Dünya içinde olduğu ekonomik krize çareler arıyor. Türkiye ise çare arar gibi yaparken bizzat en yetkili ağızlar hâlâ krizin bize teğet geçeceğinden söz ediyor. Krizi önceden görmeyip de şimdi paniğe kapılanlar yapay moral dopingleriyle hükümeti destekler gibi görünerek canlarını kurtarmaya çalışıyorlar.
Dünya kapitalist devleri tüm tanımlara ters düşerek en radikal önlemleri alıyorlar. “Kapitalizmi tanrısal bir sistem” olarak gören ABD şirket kurtarmak için trilyon dolarları gözden çıkarırken Almanya, İngiltere, Fransa ve pek çok AB ülkesi bankalarını devletleştirerek kurtarmaya çabalıyor.
Terörle mücadele yöntemleri
İngiltere ekonomik krize karşı “terörle mücadele yasalarının” uygulanacağını bile belirtiyor. Ekonomik kriz ile terörle mücadelenin ne ilgisi olabilir diye düşünülebilir, ki yakın bir gelecekte bu Türkiye’nin de gündemine gelecektir, ama yanlış anlaşılmaması adına şimdilik bu konuyu ileriye saklıyorum.
Önlemler yeter mi?
Hükümet ve tatlı kârlara alışmış olan sermayenin bir bölümü, bir yandan yapay moral dopinglerine başvururken diğer yandan da ekonomik krizin etkisini hafifletmek adına önlemler almaya çalışıyor. Şu ana kadar talep edilenler izlediğim kadarıyla genel ekonomik krizin boyutunu küçültmek amacından çok ziyade “gemisini kurtaran kaptan” zihniyetini yansıtıyor.
Popülizm batağı
AKP iktidarı Derviş döneminin İMF politikalarını, o döneme göre büyük akıllılık göstererek, aynen uygulamış ve geçen 5 yılı kurtarmayı başarmıştı. Ama şimdi durum farklı. Elde bir reçete yok ve yerel seçimler yaklaşıyor. İktidar önlem alıyormuş gibi yaparak aslında seçime kadar yoksullaştırılan halkı susturacak önlemler alıyor. Erdoğan’ın popülizme batmasının temel nedeni bence burada yatıyor.
Radikal olarak yapılabilecekler
Yıllar önce yine benzer krizler yaşandığında, ekonomi konusundaki bilgisine güvendiğim yakın dostum Memduh Bayraktaroğlu, ilk bakışta genel ekonomik kurallara aykırı gibi görünen ama uygulanması halinde kısa bir sıkıntı döneminden sonra ekonomiyi esenliğe çıkarabilecek önerilerde bulunurdu. Zamanla bunları ciddiye almayanların bile “keşke yapılsaydı” dediklerine tanık olmuştum.
Yine öneri geldi
Memduh Bayraktaroğlu ile geçenlerde sohbet ettim. Hafif bir kalp rahatsızlığı geçirerek evinde dinlenmişti, ayağa kalkmasının şerefine yemek yedik. Bu yemekte bana yine radikal önlemlerden söz etti. Kendisine “Benim ekonomi bilgimin yetersiz kalacağını biliyorum bu nedenle söylediklerini bana yazar mısın?” dedim. 2 gün sonra aşağıdaki mektubu gönderdi:
Genel doğrular
Sevgili Can
Liberal kapitalizmin babası Adam Smith şöyle demiştir:
“Bir papağana Arz-Talep Yasasını öğretirseniz onu iktisatçı yaparsınız...”
Bunu şöyle tercüme edebilirim:
Üretimin de para arzıyla aynı oranda arttığı bir ekonomide enflasyon yaşanmaz...
Keza Irwing Fisher’in Miktar Teorisi de mal ve hizmet fiyatlarının para arzı ile ilişkisini kanıtlar.
İktisatçı akademisyenlerimiz nedense Irwing Fisher’in Miktar Teorisi’ne sadece “para arzı” açısından bakarlar, “mal ve hizmet” arzını görmezden gelirler.
