O ünlü 68 kuşağından değilim. 10 yıl kadar sonrasındanım. Ama 68 kuşağını içimizde henüz filizlenmekte olan aydınlık fikirlere ilgi duyduğumuz yaşlarda yakından izliyorduk.
Tam anlamıyorduk belki neler olup bittiğini. Ama biliyorduk ki, o gençler bizim geleceğimiz için çabalıyor, kavga veriyor. Ve ne yazık ki bir süre sonra öldüklerine tanık olduk.
O yıllarda “sağ” denilen hareket henüz bir ideolojik temelde oturmuyordu. Sağ DP döneminin zenginleştirip egemenleştirdiği kesimlerin, özellikle dini istismar ederek kendi zenginliklerini artırma ve güçlerini sürdürme ideolojisiydi.
Sol ise yeniliğin, çağdaşlığın, aydınlığın sembolüydü.
Ve gençliğin doğal olarak solda yerini alması da kaçınılmazdı. 68 hareketi gücünü, hümanizmini, naifliğini buradan alıyordu.
Bunu tehlike olarak gören “sağ” işte o zaman harekete geçti ve bir ideolojik temel bulma yollarını aramaya başladı. O temel de milliyetçi, mukaddesatçı bir temeldi ve birinci kuralı egemenlere boyun eğmekti.
Böylelikle sözde alternatif adı altında, egemenlerin adeta kulu kölesi gibi olan, dini bir kalkan gibi kullanan, milliyetçiliği ise neredeyse “öldürücü” bir silaha çeviren yapılanmalar ortaya çıktı.
Dönemin iktidarı bunu “iti ite kırdırmak” olarak niteliyordu. Egemen beyler rahat koltuklarında otururken, “sağ”cılar ortalığı kan gölüne çevirmeye başlamıştı.
Biz böyle bir ortamda geçirdik ilk gençlik yıllarımızı. Bugünkü gibi televizyonlar, internet olanakları yoktu. Bu nedenle “gerçekten” okurduk. Günde bir kitap bitirdiğimiz günleri dün gibi hatırlıyorum.
“Felsefenin temel ilkeleri” kitabıydı çoğumuzun ilk “ideolojik” kitabı.
Ama asıl kaynağımız Cumhuriyet Gazetesi ve İlhan Selçuk’tu. 68 kuşağından sonra gelen solcu gençlerin neredeyse tamamı aslında bu “okuldan” geçmiştir. Sol, sosyalizm, komünizm, kapitalizm kavramlarını, aydınlanmanın anlamını hep İlhan Selçuk’un yazılarından öğrenmeye çalıştık.
Ona o yıllarda da İlhah Abi diyorlardı. Biz de aramızda “İlhan Abi’nin yazısını okudun mu?” diye sorardık ağız alışkanlığı ile.
Bugün ise kimi dönekler ve cahil yeni yetmeler İlhan Selçuk’u “darbeci” olarak nitelediler.
60’lı 70’li yılların ortamını unutan ya da hiç bilmeyenler İlhan Selçuk’un askerlerle olan ilişkilerini ve onlara gösterdiği güveni dillerine doladılar.
Güneşin balçıkla sıvanmasıydı bu aslında. Başarılı olamadılar ama belli ki kendi egolarını tatmin ettiler ve çevrelerinde türeyen niteliksizleri de etkilediler.
Dün İlhan Selçuk’u uğurlama törenine katıldım. Tıklım tıklım dolu salonun en önemli özelliği gençlerin çok az olmasıydı. Salonu dolduranların büyük çoğunluğu “o yıllardan” gelen isimlerle doluydu. Çünkü İlhan Selçuk’u gerçekten anlayan da herhalde onlardı.
34 yıllık meslek yaşamımda İlhan Selçuk’la sadece bir kez karşılaştım. 2003 yılında TEMA’nın çevre ödülünü kazanmıştım. Ödülleri dönemin Cumhurbaşkanı Sezer veriyordu. Törende İlhan Selçuk da vardı ve tesadüfen yan yana oturmuştuk.
Beni tanıyacağını hiç sanmıyordum, ama olağanüstü nezaketiyle dönüp “Yazılarınızı çok beğeniyorum, ekranda da çok güzel şeyler söylüyorsunuz” demişti. O sırada Star TV’de ana haberleri sunuyordum, yazılardan kastettiği önceki gazetem Sabah’taki köşemdi. Bu, beni çok mutlu etmişti.
