ANALİZ
Başbakan Erdoğan referanduma giden yolda “Evet” oylarını artırmak için aklına gelen her şeyi yapıyor. Adeta hiçbir engel tanımayan Başbakan, muhalefeti eleştirmek adına CHP ile MHP için “ruh ikizi” yakıştırmasında da bulunmuştu.
Başbakan ardından hızını alamayıp BDP’yi de iki muhalefet partisinin arasına katmış ve “Bunlar ruh üçüzü” demişti.
İlginç bir demokrasi anlayışı aslında. Bir taraftan parlamentonun üstünlüğünden söz edeceksiniz, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğunu laf olarak kabul edeceksiniz ama siyasetin gereği olan uzlaşmayı, işbirliğini sadece kendi işinize geldiğinde kabul edeceksiniz.
Erdoğan, “hayır” çıkar endişesiyle muhalefete öyle bir yükleniyor ki, demokrasi kurallarını yerle bir etmiş, hiç umurunda bile olmuyor.
Ama gelin görün ki, büyük konuşmanın bir an gelip de kendisini vuracağını hesaplamak istemiyor Başbakan.
Dün diyordu ki, “Bunlar PKK ile işbirliği yapar.” Arkasından da “Bunlar ruh üçüzü” diyerek PKK’yı BDP ile bütünleştirip CHP ve MHP ile birlikte aynı kefeye koyuyordu...
Bunun da demokrasiyle ilgisi yok tabii. BDP halkın seçtiği milletvekillerinden oluşan siyasi bir parti. Onun adını “kötü” ile birleştirip siyaset yapmak herhalde demokrasiye hizmet olmaz.
Şimdi gelelim bugüne. Başbakan BDP’ye niye kızıyordu? Çünkü PKK referandumu boykot talimatı vermişti ve BDP de bu talimata uyuyordu. Başbakan’a göre BDP bu yolla referandumu sabote ediyordu. Gerçi BDP’nin boykot eylemi aslında “Evet” oylarına yarıyor, bırakın iktidarı sıkıştırmayı, tam tersine düşük bir oyla zafer bile kazanmasını sağlıyor. Ama Başbakan hiçbir olumsuzluk istemediği için BDP’ye veryansın etti.
Sonra her şey birden değişti. İmralı’daki kişi referandumda boykot yerine oyları serbest bırakma fikrini ortaya attı. Hükümet buna bir jestle karşılık verdi. İmralı’dakinin bozulan teknesi yerine hemen bir yenisi kondu.
Derken PKK 15 Ağustos’taki “özerklik ilanı” kararından vazgeçti. Yine aynı anda tek taraflı olarak saldırmama sözü verdi. Hatta Türk askerinin kazara gözüne batmamak için kritik noktalarda bulunmama kararı aldı.
Ortalık birden yatıştı. İktidarın BDP ve PKK’ya yönelik suçlamaları bıçak gibi kesildi.
Nedeni basit: PKK veya BDP bu şekilde davranarak referandumda “evet” çıkma ihtimalini yükselttiler.
Peki, daha önce muhalefeti karalamak adına, muhalefeti adeta “terör örgütüyle işbirliği” içinde gösteren ve “bunlar ruh üçüzü” diyen Başbakan, şimdi muhalefet tarafından “AKP-BDP ruh ikizi oldu” eleştirisi ile karşılaşırsa ne yapacak?
ŞAŞIRDIM
Hrant Dink olayında sesleri kesiliverdi
Garip bir durum. AKP iktidarı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde Hrant Dink için açılan davada, Türkiye’nin savunmasını “Hrant Dink’in Türkiye aleyhine yazılar yazması” temeli üzerine oturttu.
Detaylarına girmek istemiyorum, ama başta söylediğim garip durum, Hrant Dink’in arkasında durduklarını söyleyen, özellikle sözde liberal kesimin takındığı tavırdır. Dikkat ediyor musunuz, bu kesimden hiç ses çıkmıyor, ne bir eleştiri var ne bir tepki.
Çünkü şaşkın durumdalar. İktidarda kalması için yoğun çaba harcadıkları Erdoğan hükümeti yapıyor bunu çünkü. Karşı çıksalar bir dert, çıkmasalar ayrı dert.
