Borçlu ülke zengin millet siyaseti duvara tosluyor

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; geçen haftanın ağırlıklı konularının başında dünyada baş gösteren ve etkisini Türkiye’de de hissettiren ekonomik krizle ilgili haberler geliyordu. Türkiye’nin henüz ne çapta etkileneceğini pek bilmiyoruz, hükümet çeşitli önlemler almaya çalışıyor, umarım ve dilerim eğer patlayacaksa bu krizi en az hasarla atlatabiliriz.

Aslında siyasi kriz

Her ne kadar “ekonomik” olarak adlandırılsa da, Batı ülkelerinden başlayan krizin daha çok siyasi kriz olduğunu söyleyebiliriz. “Global ekonomi” ve “değişim” adı altında sunulan “yeni dünya anlayışı ” tamamen siyasi tercihler nedeniyle dar bir noktaya doğru gidiyor. Bu daralmanın demokrasi ve insan hakları konusunda sorun çıkarması da kaçınılmaz.

Türk halkı mutlu mu?

Geçenlerde araştırmacı Bülent Tanla ile sohbet ediyorduk. Tanla “Dikkat ediyor musun” dedi “Araştırmalarda Türkiye’de insanlar ın mutlu olduğu ortaya çıkıyor ve herkes buna çok şaşırıyor. Oysa durum şaşırtıcı değil, çünkü milletin şimdilik çok fazla derdi yok, öyle ya da böyle parası da var ve eskiden yapamadığı şeyleri de yapabiliyor” diye sürdürdü.

Ülkeler çok borçlu

Tanla’ya göre yeni dünyada ülkeler çok ağır borç yükü altına girerken, vatandaşlar bir zenginlik yaşıyor. Bu düzenin bir tür saadet zinciri olduğu kesin ve bu böyle gitmeyecek. Tarihe bakarsak “yıkılmaz” sanılan devletlerin çoğu ağır borç yükleri nedeniyle beklenmedik anlarda battı. Şimdi de benzer batışlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Ürkütücü veriler

Bülent Tanla bazı Batı ülkelerinin kişi başına düşen milli gelir ve borç tablolarını incelemiş. “Ortaya ç ıkan tablo ürkütücü” diyor ve ekliyor “Gelecek dönemde birey-devlet ilişkileri daha fazla tartışılacaktır. Demokrasi-ekonomi arasındaki değerlendirmeler güvenlik çalışmalarını etkileyecektir. Bu, din ve etnik (mezhep) tartışmalarını da etkileyebilir.”

Bu tablo süremez

Tanla’nın “ürkütücü” dediği tablodan birkaç alıntı yapayım. Örneğin 2010 itibarıyla Yunanistan’ın dış borcu 565 milyar dolar. Kişi başına düşen milli gelir 30 bin dolar ama kişi başına düşen dış borç 52 bin dolar. Portekiz ’de ara biraz daha açık. Milli gelir 21 bin dolar, kişi başına düşen dış borç 49 bin dolar. Bu ülkeler şimdi ağır kriz altında.

Beteri de var

Hollanda ilginç bir tablo çiziyor. 2 buçuk trilyon dolar borcu olan küçücük Hollanda’da milli gelir 48 bin dolar, ama kişi başına düşen borç 148 bin dolar tutuyor. İspanya da 2 buçuk trilyon dolar borçlu. 32 bin dolar milli geliri olan bir İspanyol’a düşen dış borç 61 bin dolar. Diğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde de durum farklı değil.

Batı yaşlanıyor

Temel sorun şurada; batı kurduğu refahı ağır borç yükü altına girerek korumaya çalışıyor. Halkı gittikçe yaşlanan, nüfusu artmayan Batı, sosyal refah adı altında çalışmayan veya emekli olmuş nüfusuna büyük bir meblağ ayırıyor. Bu da krizi kaçınılmaz olarak körüklüyor. Tanla ’ya göre bu Avrupa’da harita değişikliğine bile neden olabilir.

Türkiye’nin durumu

Türkiye şu anda sınırda olmasına rağmen Batı ülkelerinin durumundan farklı bir durumda. Dış borcun kişi başına düşen tutarı diğer ülkelerdeki gibi kişi başına düşen milli gelirin iki üç katına ulaşmış değil. Ancak dünyanın içine düşeceği bir krize karşı yeni siyasetler geliştirilmesi ve yeni durumun iyi değerlendirilerek önlemler alınması da çok gerekli.

Muhalefete düşen görev

AKP iktidarı dünyada trend olan ve “yenilik” diye sunulan “borçlu ülke zengin millet” teorisini ülkeyi henüz bir refah toplumu yapmamış olsa bile iyi okudu ve bu nedenle seçimlerden zaferlerle çıktı. Oysa dünyada bu trend tersine dönecek. Eğer Türkiye’de muhalefet ancak bunu iyi okur ve şimdiden siyaset geliştirirse iktidar olma şansını yakalar.

Güvenlik öne çıkacak

Dünyaya “değişim-yenilik” diye sunulan trend nasıl tersine dönecek? Devletler kendilerini korumak ve ayakta kalabilmek için “devlet-birey ilişkilerini” mutlaka yeniden değerlendirmek zorunda kalacaktır. Aşırı borçlu ülke anlayışı terk edilirken bu kez ortaya bir “güvenlik” sorunu çıkacaktır ki, vatandaşı demokrasi karşısında şaşkınlığa bu uğratacaktır.

