Bu iddianame ile zor

Haberin Devamı

İddianamenin ana hatları dün açıklandı. İlk izlenimimi hemen söyleyeyim: Eğer bu iddianamenin içinde cana ve mala kasteden bir eylem tüm kanıtlarıyla yoksa sanıkların büyük bölümü birkaç celsede beraat eder.

Çünkü, medyaya da sızdırılan bölümlerle iddianame, “hayrete düşürme” açısından ilginç olsa bile “hukuki geçerlilik” açısından son derece zayıf. Sanıkların bu iddiaları avukata bile gerek kalmadan çürütmeleri kimseyi şaşırtmasın.

Başsavcı Engin’in açıklamasına göre günlerdir adeta beyin yıkar gibi yapılan bazı yayınların da geçerli olmadığı ortaya çıktı. Hrant Dink cinayeti, Malatya katliamı, Rahip Santorino cinayeti belli ki iddianamede yok. Ancak Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar ve Danıştay’a yapılan kanlı baskın iddianamede yer alıyor. Ama burada da “azmettirici” tanımlaması yapılıyor.

Dün, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü İbrahim Yıldız, Ümraniye’de bulunan bombalarla Cumhuriyet Gazetesi’ne atılanların aynı seri numarası taşımadığını tespit ettirdiklerini ve bunu savcılığa intikal ettiklerini yazdı. Eğer bu bilgi doğruysa, belli ki Cumhuriyet konusu da çürümüş olacak.

Bunların dışında kalan iddialar ise izlediğim kadarıyla kişilerin birbiriyle kurdukları ilişkiler üzerine inşa edilmiş. Genel izleme ile kimin kiminle konuştuğu tespit edilmiş, bunlardan bazıları dinlenip kayda alınmış. Telefon konuşmalarındaki sözleri inkâr yoluna gitmek veya reddetmek çok zor değil. Çünkü belli ki bazı ifadeler “bu kastediliyor” kaydıyla iddianameye girmiş.

Bunun dışında yine kişilerin bir araya gelmesi, fotoğraf çektirmesi, ülke sorunları üzerine görüşlerini açıklamaları da terör kapsamına nasıl girecek merak ediyorum.

Ele geçtiği söylenen yeni bir devlet şemasının suç olmadığını kanıtlamak da çok zor olmasa gerek. Sanıkların yeni kuracakları partinin iktidara gelmesi halinde yapacağı icraatları, halka vaat edeceği planları yazdığını, bunları şemalandırdığını söylemesi karşısında ne söylenebilir ki?

Örneğin bazı gazetelerin manşetlerine taşıdığı “İşte Kent Otel buluşmalarının fotoğrafı” herhalde çete belgesi olamaz. Basın dahil herkese açık bir toplantıyı çete toplantısı olarak nitelemek hukuk normlarına uydurulabilir mi bilemiyorum.

Sonuç olarak, eğer iddianame içinde “çok vahim” henüz açıklanması mümkün olmayan bilgi ve belgeler yoksa, mahkeme dava bile açmadan iddianameyi geri çevirebilir. Sürpriz olmaz.

*****

Hiç olmazsa bir tuhaflık bitiyor

İddianamenin ana hatlarının açıklanmasıyla hiç olmazsa bir tuhaflık da sona eriyor. Neydi bu, anlatayım:

Aralarında emekli orgenerallerin de olduğu bir grup “Anayasayı yıkmaya çalışmak” iddiası ile suçlanıyor. İddianamesi 13 ay yazılmadı, ama insanlar hapishanede tutuldu, hâlâ kim neyle suçlandığını bilmiyor.

Yine, bir parti ve yöneticileri hakkında aynı suçlama var. Yani, “Anayasayı yıkmaya çalışmak” suçlaması. Bu suçlamanın iddianamesi çoktan yazıldı. Suçlananlardan biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan, bazıları da bakan. Onlar görevinin başında.

Kısacası aynı suçlamalarla karşı karşıya olanların bir bölümü iddianameyi hâlâ bilmeden tutuklu bulunurken, iddianameli bölüm devleti yönetiyor. Tuhaf değil mi?