İşte yandaş olmanın, çıkarlar uğruna iktidarın emrine girmenin trajik sonucudur bu.
İktidarın desteklediği dönemlerde “Hepimiz Ermeniyiz” diye böbürlenmek kolaydır. Ama aynı hükümet Hrant Dink’i adeta “vatan haini” durumuna düşürünce bunların da dili bir yerlere kaçıverir. Ne hazin değil mi?
KAFAMI BOZAN ŞEYLER
Birleşmiş Milletler
Türkiye’de işler iyice çığrından çıkıyor artık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına ne bir duyarlılık kaldı, ne gurur, ne otorite.
PKK tek taraflı olarak “silah bıraktığını” açıklıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de buna çağırıyor, ülke yönetiminden bir kişi bile “bu nasıl laf kardeşim” diyemiyor. İş burada da bitmiyor, adamlar “Birleşmiş Milletler gözetimi” istiyor, yine aynı sessizlik... Tabii ülke konusunda duyarlılığınızı yitirdiğinizde, bu tür taleplerin ne anlama geldiğini de göremezsiniz.
Birleşmiş Milletler hangi durumlarda devreye girer? Bir ülkede iç savaş ya da soykırım yaşanıyorsa, bir ülkenin bir bölümü işgal edilmişse Birleşmiş Milletler’e o zaman iş düşebilir.
PKK, sanki Türkiye’nin işgali altındaymış, bir soykırım uygulanıyormuş gibi Birleşmiş Milletler‘in kapısına gidiyor. Türkiye’nin yönetimi bunu sadece seyrederken, kendilerine liberal diyenler ise zafer çığlıkları atıyor. Kimsede utanma da kalmadı artık.
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
Başbakan nasıl da rahat konuuyor
Önceki gece Habertürk’te Tayyip Erdoğan’ı izledim. Yiğit Bulut herhalde nezaket gereği Başbakan’ı çok sıkıştırmak istemedi. Buna rağmen Başbakan, sakin görünmeye çalışıyordu, ama gerginliğini saklayamıyordu.
Ancak, tamamen propagandaya yönelik konuşmalarını çok rahat yapması dikkatimi çekti. Örneğin bazı konuları abartarak ya da gerçekten uzaklaştırarak anlatmasını hayretler içinde dinledim.
Örneğin dedi ki “Bu Anayasa, AKP anayasası değil, halk bunu istedi, biz de yaptık, yaptıktan sonra da halk ‘Bana getir, son kararı ben veririm’ dedi, biz de şimdi halka gittik” dedi. Oysa ne halkın böyle bir talebi oldu ne de referandumu halk istedi, AKP’nin dayatma yapıp uzlaşma aramaması ve Meclis’te 367 oyun bulunmaması nedeniyle referanduma gidildi.
Erdoğan garip bir şekilde “Darbe anayasasını siliyoruz. Halk uzun yıllardır bunu bekliyordu, biz de yaptık” dedi. Ama bu da gerçek değil ki. Bu Anayasa değişikliği ile 12 Eylül Anayasası kalkmıyor. Ayrıca 12 Eylül Anayasası’nın 66 maddesi daha önce değişti. Üstelik bu Anayasa’ya darbe ruhu yükleyen maddeler ile giriş bölümü bile çoktan değişti.
Bir de Başbakan’ın medya ile ilgili sözlerini pek anlayamadım. Kendisine haksızlık yapıldığına inanan bazı işadamlarının medya sektörüne girdiğini söyledi. Bu Türkiye’de bir ilk. Demek ki Başbakan’ı korumak için bir medya oluşmuş. İkincisi ise “Reklam alamayanlar bazı işadamlarını tehdit ediyordu” dedi Başbakan. Bazı işadamları da bu baskıdan kurtulmak için medyaya girmiş.
İktidar ve yandaşlarının “Özgür medya” dedikleri bu oluyor herhalde.
*****
İktidar, referandumda demokratik bir hakla “Hayır” diyecekleri acımasızca etiketliyor. Onlara göre “Evet”çiler demokrat ve millet, “Hayır”cılar darbeci ve illet! (Gani Yıldız)