Batı’daki son olaylar

Bu nedenle Norveç’te yaşanan bireysel çılgınlıkla, Londra’da yaşanan “İngiliz olmayanların terörü” çok dikkatle incelenmelidir. Norveç ve İngiltere olaylarına ırkçılık ya da yoksulların öfkesi olarak bakmak bana göre yanılgıya neden olur. Bu gelişmeler Batılı refah toplumlarında demokrasinin sorgulanmasına neden olacak ve tartışma başlayacaktır.

Düzenleri bozulmadıkça

Refah toplumlarında demokrasiyi ve ayrımcı olmayan görüşleri savunmak daha kolaydır. Londra’da demokrasi şampiyonluğu yapmakla Bağdat’ta demokrasiden söz edebilmek arasında dağlar kadar fark vardır. Batılı refah toplumları bu düzenleri bozulmadığı sürece demokrasi, insan hakları, hukuk konusunda çok tutarlı ve kararlıdırlar.

Başkasını küçük görmek

Batılı refah toplumları sıkı sıkıya bağlı oldukları demokrasi, hukuk, insan hakları konularında daha doğudaki ülkeleri özellikle İslam ülkelerini de küçük görür, onları alaya alır ama türlü nedenlerle ülkelerine buralardan gelmiş olanlara da sahip çıkıp bir tür demokrasi gösterisi yaparlar. Ta ki, buralardan gelenler günün birinde “biz de varız” diyene kadar.

Demokrasi- güvenlik

Londra ve Oslo’da yeni, Fransa’da bir süre önce yaşanan olaylar düzenlerinin bozulmasından dolayı telaş ve paniğe kapılan ve öfkelenen milyonlarca insanı “demokrasi mi-güvenlik mi” ikilemine itiyor. Bundan elbette “ırkçı akımlar” pay çıkarmaktadır, ama aslında tepki ortaktır ve bu toplumlar “global ekonomik trendten” vazgeçebilecek aşamaya geleceklerdir.

Avrupa değişecektir

Şu sıralarda “demokrasiye inançları gereği” yaşanan olayları kınayan, bunlara karşı çıkan Avrupa toplumlarının yakın bir gelecekte “daha ırkçı gözükecek” tavır ve kararlar alması kimseyi şaşırtmasın. Londra’da “olağanüstü hâl” ilan edilmesini istemek şimdilik saçma gibi görünse de, toplum olayların devamı halinde bu talebi yüksek sesle söyleyecektir.

Haklar kısıtlanabilir

Batının refah toplumları, ülkeleri borçlansa bile, kişisel servetleri arttıkça, rahat yaşadıkça ülkelerinde yaşayan farklı kültür, din ve milletten gelenlere karşı “hoşgörü” içinde olmayı doğal buluyorlar. Ama trendin tersine dönmesi Avrupa halklarını, kendilerinden olmayanlara karşı daha otoriter, yasakçı ve reddedici düzeye getirecektir kuşkusuz.

Avrupa böyle kurtulacak

Kendi halklarına refah sağlarken ağır borç yükü altına giren Avrupa’da devlet yönetimleri kurtuluşu bu yeni akımda bulacaklardır. Halkları “güvenlik endişesine“ kapılan devletler “O halde daha kısıtlayıcı olmalıyız, ama bu refahımızı biraz azaltacaktır“ diyecekler ve toplumdan olumlu yanıt alacaklardır. Avrupa bu uğurda bazı değerlerinden vazgeçecektir.

Amerika daha güçlenir

Avrupa’nın bu durumuna karşı, Amerika, sadece kendi ülkesinde hak ve özgürlüklere saygılı olduğu için, değişen trendten çok etkilenmeyecektir. Tam tersine Amerika Avrupa’nın gerilemesiyle birlikte kendi ülkesi dışında daha sert, daha egemen, daha belirleyici hale gelebilir. Amerika yükselen farklı kültürlere karşı Batı’nın tek temsilcisi konumuna geçer.

Türkiye de etkilenir

Türkiye henüz Batılı anlamda bir refah toplumu değil. Buna karşı son 10 yılda daha önce “ezildiğini-horlandığını” sanan, bu iktidarla “adam yerine konduğu” hissine kapılan kesimler sistemden pay almaya başladılar. Bu durum “kısmi mutluluk” yaratmaktadır. Ancak değişen trend henüz hazımsız olan bu kesimleri bir anda mutsuz edecektir.

İktidarın yaptığı

AKP iktidarı bu gelişimi bana göre çok iyi anlıyor ve bütün siyasetini bunun üzerine kuruyor. Özellikle son zamanlarda Kürt sorunu konusunda milliyetçi söylemin yükselmesi, dış politikada “milli gurur gösterileri” yapılması, ekonomide riski göze alarak tasarruf önerilmesi AKP’nin yeni döneme iyi hazırlandığının işaretleridir.

Muhalefet de görmeli

Bu gelişimi aslında muhalefetin daha önce görmesi ve buna göre yeni siyasetler belirlemesi gerekliydi. Şimdilik böyle bir hazırlıkları yok. Ancak durumun ekonomik değil siyasi olduğunun farkına varır ve buna göre yeni stratejiler geliştirmeye başlayabilirse AKP iktidarını değiştirme şansını yakalayabilir. Aksi takdirde AKP yeni trendin de yıldızı olacaktır.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR