceği olasılığını asla ihmal etmememiz gerektiğini düşünüyorum.
Otokontrole teşvik
Bu cümlelerimden, Erdoğan’ın kısa bir süre sonra “kesinlikle” tekrar değişeceğini söylediğimi çıkartmayın lütfen. Çünkü öyle sanıyorum ki önümüzdeki bir dönem, gerçekten gerilimsiz ve sakin geçebilir, ama buradaki tehlike medyanın “otokontrol” uygulamasını çok daha şiddetli hale getirebileceğidir. Başbakan son medya toplantısında “otokontrol mekanizmasının işletilmesini” istedi bana göre. Mülayimlik buradan geliyor sanki.
Subjektif yorumlar
Erdoğan medyadan kendisine destek olunmasını beklemediğini söylüyor. Bu güzel. Tamam da hemen ekliyor: “Ama siyasi taraf haline gelip birilerinin psikolojik harekâtının parçası olmasını doğru bulmuyoruz.” Erdoğan’ın “siyasi taraf” ve “birilerinin psikolojik harekâtının parçası olmak” tanımlamaları subjektiftir. Tam tanımının yapılması mümkün değildir.
Peki ne yapılacak?
Erdoğan’ın bu subjektif tanımları, önümüzdeki dönemde medya yönetimlerini zora sokacaktır. Çünkü muhalefet aynı zamanda “siyasi bir taraf olmak” anlamına da gelir. Bir muhalefet partisinin muhalefet etme yöntemleri de “psikolojik harekât” olarak algılanabilir. Özetle çeşidi ne olursa olsun her türlü muhalefet Erdoğan’ın subjektif tanımlarının çerçevesi içine girebilir ve medya yöneticilerini korkutabilir.
Tam muhalefetsizlik
Erdoğan subjektif tanımlamalar yaparak aslında medyadan “tam bir muhalefetsizlik” tavrı istemektedir. Üstelik bunu “gerilimden ve kavgadan uzak bir siyaset isteyen politikacı” edasıyla yaparak kamuoyunda “adam daha ne yapsın” düşüncesi oluşturarak medyaya tam bir “psikolojik harekât” uygulamaktadır. Medyanın, yeni yapısıyla bu ağırlığı kaldırmasını beklemek safdillik olur.
CHP’den destek
Bu arada Erdoğan’ın yarattığı “ilkbahar iklimine” CHP liderinin de katıldığını görüyoruz. Cuma günü Vatan Gazetesi’nin önemli yazarları CHP Genel Merkezi’nde Kılıçdaroğlu ile görüştü. CHP lideri de tıpkı Erdoğan gibi “gerilimsiz” ve “yapıcı” biçimde açıkladı görüşlerini. Kılıçdaroğlu’nun tavrı önümüzdeki günlerde pek çok sorunun halledilebileceği izlenimi yaratıyor.
İki önemli konu
Öyle sanıyorum ki belki de bu yıl bitmeden üniversitelerdeki türban konusu “türbanlıların üniversitelere rahatça girebileceği” kararıyla çözüme kavuşturulmuş olacak. Kılıçdaroğlu’nun bu konuda artık fazla direnç göstermeyeceği anlaşılıyor. Hemen arkasından ise Kürt sorununun çözümünde önemli adımlar atılacağını düşünmek de yanlış olmaz. CHP bu konuda da “engelleyici” görünmek istemeyecektir.
Yeni bir Türkiye
Görünen o ki bazılarının söylediği gibi değil belki ama “yeni bir Türkiye” oluşturulduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz. Ve bu Türkiye’de yılların birikmiş bazı sorunları bu iktidar tarafından sonuçlandırılabilir. Her şey altüst olur, yeni bir yapılanma gerçekleşir, bunun sonunda iktidar yerinde kalır mı bilemem, ama yeni Türkiye’den dönüş de olmaz. Çünkü bu en azından diyalektiğe aykırı.
PKK’nın son durumu
Bir noktayı daha belirttikten sonra başlıktaki kastıma geçmek istiyorum. Son günlerin ilkbahar havasına katkı sağlayan bir kesim de PKK terör örgütü ve destekçileri. Referandumdan önce eylem yapmama kararı alan PKK bunu önce uzattı şimdi de askerle karşı karşıya gelmemek için Türkiye sınırlarına çekilmeye başladığı söyleniyor. Bu da çözüm için önemli bir adımdır.
Ama seçim geliyor
Bütün bunları belirttikten sonra diyorum ki “Bu kadar iyimserlik de hayra alamet değil.” Çünkü, öncelikle en geç haziranda seçim olacağı kesin. Demek ki yılbaşından hemen sonra ülke tekrar seçim kampanyası atmosferine girecek. Böyle bir ortamda “ilkbahar havasını” sürdürmek olanaksızdır, üstelik kimsenin de pek işine gelmez.
Psikolojik harekât
Diğer taraftan ise Erdoğan’ın “aşırı” yumuşamasının da bir tür “psikolojik harekât” olduğunu sezinliyorum sanki. Önce etrafı sessizleştir, sakinleştir, herkes artık durumun iyi olduğunu sandığı bir anda referandumdan önce sözünü ettiğin “bertaraf” operasyonunu hayata geçiriver. Herkesi gafil avla. Bunu kimse gözardı etmemeli ve yabana atmamalı.
Erdoğan’ın gıdası
Çeşitli yerlerde ve çeşitli kesimlerle yaptığım konuşmalarda Erdoğan’ın en büyük gıdasının gerginlik olduğunu ve Erdoğan gerginleştikçe sanılanın aksine kitlelerin kendisine olan güven, saygı ve sevgisinin arttığına tanık oluyorum. Erdoğan da bunu çok iyi biliyor ve seçime giden yolda kimsenin beklemediği anda, demokrasiye, hukuka uymasa bile başlatacağı bir bertaraf operasyonunun kamuoyundan destek alacağını hesaplıyordur.
Mardin gözlemleri
Sevgili okurlar, hafta sonunda Mardin’deydim. Cemil İpekçi’nin çok tartışılan defilesini izledim. Ama ondan da öte, Mardin’de pek çok kişiyle saatlerce konuştum, gözlemler yaptım, izlenimler edindim. Başta Cemil İpekçi’nin defilesine neden tepki gösterildiğinin perde arkası olmak üzere aldığım bilgi ve izlenimleri yarından itibaren sizlerle paylaşacağım.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Bu kadar iyimserlik de hayra alamet değil
Haberin Devamı

