Bir de arka kapıdan bakalım

Haberin Devamı

Türk Hava Yolları’nın greve çıkmasını asla istemiyorum. Çünkü böyle bir dönemde uçakların kalkmaması Türk turizmi için ağır bir darbe olacaktır. Bunun yansıması ise Türkiye ekonomisine büyük fatura çıkaracaktır. Bu nedenle Türk Hava Yolları’nda anlaşma kısa sürede mutlaka sağlanmalı ve her şey tekrar yoluna girmelidir.

Ancak buna rağmen beni rahatsız eden, içimi burkan bir başka noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Turizmciler, iş dünyası, ekonomi çevreleri ve medya ağız birliği etmişçesine bu grevin olmaması için yoğun bir kampanya sürdürüyor.

Tamam da her nedense THY’de çalışan binlerce kişinin maddi durumları ve hakları ile ilgili medyada fazla bir detay yer almıyor.

Varsa yoksa bu grevin ekonomiye yapacağı olumsuz etkiler. Peki binlerce kişi neden greve gidiyor, Türk Hava Yolları yönetiminin bu konuda hataları veya yanlışları var mı, bu hiç konuşulmuyor.

Yıllardır yaz aylarının başında bu sorunu yaşarız. Ben 20 yıldır aşağı yukarı her toplu sözleşme döneminde yazarım ve derim ki “Toplu sözleşme dönemi çok yanlış. Bu kez sözleşme yapılırken, görüşmelerin tarihi de değiştirilsin, örneğin yılbaşına alınsın.”

Nedeni basit; THY’de toplu sözleşme görüşmeleri ilkbaharda başlıyor. Böyle olunca turizmcileri bir telaş alıyor, çünkü eğer THY greve giderse yaz dönemi altüst olacak. Bu tabii sendikaya da bir avantaj sağlıyor. Sonuçta onlar da daha çok hak almak için mücadele ediyorlar ve bu fırsatı kullanmaya çalışıyor. Daha çok hak da işverenin sıkıştığı sırada alınabilir.

Böyle olunca da THY yönetimi iktidara güvenerek katı davranıyor. Bildiğiniz gibi ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda hükümetler bir grevi iki ay erteleyebiliyor. Üstelik bu süre her seferinde daha da uzatılabiliyor.

THY yönetimi de işin kolay tarafına kaçıp önce çalışanları lokavt ilan etmekle sonra da grevi erteletmekle tehdit edebiliyor. Bu durumda uzlaşma yolları da tıkanıyor.

THY grevi olmamalı. Ülke ekonomisine bile bile hançer sokulmamalı. Ama böyle olacak diye de çalışanların durumunu göz ardı etmemeliyiz. Diyorum ki özellikle medya grevin ekonomiye ağır fatura çıkaracağını belirteceği gibi çalışanların durumunu da aynı oranda yazmalı.

Sonuçta THY yönetimi de bu konuda sütten çıkmış ak kaşık değil ki...


***



Halk uzlaşma için mi oy verdi?

Seçim sonrası yorumlar içinde en tartışılır olanı sanıyorum “Halk bu seçimde istikrar istedi, uzlaşmadan yana oy kullandı, kavga istemiyor” yorumu.

Ama dikkatlice düşününce halk gerçekten istikrar ya da uzlaşma mı istedi, bu noktada zihnim biraz karışıyor.

Çünkü aslında Başbakan Erdoğan ve AKP seçim gününe kadar uzlaşmama konusunda adeta doruk noktaya çıkmıştı.

Hatta bu uzlaşmama politikası seçimlere doğru bir tür “mağduriyet” havasına bile sokuldu.

Bu durumda halkın bu tavrı daha beğendiğini, uzlaşmayandan yana olduğunu bile söyleyebiliriz. Hatta uzlaşmayan tavrı istikrar olarak algıladığından söz etmek yanlış bir değerlendirme olmaz. Ne olursa olsun AKP’nin oyunu iyi oynadığı ve hedefini bulduğu da kesin.

Bu konuda resmi söylemlerle asıl düşüncelerin farklı olduğunu hissediyorum. İnsanlar “daha kaliteli” olduğuna inandıkları sözleri söylemekten ve bu tür davranışları desteklemekten yana olduklarını belirtiyorlar. Oysa gerçek hayatlarında bunun tersini yapıyorlar.

Çok tipik örneklerden biri de, sorulduğu zaman herkesin cıvık magazin haberlerinden nefret ettiğini söylemeleri. Ama gerçekte bu cıvıklık aslında en çok izlenenlerin başında gelir.

Siyasette de bu böyle oldu sanki. Halk istikrar adına gerilimi istemediğini söylüyor resmi olarak, ama tersini yapıyor.

Bu nedenle AKP’yi değerlendirirken “halk gerilim istemiyor” söyleminin arkasına sığınıp, sanki bu parti gerilimlerden uzak durmaya çalışıyormuş gibi izlenim yaratmak bana göre yanlış.


***



Önceden düşünmek

Vatan’da yazmaya başladığım Aralık ayında her gün gelip geçtiğim İstinye, Borsa, Pınar Mahallesi yolunun bir süre sonra içinden çıkılmaz hale geleceğini söylemiştim. Çünkü tam Borsa’nın karşısına yapılan Türkiye’nin en büyük ve en lüks alışveriş merkezi İstinye Park’ın yaratacağı olağanüstü trafiğin bölgeyi kapalı bölge haline getireceğini belirtmiştim.

Tabii ben de biliyordum ki, buranın yolları yeniden düzenlenecek ve nefes alacak hale gelecek. Ancak her zaman olduğu gibi burada da koca bina bitti, neredeyse dükkânlar açılacak, arkasındaki evlere insanlar taşınacak, o zaman akıllar başlara geldi ve trafik düzenlemesi için köprüler, alt geçitler inşa edilmeye başlandı.

Oysa bunun böyle olacağı biliniyordu, bina ile trafik düzenlemesi eş zamanlı başlasa şimdi her şey çoktan bitmişti. Umudum bundan sonraki projelerde. İşin başından itibaren her şey düşünülse, örneğin Maslak Levent arasında daha 10 gökdelen yapılacağını biliyoruz. Yollar da bunlar bittikten sonra mı yapılacak diye merak ediyorum.


***



Kandil tebriki

Her kandilde tanıdığım pek çok kişiden telefon mesajı ile kutlamalar alırım. Bunlara hiç tanımadığım kişilerin de katıldığı olur. Demek ki seven sayan bazı okurlar bir şekilde cep telefonu numaramı bulup kutlama mesajı atıyor.

Ama yıllardır ilk defa gelen bir mesaj beni çok şaşırttı. Çünkü Miraç Kandili’ni kutlama mesajı bir kişiden değil bir okuldan geliyordu.

Sami Ünüğür Özel Kadıköy Güzel Sanatlar Lisesi adına gönderilen mesajda kandilim kutlanıyor ve Allah’tan sağlık ve mutluluk vermesi dileniyor.

Bayramlarda, kandillerde birini hatırlamak, aramak, kutlamak elbette çok hoş. Ama bir dini günün bir eğitim kurumu tarafından cep telefonu mesajı ile kutlanması akıl alacak iş değil. Bunu laiklik adına falan irdelemek istemiyorum, o ayrı konu ve affı da yok. Ama ne günlere geldiğimizin de ibretlik bir belgesidir bu. Demek ki önümüzdeki günlerde fütursuzca yapılan daha nelerle karşılaşacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR