Cumhurbaşkanı Sezer AKP’nin alel acele Meclis’ten geçirdiği “Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini sağlayan” anayasa değişikliğini çok sağlam gerekçelerle reddetti.
AKP şimdi hızla anayasa değişikliği paketini tekrar Meclis’e getirip noktasına virgülüne dokunmadan kabul ettirmek istiyor.
Tayyip Bey ve arkadaşları, ağır bir darbe yemiş olmanın burukluğu içinde intikam duygularını öne çıkararak bu değişikliği istiyorlar.
Bunun sonucunda kendilerinden birinin halk tarafından Cumhurbaşkanlığı makamına oturtulacağına da kesin inanıyorlar.
Ancak bugüne kadar bizlerin yazdığı Cumhurbaşkanı’nın da veto gerekçelerinde gösterdiği gibi, bu kadar aceleye getirilen bir değişiklik fayda yerine zarar getirecektir. Bu zarardan en büyük payı da AKP’nin alması sürpriz olmaz.
Tayyip Bey intikam duygularını bastırarak, Sezer’in gerekçelerini birkaç kez okuyup sonra kararını vermeli ve bu anlamsız inatlaşmadan vazgeçmelidir.
İntikam duygularıyla sürdürülmek istenen bu inatlaşmanın siyasal sistemimizde derin yaralar açacağını, çok uzun yıllar bunun sıkıntısını çekeceğimizi unutmamalıdır.
Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi önerisi elbette son derece popülist yapısı nedeniyle halkın ilgisini ve desteğini kazanacaktır. Ancak Cumhurbaşkanı’nın gerekçelerinde de belirttiği gibi, bu değişiklik aynı zamanda bir yönetim ve rejim değişikliğini de beraberinde getirecektir.
Oysa kabul ettirilmek istenen değişiklik maddelerinde bu düzenlemelerin hiçbiri yoktur. Tayyip Bey iş adamlarına konuşurken “Bunlar mesele değil, yeni meclis bu düzenlemeleri yapar, geçer gider” diyerek konuyu son derece hafife almaktadır.
Bu yanlıştan dönmesini bir itibar kaybı olarak değerlendiriyor olabilir, ama tam tersine, bunu yaparak devletin en tepesindeki kavgalardan tedirgin olan başta kendi tabanı olmak üzere tüm halkın gözünde itibarını artıracaktır.
Hiç olmazsa suç bitirildi
Milli Eğitim Bakanlığı lise son sınıfların tatile bir hafta erken girmesine karar verdi. Gerekçe ise öğrencilerin üniversite sınavlarına daha rahat hazırlanması.
Aslına bakarsanız zaten lise son sınıf öğrencileri bırakın son bir haftada, son bir ayda okula gitmiyorlar.
Hepsi dershanelere dağılıp, tıpkı okulda okur gibi üniversite kurslarında ter döküyorlar.
Ne yazık ki bu yıllardır böyle, bunu da herkes biliyor. Bu açıdan bakınca Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı olumludur. Bakanlık hiç olmazsa herkesin göstere göstere suç işlemesinin önüne geçmiş oldu. Çünkü önceki yıllarda her ne kadar okul yönetimleri hoşgörülü davransalar da özellikle devam zorunluluğu nedeniyle pek çok öğrenci sıkıntıya giriyor, bu neden sahte sağlık raporları almaya çalışıyordu. Açıkçası herkes suça itiliyordu. Bu sayede suç unsurları ortadan kaldırılmış oldu.
Ama bu eğitim sistemimizin ne kadar yetersiz olduğunun da göstergesidir.
Etik-Ahlak
Yazılarımı yazmaya oturmuşken Memduh Bayraktaroğlu aradı. Bayraktaroğlu şu sıralar hiçbir yerde yazmıyor. Ama her gün sanki bir gazetede yazıyormuş gibi yazısını kaleme alıp bunu internet üzerinden binlerce kişiye gönderiyor.
Bayraktaroğlu “Bugünkü (dünkü) yazında sözünü ettiğin etik kelimesini hangi anlamda kullandığını ve yaptığın ironiyi biliyorum ama bir bilgi vermek istiyorum” dedi.
Sonra da sürdürdü: “Etik kelimesini biz ahlak olarak kullanıyoruz. Hatta tıpkı senin yazdığın gibi ahlaksız dememek için ya da daha bilimsel bulduğumuzdan etik kelimesini bolca kullanıyoruz. Oysa etikin anlamı Hrıstiyan ahlakı demektir.”
Bayraktaroğlu’na bunu bildiğimi, ama yazımda da belirttiğim anlamda kullandığımı söyledim.
O da karşılık olarak “Tamam, onu anlıyorum zaten, ancak Başbakan da sık sık bu kelimeyi kullanıyor. İki yıl önce kendisine bir mektup yazarak (etik Hrıstiyan ahlakı demektir, bu kelimeyi kullanırken bunu düşünün, yarın öbürgün eleştiri alırsınız) diye yazmıştım. Tayyip Bey ya mektubu okumadı ya da başka niyeti var. Bu nedenle etik kelimesinden hiç vazgeçmiyor” dedi.
Size de bilgi vereyim istedim.
İstikrar-risk faktörü
Özellikle iş dünyası AKP’yi aslında pek sevmemekle birlikte, istikrar adına bir dönem daha iktidarda kalmasından yana.
Bunu açıkça dile getirmekten de hiç kaçınmıyorlar. Perşembe akşamı çok önemli iş
adamlarının da bulunduğu bir yemeğe katıldım. Gece boyunca önemli iş adamları istikrarın üzerinde durdular.
Onlara göre birinci tercih AKP’nin tekrar tek başına iktidar olması. Ama bu olmazsa AKP-DP koalisyonunun da işe yarayacağını düşünüyorlar. CHP’yi ya da CHP’nin içinde bulunacağı bir hükümeti ise asla istemiyorlar.
Sohbet sırasında istikrarın ne olduğunu sordum. Bana “Örneğin Türkiye’ye para geliyor” dediler. “Sıcak parayı mı kastettiklerini” sordum. “Öyle” karşılığını verdiler.
Peki bu sıcak para neden geliyor? Çünkü faiz çok yüksek. Türkiye’deki faiz Avrupa Birliği ülkelerinin neredeyse 5 kat fazlası. Yabancı para diyor ki “Ben senin ülkene gelirim, ama senin yüksek riskin var. Eğer bana çok kazandırırsan ancak bu riski göze alabilirim.”
Kısacası Türkiye yabancı para için çok riskli bir ülke.
Bu riske karşı siz de çok yüksek faiz veriyorsunuz. Para da geliyor.
Yani istikrarınız çok riskli ülke olmanızdan kaynaklanıyor. 4.5 yıllık istikrar Türkiye’nin riskini azaltmadı. O halde bunun adı neden istikrar oluyor?
Bu gerekçelere direnmek yanlış
Haberin Devamı