*****

Derin devlet-çete

Askere karşı çıkarak demokrat olduklarını zannedenlerin düştüğü bir hata var. Derin devlet kavramı ile çeteyi birbirine karıştırıyorlar. İkisi çok farklı. Dün biraz anlatmaya çalıştım, bugün de yazayım.

Derin devlet içinde hükümetin mutlaka olduğu “hukuk dışı birtakım eylemlerin yapılmasına izin veren” organizasyonlar bütünüdür. Örneğin, her gün bir ülkede bir elçiniz bilinen bir terör örgütünün silahlı saldırısına uğruyorsa, bununla baş etmek için “hukuk ve yasaların dışına çıkarak” bir misilleme kararı alırsınız. Burada kural “asla iz bırakmamak”tır. Eğer biri yakalanırsa her şey inkâr edilir.

Derin devlet bu tür “hukuk ve yasa dışı” girişimlerinde genellikle ve tercihen yine devlet görevlilerini kullanır, duruma göre diğer vatandaşların desteğine de ihtiyaç duyar.

Çete ise derin devlet kararlarını uygulayan kimi kişilerin daha sonra bunu şahsi çıkarları için de kullanmaya kalkmasıdır. Ki, Susurluk Olayı ile bu çeteleşmelerin en önemlisi ortaya çıkarılmıştı.

Sizlere yarın çok bilinen iki derin devlet olayı yazacağım. Bunlardan biri “bizim derin devletimiz” diğeri de Amerikan derin devleti ile ilgili.

*****

20 dakika erken

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin cuma günü verilen sözü tam tutmadı. Bu nedenle pek çok kişi belirtilen saatte ekranlarını açtığında açıklamayı dinleyemedi. Bunun yerine yorumlarla yetindi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame ile ilgili açıklamanın pazartesi günü saat 11.00’de yapılacağını duyurmuştu. Oysa Başsavcı kameraların karşısına 10.40’ta geçti. Saatler 11.00’i gösterdiğinde ise açıklama çoktan tamamlanmıştı.

*****

Günlükler iddianamede yer alamazdı

Başsavcı iddianamenin ana hatlarını açıkladığında “darbe günlüklerinin” yer almadığını gördük. Ben bunu bekliyordum, şaşırmadım. Ama bazıları hayal kırıklığına uğradı.

Bana göre “darbe günlükleri” iki nedenden iddianamede zaten yer alamazdı:

1- Eğer Ergenekon adı verilen yapılanma “darbe günlüklerine” dayandırılsaydı, emekli orgenerallerin sivil mahkemede yargılanması zora girebilirdi. Çünkü bu paşalar görevleri başında bir suç işlemiş olacaklardı ve duruma askeri savcılığın el koyması gündeme gelecekti.

2- Darbe günlüklerinin hukuki bir delil olma niteliği tartışmalı. Çünkü, günlüğü yazdığı söylenen kişi bunu rahatlıkla inkâr edebilir. Bunun yanı sıra iddialar bir komutanın sadece kendini bağlayan ifadeleri içeriyor. Komutan bir başkası için “darbe yapmak istiyor” ifadesini kullanıyor. O kişi de bunu inkâr edebilir. Yani günlük hukuken hiçbir şey ifade etmez.

Daha da ötesi, darbe ile ilgili olduğu söylenen konuşmaların içinde Genelkurmay Başkanı ile birlikte 4 Kuvvet Komutanı da var. Hiçbir şekilde eyleme geçmeyen, hatta bir daha konuşulmayan olayı çete kanıtı olarak göstermek akıl dışı olur. Yine o zaman tüm komutanların kapsama alınması da gerekir ki bu yapılmadı zaten. Günlükler belki yakın tarih üzerinde çalışan, araştırma yapan kişilere “ışık tutan” bir tür “kanıtlanamayan ama inanılan bilgi” sıfatını taşıyabilir. Bununla birini suçlamak ise mümkün olamaz.

*****

Adaletin gecikmesi, adaletsizliktir. Landor

DİĞER YENİ YAZILAR