Sonra bir daha karşılaşmadım. Hep merak ederim. Acaba o günkü duyguları sürüyor muydu? Yazılarımı okuyor, TV konuşmalarımı dinliyor muydu? “Güzel” diyor muydu, eleştiriyor muydu? Ne düşünüyordu?
Dün o büyük gazeteciyi, bir aydınlanma sembolünü kalbimizin en güzel yerine uğurladık. Işıklar içinde olsun...
İlhan Abi gitti Cumhuriyet bitti
Cumhuriyet Gazetesi’nin demokrasi tarihimizde çok önemli bir yeri var. Türkiye’nin aydınlanmasında önemli bir işlev yüklenmişti. Türkiye’nin en karanlık dönemlerinde bile Cumhuriyet Gazetesi dimdik durdu.
Ama özellikle İlhan Selçuk’un sağlık sorunları nedeniyle gazeteye pek gelememesinden bu yana gazetede gariplikler yaşanıyor. En önemlisi, halen hapiste olan Mustafa Balbay’a yapılanlardır. Geçelim.
Ama dünkü Cumhuriyet’e bakınca canım gerçekten çok sıkıldı.
Gazetenin dünkü sayfalarında başka gazetelerde yazı yazanların İlhan Selçuk’la ilgili yazılarından alıntılar vardı.
Meğer Cumhuriyet ilkeleri, Cumhuriyet tarihi ve Atatürk’e açık açık karşı olanlara ne büyük sevgi ve sempatisi varmış Cumhuriyet yönetiminin.
Alıntı yapılan gazetecilere bakıyorum, çoğu hepsi normal zamanlarda İlhan Selçuk’a en ağır sözleri söyleyenler. Ama Cumhuriyetçiler bunları pek beğenmişler.
Medya haberi nasıl verdi diye alıntılar yapmışlar. Türkiye sevgisizleri Cumhuriyet sayfalarında yer bulmuş ama örneğin Vatan’dan tek satır yok. Mustafa Mutlu, İlhan Selçuk’u çok veciz biçimde anlatan bir yazı yazmış, ama Cumhuriyetçiler, ikinci Cumhuriyetçilere rağbet ettiklerinden ona yer bulamamışlar.
Yarınki Cumhuriyet’te Engin Ardıç ve Emre Aköz’den alıntı görmek isterim aslında. Onlar hiç olmazsa namuslu davranmışlar ve gerçek görüşlerini yazmışlar İlhan Selçuk için çünkü.
Dünkü Cumhuriyet’e bakarken kendi kedime “Yazık” dedim, “İlhan Selçuk acaba Türkiye sevgisizliğini kitlelere aşılamak isteyen bazı yazarlar, kendi hakkında ne kadar iyi yazarsa yazsın bu satırların Cumhuriyet Gazetesi’ne konmasını ister miydi?”
Karayolları ne yapar?
Geçenlerde Bodrum’da tüm yolların kazıldığını, tam da turizm mevsimi açıldığı sırada yapılan bu çalışmaların büyük aksaklıklara neden olduğunu yazmıştım.
Hafta başında Karayolları Basın Bürosu’ndan imzasız bir mektup aldım. Mektupta Bodrum ve çevresindeki yapılan çalışmalar anlatılıyor.
Basın Bürosu hiç üşenmemiş oturmuş, Bodrum ve çevresinde halen çalışma yapılan tüm noktaların envanterini çıkartmış. Kilometre kilometre bana da bildiriyor.
Yazımı normal zekâlı bir insanın ilk okuyuşta anlayacağını sanıyorum.
Ben “Bodrum’da karayolları çok kötü, hiçbir iş yapılmıyor, nedir bu böyle?” türünden bir eleştiride bulunmadım ki.
Söylediğim çok basitti. Bu yolların böyle olduğu geçen yıldan hatta önceki yıldan hatta hatta daha önceki yıllardan beri biliniyor. Bütün kış oturup da tam turizm mevsimi başlarken her tarafta birden çalışmaya başlamak ancak ve ancak turizmi baltalamak içindir.
Karayolları ne yaptığını değil neden şimdi yaptığını açıklamalı aslında. Bir de imza lütfen, kişiye mektup matbu bir “basın bürosu” antetli kâğıtla olmaz. Bu da işin nezaketi.
İnsansız hava aracı Heron’u taşerondan, istihbaratı Amerikalı John’dan alıyoruz. Sonra terörle mücadelede başarı bekliyoruz! (Gani Yıldız)

