Bravo trafik polisine!

Haberin Devamı

Kimi olaylar vardır, gördüğünüz zaman öfkelenirsiniz, aslında basit gibi görünen bir şeydir belki ama bu yüzden sıkıntı çeken kişinin yerine kendinizi koyarsınız.

Yıllardır İstanbul’da adına “Trafik Vakfı” denilen bir kuruluşun çoğu kez “keyfi” araç çekmelerine tanık olurum. Kim bilir bunu kaç kere yazdım. Hatta hatırlıyorum bir keresinde “mafya gibi çalışıyorlar” demiştim. Çünkü başka tanım bulmak gerçekten zor.

Bu vakfın başında İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü oturuyor. Kurucuları İstanbul’un tanınmış iş adamları.

Bu vakfın tek görevi var. Ellerinde çok sayıda olan araç çekme kamyonunu kente salıyorlar ve keyfi olarak araç çekiyorlar.

Yıllarca başıma gelmeden yazdığım şey sonunda başıma geldi. Hem de ne gelmek. Cumartesi günü hemen her gün olduğu gibi bacanağım yönetmen Halit Refiğ’i ziyaret etmek için Perpa’nın yanındaki Memorial Hastanesi’ne gittim.

Perpa İstanbul’un en kalabalık yerlerinden. Her gittiğimde arabamı hastanenin otoparkına sokuyorum. Ama bu cumartesi akşam saat 18.10’du. Perpa kapanmış, ortalıkta in cin top oynuyor.

Durum böyle olunca arabamı ilk kez hastanenin karşısına bıraktım. O sırada neredeyse sıfır trafik var. Yarım saat kadar hastanede kaldıktan sonra çıktığımda ne göreyim, araba yerinde yok.

Sorunca “çektiler” dediler. İnanılır gibi değil, hiç trafik olmayan ve yakınında da sadece hastane olan bir yerde araba çekiliyor. Şimdi emniyetçilerin “kural kuraldır” diyeceğini tahmin ediyorum, ama aynı saatte İstanbul’un başka yerlerinde trafik keşmekeşi yaşanırken hiçbir müdahalede bulunmayanların in cin top oynayan bir yerde araba çekmesinin mantıklı bir açıklaması olabilir mi?

Haydi diyelim ki kural kuraldır. Ama ya sonra olanlar:

Arabayı Kasımpaşa’da bir parka çekmişler. Gidip 58 lira ödedikten sonra aldım. Ara yoldan Şişli’ye çıkmıştım ki arabadan dumanlar yükselmeye başladı. Hemen durdum tabii. Çevreden de koşanlar oldu. Eğilip altına baktık, arabanın altı birkaç yerden delinmiş, yağ akıyor, araç da ısınınca onlar yanmaya başlamış. Tabii bu kez başka çekiciyle araba tamirciye götürüldü.

Sonra düşündüm. Ne yapabilirim. Bir avukat arkadaşımı aradım. “Parktan çıkmadan önce tespit yaptırsaydın belki dava açabilirdin. Ama parktan çıkmışsın, yol almışsın, arabanın çekilirken hasar gördüğünü ispatlayamazsın. Yani bir şey olmaz, sen arabanı yaptır ve bunu da unut, çünkü bu tür olaylar çok oluyor ve hukuken yapacak hiçbir şey yok” dedi.

Ne diyeyim, başında vali, emniyet müdürü, ünlü iş adamlarının bulunduğu bir vakıf haraç gibi sırf para toplamak ve karşılığında İstanbul’a hiçbir hizmet vermemek üzere bir araya gelmekten hiç utanmıyorlarsa vatandaş olarak yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

*****

Valimiz evine nasıl geliyor?

Sayın Valim; İstanbul’da adına da zaten Vali Konağı denilen yerdeki özel konutta oturuyorsunuz. Buraya geniş koruma çemberi içinde ve yolunuz açılarak geliyorsunuz.

Evinizin penceresinden baktığınızda da muhtemelen trafik adına kötü bir manzara görmüyorsunuz.

Oysa öyle değil Sayın Valim. Çok önemli uğraşlarınızdan 15 dakika ayırarak yolunuzu açan polisleriniz olmadan evinizden çıkın ve gün içinde Valikonağı Caddesi’nin sonuna kadar bir kerecik gidin lütfen. Bakalım evinizden sonraki ilk ışıklara, sonra Nişantaşı kavşağına kaç dakikada geleceksiniz?

Bu kavşağı geçtikten sonra aynı anda birkaç trafik suçunu bizzat emrinizdeki trafik polislerinin gözetiminde işleyenleri görünce ne düşüneceksiniz?

İki sıra park eden araçlar, dönülmesi yasak olan yerden dönenler yüzünden trafiğin nasıl arap saçı olduğunu ama bugüne kadar hiçbir önlem alınmadığını, polislerin sadece ayda bir göstermelik olarak yolu açık tutmayı başardıklarını herhalde size kimse söylemiyor.

Ayrıca niye söylesinler ki. İşin kolayını bulmuşlar. Sanıyorum Trafik Vakfı’nın “trafiğe engel olmayan ve çekilmesi kolay olan yerlerden kaldırdığı araçların sağladığı müthiş geliri” gördükçe trafik sorunun da çözüldüğünü düşünüyorsunuz.


*****

Clinton’la konferansa Müşerref de geliyor

Geçen hafta cumartesi günü eski ABD Başkanı Clinton’ın 2 Kasım’da konferans vermek için Türkiye’ye geleceğini yazmıştım. Clinton, Kevin Costner’den sonra AKP’nin dış destek umutlarından biri olacak. Başbakan Erdoğan, Clinton’la İstanbul’da görüşecek. Clinton’dan açılıma katkı sağlamasını isteyecek. Bu haberi aldığımda, organizasyonu Cüneyt Ortan - Ahmet San ikilisinin yaptığını biliyordum ama konuşma fırsatım olmamıştı.

Önceki gün Cüneyt Ortan’la konuştum. Clinton’un katılacağı konferansa Pakistan eski Devlet Başkanı Pervez Müşerref de gelip bir konuşma yapacakmış. Toplantının diğer konuşmacısı ise eski Alman Başbakanı Schroeder.

Cüneyt Ortan’a bu konferansların ne olduğunu sordum. Ortan “Buna İstanbul Bosphorus Konferansları adını verdik. Bu yıldan itibaren her yıl aynı dönemde tekrarlamak istiyoruz” dedi.

Ortan, İstanbul bir süre sonra gelenekselleşecek kaliteli bir konferans günlerine ihtiyaç uyduğunu belirterek “Bu, İstanbul’un bir eksiği. Elbette ülkemize her zaman çok önemli isimler geliyor. Ama istedik ki bu sistemli olsun, İstanbul’u uluslararası düşünce fırtınalarının yapıldığı bir kent haline getirelim” diye konuştu.

Ortan’a Davos benzetmesini sordum. “Biliyor musun, Davos tıpkı böyle bir konferansla başlamıştı. Sonra her yıl tekrarlanmaya başladı, giderek katılımcı sayısı attı ve bugünkü haline geldi” diyerek şunu ekledi: “İstanbul tarihiyle, kültürüyle ve geleceğiyle böyle bir merkez olabilmeli. Bu yıl Clinton, Schroeder ve Müşerref ile başlıyoruz. Gelecek yıl aynı önemde başka isimleri konuk edeceğiz” dedi.

İlk yılın sponsorluğunu Simpaş üstlenmiş. Çünkü konferans tarihi holdingin kuruluş yıldönümüne denk geliyormuş.

DİĞER YENİ YAZILAR