‘Birbirimizi anlamak’ sözü bölücülüktür

Haberin Devamı

AKP’nin seçim zaferi kazanmasından sonra kendilerini bir anda sosyal analizciler yerine koyan, çoğu da aslında AKP’li olmayan ama sözde demokrasi adına tüm değerlerin yerle bir olmasına destek veren çevrelerdeki en moda tartışma konusu “Birbirimizi anlamalıyız, bir arada yaşamalıyız” söylemi.

Hemen söylemek istiyorum; bu söze kelimenin tam anlamıyla deliriyorum.

Ne anlama geliyor “Birbirimizi anlayalım” sözü?

Siz kimsiniz? Biz kimiz?

Birbirini anlamak zorunda olanlar kimler?

Türkiye’de bugüne kadar hiç bilinmeyen insanlar vardı da onlar mı ortaya çıktı?

Yoksa Türkiye’de bazı insanlar hiç dikkate alınmıyordu, adeta mağaralara hapsedilmişlerdi de onlar mı ortaya çıktı?

Veya Türkiye’nin bir bölümü kölelerden oluşuyordu da onlar özgürlüklerine mi kavuştular?

Hiçbiri olmadı aslında.

70 yıl, 40 yıl, 20 yıl, 10 yıl, 5 yıl önce bu ülkede kimler yaşıyorsa yine onlar var.

1950’de DP’ye kim oy verdiyse şimdi de aynı insanlar oy kullanıyor.

1965’te Demirel’i iktidara getiren kimse yine o insanlar bu ülkede.

1979’da Ecevit’e yüzde 43 oy verenler de aynı insanlar.

Bu insanlar 1983’te Özal’ı tek başına iktidara getirdi.

1993’te Demirel’e emanet oylarını verenler de onlar.

1995’te ANAP’la DYP’yi kafa kafaya bu insanlar getirdi.

2002’de oylarını AKP’ye kaydıranlar da onlar.

Peki o zaman şu “birbirimiz” ne demek oluyor?

Kendilerine demokrat diyen ve topluma kendi diledikleri gibi kesip biçtikleri elbiseyi giydirmek isteyenler, bu söylemi kullanarak aslında Cumhuriyet’in toplumun bir bölümünü yok saydığını, ezdiğini, sömürdüğünü anlatmaya çalışıyor.

Bu görüşe göre güya Cumhuriyet kadroları, laikliği kullanarak halkın din duygularını yok etmek istedi, insanların önemli bir bölümünü inancından, geleneklerinden kopardı. İlk kez şimdi, o da demokrasi sayesinde Türkiye’nin yarısı ayağa kalktı ve bu duruma son verdi.

Ama bunu söyleyenlerin ciddi korkuları da var. Örneğin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden korkuyorlar. Kendilerine göre halkın yarısına yakınının Cumhuriyet’e ve ilkelerine bağlılıklarından çekiniyorlar.

Bu nedenle “Birbirimizi anlayalım” söylemiyle güya bir hoşgörü ortamı yaratmaya, böylece tehlikeyi uzak tutmaya çabalıyorlar.

Bu, Türkiye’yi parçalamaya yönelik bir bölücülüktür. Türkiye’nin asla böyle bir sorunu yoktur.

Yarın, daha önce de yazdığım bir yazıyı tekrar hatırlatarak toplum dengesinin nasıl özellikle bozulduğunu anlatmak istiyorum.

*****

Keyifli anlar

Business Channel’daki alışılmadık haberciliğimiz büyük ilgi görüyor. Bunu santrala ve çalışan arkadaşlarımıza gelen telefonlardan hemen anlıyorsunuz. Business Channel santralı artık izleyiciden gelen telefonlara yetişmekte zorluk çekiyor.

İşin en keyifli tarafı izleyicinin ekranda gördüğü bir habere anında tepki vermesi. Örneğin yaptığımız bir rakamsal hata hemen birkaç dakika sonra telefon eden bir izleyici tarafından düzeltiliyor. Eksik bir bilgi yine birkaç dakika sonra konuyu bilen bir izleyici tarafından tamamlanıyor.

