Ne değişti? Bir mutabakat yazılmış. Atatürk’ten girip, Kurtuluş Savaşı’dan çıkmışlar, bir dizi anlamsız demokrasi soslu cümleler ettikten sonra “Yemin ediyoruz” demişler.
Başbakan mutlu. “Zaten bunu yapmaları gerekiyordu, daha önce de söyledik” demiş.
Evet “Tükürdüklerini yalayacaklar” demişti.
Afiyetler olsun.
Bir parti içten ve dıştan bu kadar darbe yiyorsa ve buna direnecek gücü de gösteremiyorsa, o parti artık parti değildir.
Hele parlamenter sistemin en ağırlıklı makamı olan ana muhalefet partisi özelliğini hiç taşımaz.
Gün itibarıyla artık Meclis tek partilidir, muhalefet yoktur, olmayacaktır da.
Muhalefet sadece anayasa konusunda hatırlanacaktır. O da anayasayı yeniden yazmak için değil, asla yazmamak için.
İktidar partisinin bütün söylemine rağmen anayasayı yeniden yazmak gibi bir ihtiyacı yok. (Bunun ayrıntılarını ayrı bir yazıda paylaşacağım.) Ama neden yeni bir anayasa yapamadığını iyi anlatmak için muhalafete ihtiyacı var.
İşte CHP’nin ve de MHP’nin Meclis’te olması bunun için önemli ve gerekli. “Biz demokrasi ve özgürlükler için her şeyi yaptık ama, bu statükocu muhalefet engelliyor” diyebilmek için.
CHP şimdi kendi gönlüyle ve tabii ki “tükürdüğünü yalama” kavramı içinde bu görüntüdeki yerini alacak.
Bu köşeyi okuyanlar, CHP’nin “Meclis eylemine” verdiğim “ilkesel” desteği iyi biliyorlar. Bunun gerekçelerini uzun uzun anlattım bugüne kadar. Kimilerinin “CHP candaşı” gibi absürd benzetmelerine de göğüs gerip yıpranmayı göze alarak yaptım bunu.
Çünkü inandığımı yazdım. Seçildiği halde parlamentoya hukuk gereği değil “hâkim takdiri” nedeniyle sokulmayan kişilerin demokratik haklarının gasbedilmesine karşı demokratik bir direniş olduğunu görerek yazdım.
CHP’ye prim verdim. Değmezmiş.
Muhalefet muhalefet olmak istemeyip görüntünün parçası olmayı tercih ediyorsa niye değsin ki?
Eğer bir parti yönetimi genel başkanın ağzından “parti içi dengeleri korumak için” kürsüye çıkıp yemin ettiklerini söylüyorsa, çekin ipini gidiversin. Nerede siyaset, nerede ilkeler, nerede demokratik inanç?
CHP 9 yıldır muhalefet yapamamakla eleştirildi. Önemli bir bölümü haksızdı aslında. “Kaldır parmak indir parmak” sisteminde muhalefet etmek de çok zordur. Buna rağmen CHP pek çok konuda gerçekleri dile getirmeye çalışmıştı. Yeterli olmadı sadece.
Seçimden sonra ise CHP’nin gerçekten muhalefet olabileceği izlenimi doğmuştu. Ama o izlenim de prematüre çıktı.
Yazık. Olan Türkiye demokrasisine oluyor. Ülke giderek daha tek partili, daha otoriter hale geliyor.
Mutabakat metninin anlamı
Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, Başbakan Erdoğan gerçekten müthiş siyaset izliyor. Çünkü siyaseti biliyor. Halkın zayıf noktalarını da, hassas noktalarını da iyi değerlendiriyor ve başarıya ulaşıyor.
Demokrasi ve hukuk açısından bakınca bu başarı beni rahatsız etse bile hakkını teslim etmem gerekir.
CHP ise siyaseti bilmediğini hele muhalefet etmekten hiç haberi olmadığını bir kere daha kanıtladı.
Gelelim CHP’nin tükürük yalamasını “mazur” gösteren mutabakat metnine. Metindeki şu cümle önemli; “...anayasa dahil, tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak, özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz.”
