İngiliz Economist Dergisi’nin son sayısında Türkiye ile ilgili makaleyi dünkü Vatan’da okumuş olmalısınız. AKP hakkında açılan kapatma davasını şiddetle eleştiren İngiliz dergisi laik elitlerin fildişi kulelerinden inmesini istiyor.
Dergi hangi yazarının hangi bilgisine dayanarak bu yazıyı koymuş anlamak zor.
Yazı kendi içinde tutarsızlık ve yanlışlarla dolu. Örneğin beni en güldüren “Boğaz’ın prenslerinin dönemi kapandı” cümlesi. Yazarın Türkiye’den ne kadar habersiz olduğunun kanıtı bu. Çünkü “Boğaz’ın prensleri” olarak adlandırılan çevrenin neredeyse tamamı AKP’li ya da AKP destekçisi. AKP iktidarını beş yıl ayakta tutan, ardından seçim kazanmasını sağlayan aslında bu çevre. Onların maddi manevi destekleri AKP’nin önünü açtı.
Tabii şöyle bir gerçek de var; Boğaz’ın prensleri olarak adlandırılan kesim, kısa dönem yüksek kârların iştahıyla, yükselen ve rekabet tanımayan Siyasal İslamcı sermayenin gelişine aldırmadı. Siyasal İslamcı sermayenin güçlenmesinin kendisi için bir tehlike olmadığını düşündü, hatta “Bunların bilgisi görgüsü yok, kendi içimizde hallederiz” mantığı ile sempatik bile baktı.
Oysa iktidarın ikinci döneminde sanıyorum bu sermayenin hiçbir kurala ve özellikle rekabete uymayan, iktidar desteği ile kar topu gibi büyüyen yapısından artık endişe ediyor olabilir.
Yani Economist dergisinin makalesinin “doğru kabul edilebilecek” tarafı, Boğaz’ın prenslerinin artık ezilmeye başlamış olmalarıdır.
Madem öyle işte böyle
İktidar beklenen manevrasını yaptı. Ertuğrul Günay, AKP’ye yönelik kapatma davasının açılmasından sonra “Bu iş Ergenekon’u ortaya çıkardığımız için oldu. En tepelere sızmışlar” mealinde açıklama yaptığında bir şeyler olacağı kesindi. Anlaşıldığı kadarıyla AKP kapatma davasına karşı “Madem öyle işte böyle” taktiği ile ortalığı yangın yerine çevirmeyi kafasına koymuş.
Bunun AKP’ye bir yararı olur mu? Olmayacağını görmeleri gerek. Belki kısa vadede halkın kafasını karıştırmak ve kendilerine destek veren kimi liberallerin moralini yükseltmek adına fayda umabilirler, ancak bu tür belden aşağı ayak oyunlarının tutmasının mümkün olmadığını da bilmeleri gerek.
Ergenekon çetesi denilen olay Şemdinli’de meydana gelen bir patlamadan sonra işgüzar bir savcının Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı çetecilikle suçlayan bir iddianame hazırlaması ile alevlendirildi.
Mal bulmuş mağribi gibi Ergenekon üzerine atlayan AKP ve gerici liberal çevreler, o günden bu yana başları her sıkıştığında “derin devlet” veya “darbe hazırlığı” çığlıkları atmaya başladı. AKP de kapatılma davasını “bir ihtimal” durdurabilme gayretiyle “madem öyle işte böyle” kurnazlığına soyunuyor. Sonuçsuz bir oyun ama, gerginliğin had safhaya çıkacağını söylemek kehanet olmaz.
Başınız göğe ermiştir herhalde!
İlhan Selçuk gözaltına alınabilir mi? Eğer hakkında bir suçlama varsa tabii.
İlhan Selçuk tutuklanabilir mi? Eğer suçlama sabitse tabii.
İlhan Selçuk’un evi aranabilir mi? Eğer somut bir ihbar varsa tabii.
