Bayılıyorum bizim anlı şanlı yazarlara, siyasetçilere ve akademisyenlere. Tokat’ta 7 askerimizi hain bir pusuyla şehit ettiler, eline kalemi alan “provokasyondan” söz ediyor. Yok zamanlamaymış, yok bu filmi daha önce de görmüşüz, yok herkes dikkatli olmalıymış.
Dünyanın en kolay yazıları, en kolay söylemleridir bunlar. Kimse itiraz edemez, alkış da alırsınız, herkes size hak verir.
Evet, dikkatli olalım da, nasıl? Ne yapacağız yani oyuna gelmemek için? 7 askerimiz haince öldürülmüş, öte yanda molotoflu sokak eylemi yapanların arasından biri vurulmuş diğer taraftan otobüsten inerken üzerine molotof atılan genç bir kızımız can vermiş.
Biz ne yapıyoruz “Hıımmm, derin devlet mi var arkasında, Ergenekon mu yoksa. Değil canım bu AKP’nin oyunu.”
Artık bu palavralara bir son verelim. Sağduyulu, akıllı, bilge rolü yapmaktan vazgeçin ne olur.
Bu ülkenin Genelkurmay’ı ne yapar, onu soralım. Tokat dediğin yer sınıra iki kilometrede değil ki, bu hainliği yapan öteye geçip kendisini güvenli kollara atsın.
Anadolu’nun tam ortasında, bir grup hain askerimize pusu kuruyor, gafil avlıyor ve yedisini şehit ediyor, bunu yapanlardan birini bile bulamıyorsun.
Güneydoğu’yu “Biri bizi gözetliyor evine çevirdiklerini” söyleyen Genelkurmay, ülkenin tam ortasında olup biteni ortaya çıkarmaktan bu kadar mı aciz?
Haydi geçelim Genelkurmay’ı, bu ülkenin Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT’i nerede? İstanbul’da Ankara’da, üniversitelerde, yargıda, gazetelerde telefonları dinleyip, ortamları gözetleyen ve aydınları içeri atan o büyük güç ülkenin tam ortasındaki hainlerden birinin bile izini sürmek için bu kadar mı çaresiz?
Palavra atmak kolay. Duyarlı gibi davranıp hep “karanlık güçlerden” söz etmek ondan da kolay. Milleti “Bu oyun hep oynanıyor” paranoyasıyla aldatmak da kolay.
Devlet devletliğini bilmeli, herkes aklını başına almalı ve yaşadıklarımızın nedenlerini onun bunun çıkarına alet etmeden ortaya çıkarmalı. Ahmakça yorumlara ve palavralara ihtiyacımız yok. Gerçeği çıkarın ortaya gerçeği.
Bireysel silahlanma
Gazeteci milletvekili dostum Ahmet Tan, bireysel silahlanmanın hızla arttığını belirterek İçişleri Bakanı’na bazı sorular sormuş. Yorum yapmadan soruları sizlerle paylaşmak istiyorum. Herkes düşünsün ve kendi yorumunu yapsın lütfen:
1- Son 7 yıldaki 100.000 adet silah satışının gerekçeleri nedir?
2- Yurttaşlarımızın bu ölçekte bireysel silahlanmaya yönelmelerini Bakanlığınız nasıl açıklıyor?
3- Son 7 yılda meydana gelen cinayet ve adam yaralama vakalarının kaç tanesinde ruhsatlı silah kullanılmıştır?
4- Bireysel silah satışlarından elde edilen kâr nedir?
5- Bireysel silahlanmadaki artışın toplumsal etkileri ve sonuçları konusunda Bakanlığınızca yapılmış bir araştırma bulunmakta mıdır? Böyle bir araştırma var ise açıklar mısınız?
6- Silah ruhsatı alımının kolay olması nedeniyle, satışların arttığı düşüncesine katılıyor musunuz?
7- Silahsızlanmanın özendirilmesi için Bakanlığınızca ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
Takas talebi
Bir okurumdan gelen mesajı noktası virgülüne dokunmadan size de iletmek istiyorum:
“Ben yıllarca bu ülkeye (öğretmen-polis olarak) hizmet vermiş bir kişiyim. 90 metrekare evim, emekli maaşım ve özgürlüğüm var.
