Biraz fazla kaçmadı mı?

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ı salı günü partisinin grup toplantısında konuşurken dinlediğimde şaşırmıştım, bunu dün dile getirmeye çalıştım bu köşede.

Erdoğan mayınlı arazilerin temizlenmesi ile ilgili yasa tasarısının geciktirilmesine çok öfkelenmişti. Herkese ağır hakaretlerde bulundu, esti, gürledi, kendi partisinin milletvekillerine bile “tatil yapamazsınız yoksa” diye uyardı.

Erdoğan’ın bu çok öfkeli tavrını anlamak kolay değildi. Nitekim dünkü pek çok gazetede ve köşe yazılarında bu nokta üzerinde durulmuştu.

Ama Başbakan’ın dün de aynı tavrı üstelik daha da sertleştirerek sürdürmesini anlamak hiç mümkün değil.

Bir başbakan alt tarafı bir mayın temizliği konusunu niçin bu kadar büyütür, yasanın çıkarılması için neden bu kadar çırpınır ve hatta siyasi hayatında önüne çıkarılacak anlamsız sözleri bağıra çağıra söylemekten çekinmez?

Başbakan bu kadar öfkeli ve telaşlı konuşursa, konu üzerindeki kuşkuların daha da artmasına yol açmaktan başka bir şey yapmış olmaz. Zaten konuyla ilgili dedikoduların ardı arkası kesilmezken Erdoğan’ın bu ısrarındaki sırrı çözmek de zor.

Tabii Erdoğan’ın tepkisinde dikkat çeken nokta “mayından temizlenen arazinin İsrail’e verileceği” söylentileri. Başbakan İsrail’le gizli bir anlaşma içinde olmadığını anlatmak için sesini çok yükseltiyor belki de. Ama şunu da unutmamalı, bu konu böylesine ortalığa saçıldıktan sonra zaten istese de araziyi İsrail’e veremez. Yani İsrail’e yönelik kahramanca sözler de ciddiye alınmayabilir.

Bunun dışında Başbakan’ın psikolojisini bozan bir diğer nokta da “vatana ihanet” anlamına gelebilecek sözlerin söylenmesi olmuş belli ki. Çünkü Erdoğan sözü ısrarla bu konuya getirerek hararetli bir savunma yapıyor.

Oysa bir Başbakan ve devlet adamı olarak bu anlama gelebilecek suçlamaların üzerine çıkabilir, bu sözleri elinin tersiyle bir kenara itebilirdi.

Ama yapmadı, yapamadı. Öyle olunca da şüphelerin artmasına neden oldu. Bu kadar gürültüden sonra Erdoğan mayın temizleme yasasının tamamen ülke çıkarları adına ve iyi niyetlerle hazırlanmış olduğunu kimseye anlatamaz.

Erdoğan’ın bu öfkesi uzun yıllar önüne konacağı gibi bundan sonra çıkarılacak her kanunda benzer kuşkular da doğacaktır.

Bu nedenle Başbakan’ın “öfkeyi bir ifade biçimi olarak” ulanmayı bırakması ve asıl “öfke kontrolü” dersleri alması lazım.


***



Zammı sessizce yaptık siz niye gürültü yapıyorsunuz?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi toplu taşıma ücretlerine zam yaptı. Olabilir, koşullar öyle gerektiriyordur.

Ama bu zammı sessizce, önceden hiç haber vermeden yapmak olmaz. En azından ahlaki değil. Sabah sabah işlerine gidecek insanları ciddiye almamak demektir bu. Zam sessiz sedasız yapıldı ve bu zamma ses çıkaranlar pişman edildi. Taksim’de sessizce yapılan zamları biraz ses çıkararak protesto etmek isteyen bir grup öyle bir dayak yedi ki, herhalde bir daha toplu taşıma araçlarına binmemek için yemin etmişlerdir.

Bir taraftan sözde demokrasi nutukları atacak, bu iktidarın Türkiye’yi özgürleştirdiğini anlatacaksanız, diğer taraftan en basit bir demokratik hakkın kullanılmasını şiddet kullanarak önleyeceksiniz.

Ben de saf saf sanki ilk kez oluyormuş gibi yazıyorum işte.


***



Delik kulak

Yıldırım Tuna’dan: Küçük Johnny modaya uyup kulağını deldirtmiş, meraklı arkadaşı da sordukça soruyor:

- Tamamen mi deliyorlar?