Savcının İlhan Selçuk’a yönelik operasyonunda garip bir durum var mı? Var.
İlhan Selçuk her Türk vatandaşı gibi hukuk ve adalet önünde eşittir. Eğer bir suç işlemişse veya suç işlediğine dair deliller varsa hakkında her türlü yasal işlem yapılabilir.
Ancak burada garip olan 83 yaşında olan, Türkiye’nin en tanınmış yazarlarından birinin evinin sabahın dörtbuçuğunda, terörle mücadele ekipleri tarafından basılması.
İlhan Selçuk yıllardır yakın polis koruması altında. Savcı dolaylı da olsa zaten polis kontrolü altında olan 84 yaşındaki isme ancak vahşet olarak nitelenebilecek biçimde operasyon yaptırmakla acaba ne amaçlıyor? “Herkese aynı muamele yapıyoruz” sözü herhalde sadece mizahtır.
Yine bir eski rektör ile bir siyasi parti genel başkanının da aynı uygulamaya tabii tutulması herhalde kimsenin başını göğe erdirmeyecektir.
Şimdi sıra kimde?
İktidar gerici liberal çevrelerin de hararetli kışkırtmasıyla Ergenekon çetesi denilen yapılanmayı Türkiye’yi yangın yerine çevirme pahasına sonuna kadar kullanıp oynayacak gibi görünüyor. Çünkü ne olduğu henüz belirsiz Ergenekon öyle bir oyuncak haline geldi ki, dilediğiniz an dilediğiniz kişiyi bu kapsamda içeri alabilirsiniz.
Olayları üst üste koyduğumuz zaman gözaltına alınma sırasının şimdi kimde olduğu sorusu kafaları kurcalıyor ister istemez. Örneğin bir gün önce yer altı dünyasından bilinen Sedat Peker isimli kişi 10 saat boyunca sorgulanıyor. AKP’nin yayın organı gazeteler bunu günün en önemli haberi olarak manşetlerden duyuruyor. Ertesi gün de çok saygın kişiler sabahın köründe gözaltına alınıyor.
Kültür Bakanı’nın hedef göstermesiyle örneğin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da gözaltına alınmak istenebilir. Gerçi böyle bir sorgulama için özel izinler gerekiyor ama, bir savcının böyle bir talepte bulunması bile gözaltı etkisi yaratacaktır mutlaka.
Hatta daha da ileri gidip Genelkurmay Başkanı için bile aynı talepte bulunabilirler. Nasıl olsa “Hukuk devletiyiz, bir suçun yoksa çekinecek bir şey yok” söylemi çok moda ya.
Tek sorumlu CHP midir?
AKP ve yandaşlarının son zamanlarındaki söylemlerine bakıyorum, tüm eleşti oklarını sadece CHP’ye yöneltiyorlar. Kapatma davası, irtica suçlamaları, ekonomik eleştiriler, Kuzey Irak konusu, terörle mücadele konularında ne olursa olsun hedef hep CHP.
AKP bunu örgütlü biçimde yapıyor. Bana gelen mesajlardan da bunu çıkarıyorum. Çünkü AKP’ye yönelik hangi eleştiriyi yazarsam yazayım, örgütlü bir koro “Çatla patla, CHP’yi iktidara getiremeyeceksin” türünden gülünç mesajlar gönderiyor.
Ancak anladığım kadarıyla AKP ve yandaşları her eleştireni CHP patenti altında göstermeye çalışarak bir tür yıldırma harekatı yapıyor.
Galiba eleştiri aldıkları çevrelere “Siz CHP’lisiniz” diyerek onları savunma safına itmeye ve konudan uzaklaştırmaya çabalıyorlar. Kısacası hep kurnazlık, hep oyun, hep dalavere.
Su ateşe galiptir, ancak bir kaba girerse ateş o suyu kaynatır, yok eder. Mevlana