İmralı’da Apo için yeni yaptırılan ve beyefendi tarafından beğenilmeyen o kötü hücresiyle, evimi de yaşantımı da takas yapmak istiyorum. Sizin gibi değerli insanlardan da bu talebimi ilgililere iletmenizi arz ediyor, saygılarımı sunuyorum. Binali T.”
İran, bilim adamlarını ABD’nin kaçırdığını iddia etmiş. Biz kendi
işimizi kendimiz yaparız, adına da “beyin göçü” deriz! (Gani Yıldız)
Genç bilmemnelerin ‘rezil’ numarası
12 Eylül rejiminin yarattığı sığ, bilgisiz, bilinçsiz, duyarsız, egoist derecesinde bencil neslin uzantısı olan, AKP Gençlik Kolları gibi çalışan genç bilmemneler diye sözde sivil bir grup var.
Önce Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne spor ayakkabı ile çıkmayı “özgürlük sembolü” olarak sunarak gelmişlerdi kamuoyunun gündemine. Benzeri başka “çocukça” eylemlere gülüp geçtim ben de. Ama son yaptıkları “rezil” eylem insanın kanını donduracak cinsten.
PKK’lı sokak kabadayılarının rastgele bir belediye otobüsüne attıkları molotofla yanan ve 28 gün mücadele ettikten sonra ölüme teslim olan Serap’ın cenazesine bir çiçek göndermişler. İmza olarak da “Ceylan” yazmışlar.
Ceylan, Güneydoğu’da önce askerin attığı havan topuyla parçalandığı ileri sürülen küçük kızımız. Her ne kadar daha sonra bunun havan değil, patlamamış bir mermi olduğu söylense de hafızalara “asker öldürdü” fikri kazınmaya çalışıldı, bunda da kısmi bir başarı var tabii.
İşte bu genç bilmemneler güya “bir terör kurbanından diğer terör kurbanına mesaj” adı altında böyle bir eylem yapmışlar. Ancak sanki “Sende adam öldürüyorsun” der gibiler. Bu işin bir diğer anlamı da şudur: “Bir Kürt ölürse karşılığında bir Türk yakılır.” İnsan biraz utanır, sıkılır. Hayatlarının baharını bile yaşamamış iki kızımızın ölümünden pay çıkarmaya çalışan bu sığ, bilgisiz, bilinçsiz, duyarsız 12 Eylül nesliyle Türkiye nereye kadar gidebilir ki?
Böytözün’e onur ödülü
Nihat Böytözün, Türkiye’nin en eski turizmcilerinden. Başarılı işlere sessizce imza atan Böytözün’le sık görüşemiyoruz aslında. Ama şu an çok değer verdiğim bir ağabeyimle dostluk temellerinin atılmasında büyük katkısı olan Böytözün’ü unutmam ya da ihmal etmem mümkün değil.
Geçenlerde bilgisayarıma bir bilgi notu düştü. Böytözün Nepal’de yapılan Dünya Seyahat Acentaları Birlikleri Federasyonu UFTAA’nın yönetim kurulu onur üyesi yapılmış ve bu unvanı da ömür boyu kullanması kararlaştırılmış.
Bu tür kurumlar kamuoylarında yakından tanınmasa da uluslararası ilişkilerde çok önemli roller oynarlar. Böyle bir kuruluşun içinde bir Türk’ün “onur üyesi” olarak bulunması elbette insanın çok hoşuna gidiyor.
Peki bu ödülü niye vermişler diye merak ettim. Bir kere Böytözün neredeyse ömrünün tamamını turizme adadığı için engin bir birikimi var. Bunun yanı sıra ikisi İstanbul’da olmak üzere üç kere UFTAA Genel Kurulu’na başkanlık yapmış. Kurumun denizcilikle ilgili bölümünün dergisini üç dilde yayınlayarak tüm dünyada okunmasını sağlamış. Az mı?

