Cumhuriyet Halk Partisi’nde garip işler oluyor. Genel Başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu büyük bir özveriyle yaklaşan referandum ve ardından gelecek seçim için kolları sıvamış, güç koşullara rağmen Anadolu’yu karış karış gezerken, Kurultay şokunu atlatan CHP örgütü yine eskisi gibi davranmaktan çekinmiyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal’dan boşalan Genel Başkanlık koltuğuna, CHP örgütü istedi diye ya da Önder Sav saf değiştirdi diye seçilmedi.
Kılıçdaroğlu’nu seçen CHP delegesi değil, halkın kendisidir.
Kimse kendisini kandırmasın, CHP delegesinin başka şansı yoktu. CHP çok uzun yıllardan sonra ilk kez halkın talebi karşısında çaresiz kaldı ve Kılıçdaroğlu’nu başkan seçti.
Bu açıdan bakınca Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanları içinde en şanslı olanıdır. Örgüte hiçbir bağımlılığı yoktur. Bu nedenle köhnemiş, işe yaramaz, beceriksiz CHP örgütünü baştan aşağı değiştirme gücüne sahiptir. Bunu yapabildiği gün gerçek anlamda CHP Genel Başkanı olacaktır.
Bu konuyu gerektiği gün tekrar yazacağım, ama şimdilik işe parti içi disiplinin sağlanması konusundan başlamak istiyorum. Özellikle kendilerine “örgüt” diyenlerin demokrasiyi sadece işlerine geldiği şekilde kullanmalarının CHP’ye vereceği zararları anlatmak istiyorum.
Parti içi demokrasi, bir siyasi parti için vazgeçilmezlerin birinci sırasındadır. Parti içi demokrasi örgüt seçimlerinde, oluşturulan özgür platformlarda, Kurultaylarda asla unutulamaz.
Partinin ana görüşü, uygulayacağı politikalar demokratik kuralların tamamının uygulanması ile belirlenir. Parti içinde her görüşün mutlaka bir değeri vardır ve üzerinde durulmalıdır.
Ancak bu politikalar belirlendikten sonra çıkacak aykırı sesleri de kimse “parti içi demokrasi” olarak niteleyemez.
Hele ülke için çok önemli bir kavşak noktasına gelinirken, belirlenmiş politikaları “Ben demokratik hakkımı kullanıyor ve partimi eleştiriyorum” diyerek kimse yerin dibine sokamaz. Bunu yapan anında cezalandırılmalıdır.
Referandum ve seçimler Türkiye için hayati önem taşıyor. Buna rağmen CHP içinden çıkan bazı “çatlak sesler” bu süreci baltalamak için çaba harcıyor.
Önce Bingöl’deki CHP’li belediye başkanı başında turuncu “evet” şapkasıyla Başbakan Erdoğan’ı karşıladı. Ardından Eşref Erdem adındaki bir milletvekili “Evetçi” olduğunu açıkladı.
Kimse bunlara “parti içi demokrasi” gözü ile bakmasın. Bunlar sadece bozgunculuktur.
Kılıçdaroğlu gerçekten Genel Başkan ise, bu iki kişiyi derhal partiden uzaklaştırmalıdır.
Sadece bunlar da değil, örneğin sırf Kılıçdaroğlu’nun başarısız görünmesi için sağda solda “Biz hayır diyoruz ama evet çıkacak” diye gezinen CHP’liler de derhal bu kapsama sokulmalıdır.
Eğer CHP şu dönemde parti içi demokrasinin yanına parti içi disiplini koyamazsa, iktidara gelse bile tökezleyecektir.
CHP’nin hızla temizlenmesi Türkiye yararınadır. Kılıçdaroğlu bunu zaman yitirmeden yapmalıdır. Yapabileceği tek dönem de budur. Korkmasına da hiç gerek yoktur. Kendisine “efendim örgüt” falan diyen olabilir. Ama o örgüt denilenin kâğıttan kaplan olduğunu da asla unutmamalıdır. Atın bakın bu adamları, yanlarında kaç oy götürecekler.
İnanın yanlarında hiç kimse olmayacaktır. Buna karşın CHP’deki bu kararlılığı gören yüz binler bu partiye gelecektir.
Zaman şimdi önemli. Kılıçdaroğlu damgasını vurmalıdır.
İnsanın aklına bu gelmez mi?
Çok kısa bir tatildeyim ve saat 15.30 itibarıyla bu sayfada okuduğunuz yazılarımı göndermiş olacağım. Ondan sonra 10 saat kadar haber dünyası ile irtibatım kesilmiş olacak.
Bu satırları yazığım sırada ne Askeri Şûra’dan bir karar çıkmıştı ne de 11. Ağır Ceza Mahkemesi 102 muvazzaf-emekli subayın itirazlarını karara bağlamıştı.
Askeri Şûra elbette 4 gün sürüyor ve tüm kararları şu anda öğrenmemiz mümkün değil. Ancak 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutumu bana çok dikkat ekici ve can sıkıcı geliyor.
Aynı konuda 10. Ağır Ceza Mahkemesi bir günde karar verebilirken 11. Mahkeme’nin işi bu kadar ağırdan alması çok garip.
O zaman insanın aklına şu geliyor ki adalet sistemimiz için çok vahim bir durumdur bu: Hükümet, Askeri Şûra’da pazarlık yapıyor. Haklarında dava açılan komutanların emekli edilmesini istiyor. Asker de haklı olarak sistemini savunuyor. Bu durumda hükümet diyor ki “Emekliliği kabul edin, tutuklamaları kaldıralım. Yok eğer terfide ısrar ederseniz, mahkeme tutuklama kararı alır.”
Yani bir tür kaos planı.
Dediğim gibi belki siz bu satırları okurken yazdıklarımın tamamen yanlış olduğu ortaya çıkmış olacaktır. Ama ben kayda geçmesi adına yine de yazıyorum. Çünkü bu çok can sıkıcı düşünce sanıyorum sadece benim zihnimde değil pek çok kişinin zihninde belirdi ister istemez.
Nikâh masası iştahı
Başbakan Erdoğan’ın “referandumda evet deyin” mitinglerinde çok ilginç ve garip pankarlar da yer alıyor.
Bunlardan birini Antakya mitinginde gördüm. Şöyle yazıyordu: Nikâh masasında bile bu kadar iştahla “EVET” dememiştik.
Bir insan nikâh masasında neden “iştahla evet” der?
Buradaki “iştah” kelimesi ne anlama gelir?
Herhalde “evliliğin kutsallığına” duyulan bir iştah değildir bu?
Buradaki “iştahın” tek anlamı vardır. Nikâh bir an önce bitmeli, “iştahla” evet denmeli ve sonra da eve gidilmeli.
Eve gitme bölümünü burada anlatmaya gerek yok sanırım.
Demek ki, AKP’nin bir kesimi “anayasa değişikliklerini” büyük bir “iştahla” bekliyor.
İyi de, anayasa değişiklikleri geçerse, acaba “hangi iştah” bastırılacak?
Bugüne kadar Türkiye’ye bu gözle mi bakmışlar?
Su saatleri
“Üsküdar/ Bağlarbaşı semtindeki evimizden 1 aydır uzaktayız. Son su faturasında borcumuz 131 Türk Lirası olarak geldi ve bu imkânsız. Su faturasında son okuma hanesinde gösterilmesi gereken metreküp yazılmamış. Su saatini incelediğimde ise sadece 26 metreküp su harcandığını gördüm. Bunu yazmamın sebebi birçok kişinin bu şekilde mağdur edildiği... Yine aldığım bir bilgiye göre 500 TL civarı bir fatura gönderilen bir vatandaşımızın yaptığı itiraz sonucu borcu 19 TL‘ye gerilemiş.
Yapılan büyük bir aldatmadır. Belediyenin su saatini okuma işini taşeron firmalara verdiğini ve gelip saate bakması gereken bu taşeron çalışanlarının kafalarına göre bir metreküp yazdığı herksin dilinde. Sevgili Can Bey birçok vatandaşımız doğrudur diye hakkını aramıyor ve bilmeden bazılarının cebini dolduruyor.”