Çünkü arkadaşlarımıza göre her üretim artışı yeni yatırımı gerektirir (Doğrudur)...
Yatırım ise harcama ve istihdam demektir (Doğru).
Doğru sanılan yanlışlar
Harcama ve istihdam para arzını genişleteceği için enflasyon kaçınılmazdır (Yanlış).
Yanlış, çünkü böyle bir görüş tutucudur, korkaktır, pısırıktır ve daha da kötüsü asla liberal değildir...
Ve...
Emine kadının mutfak, çamaşır, bulaşık, eğitim, elektrik, yakıt, ulaşım gideri aylık gelirinin yüzde doksanı iken Emine Hanımefendi’nin mutfak, çamaşır, bulaşık, eğitim, elektrik, yakıt, ulaşım giderinin aylık gelirinin yüzde üçü bile olmadığını göremezler.
Adalet sağlanmaz
Sevgili Can,
Mevcut para ve ihracat politikalarıyla (Yüksek reel faiz - düşük kur - katma değer yaratmayan) Türkiye ekonomisi ne gelir dağılımında adaleti sağlayabilir, ne de toplumsal uzlaşmayı...
Peki ne yapmalıyız?
Söyleyeyim:
Acilen para arzını artırmalıyız ki faizler düşsün, krediler yeniden açılsın, yatırımlar devam etsin, istihdam ve üretim artışı sağlansın.
Duran tüketim canlansın, sanayi tam kapasite çalışsın.
Para arzı nasıl arttırılsın?
Hazine, bankalara sattığı kâğıtların büyük bir kısmını geri satın alsın.
Bütün KOBİ’lere ve esnafa “Ticari Kredi Kartı Kullanma Zorunluluğu” getirilsin, bu kartların aylık faizi yüzde 1’i geçmesin, aradaki farkı Hazine karşılasın.
Hazine’nin bankalara ödeyeceği faiz farkı, ekonominin büyüyerek kayda alınacak olmasından doğacak vergi gelirleri artışından daha az olacaktır.
Önce de alay etmişlerdi
Bu önermelerim 1993 yılında yapılmadığı gibi alay konusu edilmişti. Sonunda 15 yılda iç borç toplamı 13 milyar dolardan 280 milyar dolara çıktı.
Buna 15 yılda ödenen 300 milyar dolar faizi de eklersen (170 milyar dolarının enflasyon ile karşılandığını kabul etsek bile, kalan 130 milyar dolar da çok büyük bir rakamdır), sadece 5-6 milyar dolar para basılmasından korkmakla ne derin(!) hatalar yapıldığını ve ülke olarak neler yitirdiğimizi daha iyi anlarsın...
Hasılı sevgili kardeşim
Yüksek reel faiz-düşük kur, eroin ile tedavi gibidir...
Dünyayı toz pembe görsen de için erimekte, bedenin senin olmaktan çıkmaktadır...
Sevgi ile gözlerinden öperim...
Memduh Bayraktaroğlu
Aman dokunma
Yolcunun biri taksi şoförüne bir şey sormak için öne eğilir ve şoförün omzuna hafifçe dokunur. Yolcunun dokunmasıyla birlikte şoför bir çığlık atar ve arabanın kontrolünü kaybeder. Taksi bir otobüse çarpar, kaldırıma çıkar ve şoför büyük bir vitrine birkaç santim kala durmayı başarır.
Birkaç dakika sessizlik olur. Hâlâ titremekte olan şoför “Özür dilerim ama ödümü kopardınız” der. Aynı şoku yaşayan yolcu, “Ben de özür dilerim ama omzunuza hafifçe dokunmanın sizi bu kadar korkutabileceğini düşünmemiştim” cevabını verir.
Şoför “Hayır hayır, tamamen benim hatam. Bugün taksi şoförü olarak ilk günüm. Son 25 yıldır sadece cenaze arabası kullanıyordum da...”
Devlet adamı koyunu kırpar, siyasetçi derisini yüzer. Austin O’Malley