Bu cümle “takdir hakkını” kullanacak olan mahkemelere yöneliktir. Önümüzdeki ay tutuklu sanıklar “bir daha tahliye talebinde” bulunma hakkını kullanacaklar. Mahkemeler “Meclis iradesini de dikkate alarak” artık tahliye kararı verebilir. Hepsi aynı anda serbest kalmayabilir ama göreceksiniz, iş orada çözülecektir.
Tayyip Erdoğan müthiş siyasi manevrasıyla CHP’yi darmadağın ederken, tutukluların salınmasının da artık bir önemi kalmadığını gösterdi.
Ya şike iki yıl sonra saptanırsa
Futbolda şike konusunda “Fenerbahçe’nin küme düşürülemeyeceğini” yazmıştım. Çünkü “şikenin olup olmadığı henüz saptanmadan düşürme kararı verilirse ve iki yıl sonra şike saptanamazsa ne olur?” diye sormuştum.
Doğal olarak bazı okurlar ve TV izleyicileri “Peki Fenerbahçe düşmesin, ama iki yıl sonra şike saptanırsa ne olacak, onu da düşündün mü?” diye sordular.
Düz mantıkla bakınca doğru gibi görünüyor. Oysa değil. Anlatayım:
Diyelim ki Fenerbahçe Federasyon kararıyla düşürüldü. Şampiyonluğu geri alındı. Kulüp çok ağır maddi kayba uğrayacak, Muhtemelen futbolcuları dağılacak. Avrupa şampiyonalarından uzakta kalacak. İki yıl sonra mahkeme sonuçlanıp da şike kanıtlanamazsa, Fenerbahç’nin uğrayacağı zararı karşılamak mümkün olmayacak.
Tersini düşünelim. Fenerbahçe düşürülmedi. Her şey eskisi gibi devam etti. İki yıl sonra mahkeme sonuçlandı, şike kanıtlandı.
Fenerbahçe o an küme düşürülecek. Eğer geçen süre içinde şampiyonluklar aldıysa, bunlar iptal edilecek. Federasyondan, Avrupa maçlarından aldığı paralar geri istenecek. Karara herkes uyacağı ve en küçük bir şüphe kalmayacağı için de Fenerbahçe üzüntü dışında bir hasara uğramayacak.
Mantıken de hukuken de hangisi daha doğru?
Bahis var mı?
Polis şike bilgilerini etrafa saçarken ilginç bir ifade vardı: “9 maçın sonucu biliniyordu.”
Yani polis izlemiş, notlar almış, çekimler yapmış ve 9 maçın hangi skorla biteceğini bile öğrenmiş.
Peki bu bilgiyi elinde tutanlardan bazıları kendi adlarına ya da başkaları adına bahis oynadı mı?
CHP’nin Meclis’e girip yemin etmemesini değerlendiren Cumhurbaşkanı, “Maksat dikkat çekmekse hasıl oldu” demiş. Oysa CHP’nin içindeki bazı çatlak seslere kulak verirsek bu eylem, “Maksat muhabbet olsun!” diye yapıldı!
(Gani Yıldız)
Baykal güzel halletti
CHP’nin eski başkanı Baykal’ın başına geleni hazmetmesi elbette çok zor bir durum. Partisinin gözünün önünde başkalarının eline geçmesi, güvendiği arkadaşlarının tasfiye edilmesi çabucak içe sindirilecek şeyler değil.
Ama bunun Baykal’a, partisini teslimiyet çizgisine getirecek bir atak yaptıracak kadar ileri safhada olduğuna inanmazdım. Siyasette bunu da gördük.
Baykal özel bir görüşmeyi basına anlatarak nezaketsizlik yaptı, bunu bir kenara koyun, işin başında “CHP yemin etmemeli” deyip sonra da ilk çark eden olmak da egzantrik bir ruh hali olmalı.
Eski başkan demiş ki “Yemin sırası bize geldiğinde kürsüye çıkıp neden yemin etmediğimizi anlatmalıydık, artık eylemin bir anlamı kalmadı.” Bunu zamanında söylememesi, söylemişse bile -özel görüşmeyi nasıl basına anlattıysa- kamuoyuyla paylaşmaması, işin içinde iyi niyet olmadığını gösteriyor.
CHP’yi CHP’liler el birliği ile bitirmeye karar vermişler belli ki. Hayırlısıyla.

