İstanbul Emniyet Müdürlüğü her hafta İstanbul’daki polis uygulamaları ve sonuçları ile ilgili raporlar gönderir bize. Bunların bazıları kısmen de olsa haber sayfalarında yer alır. Yayınlanmasa bile İstanbul hakkında fikrimiz oluşur.
Bugün sizlere bir haftalık trafik raporundan söz etmek istiyorum. Rakamlar sizin de ilginizi çekebilir.
Trafikte her gün onlarca “ihlalle” karşılaşıyoruz. Hep söylediğimiz şu oluyor: “Kardeşim bir trafik polisi yok ki şunu cezalandırsın.”
Aslında var tabii trafik polisi, gerçi sayısı yeterli değil ama müthiş bir uğraş veriyorlar trafiği denetlemek ve düzenlemek için.
Buna karşın biz sürücüler o kadar çok trafik ihlali yapıyor, o kadar kötü araç kullanıyor ve öylesine başkasının hakkına saygı göstermiyoruz ki, bu çabalar da boşa gidiyor. Sonuçta “yakalananın” canı yanıyor, trafikse aynı trafik olarak devam ediyor.
Bakın, bir hafta içinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü sorumluluk alanında 33 bin 330 araç denetlenmiş ve 27 bin 907 sürücüye de ceza kesilmiş. Demek ki denetlenen araçların yüzde 80’inde trafik ihlali saptanmış. Bu korkunç bir rakam.
Döküme gelirsek:
8 bin 912 araç sürücüsüne yasak parktan,
157 araç sürücüsüne korsan taşımacılık yapmaktan,
5 bin 645 araç sürücüsüne kırmızı ışık ihlalinden,
192 sürücüye alkollü araç kullanmaktan,
196 sürücüye görüşü engelleyici süs eşya (renkli cam) taktırmaktan,
3 bin 427 araç sürücüsüne emniyet şeridi ihlalinden,
20 sürücüye taşıma sınırı üzerinde yük almak veya dingil ağırlıklarını aşacak şekilde yüklemekten,
44 sürücüye azami toplam ağırlıkların üzerinde yükleme yaptırmaktan,
8 bin 504 araç sürücüsüne Karayolları Trafik Kanunu’nun diğer maddelerinden ceza kesilmiş.
Sabah’tan; Türk basınında bir ilk
AKP iktidarının en büyük yayın organı Sabah’ta çok ilginç gelişmeler yaşanıyor. Önce Hıncal Uluç, okurların “Senin orada ne işin var” anlamına gelen tepki mesajlarından bunalmış olacak ki, fırsatını buldukça canının istediğini yazdığı bahanesinin arkasına sığınıp “Sabah’ın ne kadar tarafsız ve demokrat olduğunu” anlatan yazılar yazarak kendisini savunuyor.
Uluç, bununla da kalmayıp, özellikle Doğan Grubu’nda AKP’ye büyük destek veren kimi isimleri anarak üste çıkmaya çalışıyor.
Doğrudur, Doğan Grubu’nda AKP’ye destek çıkan pek çok yazar var. Ama Hıncal Uluç Sabah’ta AKP’li olmayan tek yazar. Yani eğer konu “demokratik ve tarafsız olmak ise” halka şikâyet ettiği medya Sabah’a göre çok daha önde.
Gelelim Sabah’taki asıl ilginç gelişmelere... Sabah’ın yazar ve yönetici kadrosu AKP’li ama Genel Yayın Yönetmenliği’ne AKP’li olmayan, hatta tam tersine aşırı AKP karşıtı olduğu gibi ulusalcı kanattan olduğu ileri sürülen ve 28 Şubat döneminin en önemli isimlerinden Erdal Şafak getirildi.
Ve Erdal Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni olmasından sonra yaptığı ilk icraat Türk basınında bir ilke imza atmak oldu.
Sabah’ın, AKP politikalarını en iştahlı biçimde destekleyen yazarı Emre Aköz’ün dünkü yazısının altında bir özür yazısı vardı. Her yazar eğer bir hata yaptıysa elbette özür diler. Ama Türk basınında bir ilk olan bu özür yazar Emre Aköz’e değil, Sabah Gazetesi’ne aitti.
Özür aynen şöyleydi: Sn. Emre Aköz’ün “Mustafa’nın sigarası, Orhan’ın çalıntısı” başlıklı 21 Aralık 2008 tarihli köşe yazısında Prof. Dr. Orhan Kural hakkında maksadı aşan ifadeler kullanıldığından, Sn. Kural’dan özür dileriz. SABAH
Anlaşıldığı kadarıyla Aköz o tarihten bu yana tüm ricalara rağmen “maksadı aşan!” ifadesi için özür dilememiş. Bunun üzerine görevi bizzat gazete yönetimi üstlenmiş. Üstelik bunu Okur Temsilcisi sütunu yerine bizzat Emre Aköz’ün köşesinin içine koymuş.
Demek ki Aköz özür dilemekten yana değil, bu nedenle gazete yönetimi “cebri tedbir” almış. Aslına bakarsanız bu bir “istifa et” talebidir. Yeni bir çığır açılıyor demek ki...
Kelle verme sendromu
CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen sonunda “gereğini” yaptı ve görevinden istifa etti. Bu karara varacağı başından belliydi. Belki “belliydi” kelimesi çok iddialı olabilir, “gerekliydi ve kaçınılmazdı” da diyebiliriz.
Sonu başından belli bir istifa bu kadar gecikince asıl hasarı CHP görmüş oldu. Oysa Deniz Baykal tipik politikacı tavrı takınıp “kelle verme sendromuna” girmeseydi CHP üzerinde bu kadar tartışma yapılmayacaktı. Oysa şu anda hem Sevigen gitti hem de CHP.
Demokrasi şu anda en iyi yönetim biçimi. Ama eğer “ahlak, namus ve dürüstlüğü” bir kenara koyarsanız demokrasi bir anda dünyanın en kötü yönetim biçimine dönüşür.
Baykal ve CHP, Sevigen olayındaki “yasal ama ahlaki olmayan” yönü gördükleri halde bu temel kurala uymayarak demokrasiye de zarar verdiler. Sandık CHP’yi yine cezalandırırsa, hiç kimse hiçbir bahanenin arkasına sığınamaz.
Kocam yok
Yıldırım Tuna’dan: İki kadın sabah kahvesi içerlerken “Benim kocamın dağınıklığını sana anlatamam...” demiş birincisi, “Aldığı hiçbir şeyi yerine koymaz, her dakika peşinde koşup yayıntılarını toplarım.”
İkinci kadın “Beni örnek alsaydın” demiş “Evlendiğimiz ilk hafta benimki de aynen anlattığın gibiydi, ‘Bana bak’ dedim, ‘Aldığın her tabağı, bardağı işi bitince yıkayıp yerine koyacaksın, tamam mı?” Birinci kadın sormuş: “İşe yaradı mı bari?” Diğeri cevaplamış: “Bilemiyorum. O günden sonra onu görmedim!”
Bugün 11.00’de Habertürk’teyim
Habertürk, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır gezisi nedeniyle özel bir yayın yapıyor. Saat 16.00’ya kadar akacak programın 11.00 - 12.00 arasındaki bölümünde ben de konuk olacağım. Zafer Arapkirli’nin sunduğu programın diğer konuğu ise Ankara’dan katılacak olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Hakan Albayrak.