- Evet...

- Acıdı mı?

- Biraz...

- İğneyle mi deldiler?

- Yok, bu iş için küçük bir tabancaları var...

- Aa?.. Seni kaç metre uzağa diktiler?


***



‘Bedelli’ tamamen bitti artık

Genelkurmay Başkanı nisan ayındaki medya buluşmasında söylemişti; bedelli askerliğin düşünülmediğini.

Başbuğ aynı görüşünü bu kez yanında Milli Savunma Bakanı varken tekrarladı ve “Bedelli askerlik imkânsız” dedi.

Neden yazıyorum bunu tekrar? Çünkü bedelli askerlik umudu taşıyarak, işi gücü bırakıp medyayı mesaj bombardımanına tutanlar herhalde artık ikna olurlar.

Geçen sefer yapılan açıklama “bedelciler” için ikna edici olmamıştı besbelli ki, mesajlar azalacağına artmıştı.

Yeri gelmişken ve artık bu hayal de sona ermişken bedelli askerlik konusunda kamuoyu oluşturmaya çalışan ve bunun için her tarafa mesajlar atanlara da bir çift sözüm olacak.

Bedelli askerlik yapmak için çaba gösterenler ilk başlarda belli bir iyi niyet çerçevesi içinde ve mantıklı sözler söylerken, yasanın çıkmaması üzerine öfkelerine hâkim olamaz hale geldiler. Bu mesajları yazanlar yazarları ve gazetecileri duyarsız olmakla suçlamaya başladılar. Bu mesajlar daha sonra içinde ağır hakaretleri de barındırır hale geldi.

Hakaretlere alışkınız ve üzerinde durmayız ama bir nokta gerçekten canımı çok sıkıyor. Bedelli savunucuları konunun sadece “para” tarafına bakıyorlar.

Bedelli askerlik sayesinde kazanılacak dolarlar hesap ediliyor, bununla yapılacaklar sıralanıyor. En son mayın olayını bile “çıkarın bedelliyi temizleyin mayınları” sloganıyla kullandılar.

Askerlik hizmeti kimse için bir ayrıcalık ya da ceza gibi kullanılamaz. Hepimiz askerlik yaptık. Ben de askere gittiğim sırada “dünyanın sonunun geldiğini, kariyerimin bölünüp büyük darbe yiyeceğimi” düşünüyordum. Ama geçip gidiyor işte ve hiçbir şey de olmuyor.

Bugün pek çok vatan evladı teröre kurban giderken “Benim param var” diyerek askerlikten kaçmaya kalkışmak da vicdani ve ahlaki değil. Bu ülkede yaşıyorsak gerektiğinde askerliğimizi de yapacağız, savaşa da katılacağız.

Ama ne yazık ki yeni dünya düzeni tamamen paranın krallığına dayanıyor ve günümüz gençliği için hiçbir sahip çıkılacak hiçbir değer yok.


***



Güneydoğu

Kürt kökenli bir ziraat mühendisinden aldığım mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum: Sayın Ataklı; Ben Siverekliyim. Ülkem okullarında okudum ziraat mühendisiyim. Kimse bana “Sen Zaza’sın okuyamazsın” demedi. Okulum bittikten sonra bütün arkadaşlarımla birlikte eşit şartlarda yarıştık. Arkadaşlarım işe giremezken ben mezun olur olmaz işe girdim. Çalıştığım iş yerinin yabancı dil kursu ve diğer hiçbir imkânından yoksun bırakılmadım. Her Türk genci gibi ülkemin olanaklarından faydalandım. İki kez yurt dışına gönderildim. Şimdi yine yurt dışındayım. Güneydoğu’da bir avuç çıkarcı, işbirlikçi insani olmayan bir ayrışımı gündeme getirip kendilerine köşe kapmak istiyorlar. İnanıyorum ki bugün Kürt ayrımcılığı yapan kişiler o bölgenin en zenginleridir ve yanlarındaki ezilmişliğinden dem vurdukları insanlar köle gibi çalıştırıp emeklerini sömürüyorlar.

Neden kimse çıkıp gerçekleri konuşmuyor! Her gece televizyona medya maymunlarını çıkarıp gerçekleri saptırıyorlar. (S.T.)

DİĞER YENİ YAZILAR