Gelen tepkilerden anladığım kadarıyla yeni yayın formatı herkesin beğenisini kazanmış ve ilgiyle izleniyor. İzleyicilerin çoğu “takılıp kalıyoruz” diyor ki bu da bizi çok mutlu ediyor. Öyle sanıyorum ki kanalımız tahminimizden çok önce en çok izlenen haber kanallarından biri haline gelecek. Tabii sayenizde.

*****

Kürşad Tüzmen’in morali bozukmuş

Tayyip Erdoğan’ın yeni hükümeti sürprizlere pek yol açmadı. Birkaç değişiklik ve takviyelerle yeni hükümet şu anda fazla gerginlik yaratacak görünümde değil.

Sadece İçişleri Bakanlığı’na Beşir Atalay’ın getirilmiş olmasının bazı çevrelerde rahatsızlık yaratacağı belirtiliyor.

Ancak aldığım bilgilere göre şimdilik görünmeyen ama yakında kokusu çıkacak olan bir konu varmış. O da Kürşad Tüzmen’in moralinin bozuk olmasıymış.

Çünkü önceki hükümette gümrüklere de bakan Kürşad Tüzmen’in omzunda bu kez gümrükler olmayacakmış. Tayyip Bey gümrükleri bu kez Hayati Yazıcı’ya bağlamış.

Hayati Yazıcı, Tayyip Bey’e en yakın isimlerden. Yazıcı’nın en önemli özelliklerinden biri Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını da yapması. Hükümet döneminde ise Erdoğan’ın hukuk konusunda en çok başvurduğu isim.

Hayati Yazıcı’nın bir özelliği de söylenenlere göre Tüzmen’den pek hazzetmemesi imiş.

Tüzmen’in gümrüklerle ilgili başı zaman zaman sıkıntıya girmişti. Kendisine bağlı olmasına rağmen buradaki yolsuzlukları ortaya çıkaramamış, Edirne Valisi Hanefi Avcı, Kapıkule Gümrük Kapısı’nda kameralarla tespit yaptırarak rüşveti suçüstü yakalamıştı.

AKP çevrelerinde “Hayati Yazıcı şimdi gümrükleri altüst edecek. Kürşad Tüzmen’i çok sıkıntıya sokacak” yorumları yapılıyormuş.

Kürşad Tüzmen’in de tekrar bakan olmasına rağmen hiç de mutlu olmadığı ve moralinin çok bozuk olduğu belirtiliyor.

*****

Kültür Bakanlığı

Atilla Koç Turizm ve Kültür Bakanı olarak renkli işler yaptı elbette ama, bu bakanlığı taşıyamadığını ileri sürdü birçok kişi. Nitekim belli ki Tayyip Bey de aynı kanıdaymış ki, Koç kabine dışı kaldı. Zaten daha önceki hükümete de sonradan girmişti. Hükümete erken giremedi ama erken çıktı bir yerde.

Tabii Koç bakan olmayınca ister istemez bu makama kimin geldiğine baktım. Açık söyleyeyim Ertuğrul Günay adını görünce rahatladım. Günay’ın Turizm ve Kültür Bakanı olması belki yeni hükümetin en şaşırtıcı özelliklerinden biri. Herkes Günay için başka bakanlıklar düşünüyordu.

Şunun için sevindim; kültür ve turizm geniş ufuk isteyen, daha geniş bir dünya görüşüne sahip olan siyasetçilerin denetiminde olmalı.

AKP kökenli isimlerin, bütün iyi niyetlerine rağmen bu bakanlığın yönetiminde bazı baskılar altında kalmaları ihtimali çok büyüktü.

Oysa Ertuğrul Günay adı en azından bu kuşkuların ve endişelerin giderilmesi için önemlidir.

DİĞER YENİ YAZILAR