Bir dakika o kadar da değil

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan uzun süre sessiz kaldıktan sonra tezkere ve Ermeni soykırım tasarısı konusunda birden esip gürlemeye başladı.

Tayyip Bey önceki gün yaptığı açıklamada “Irak’la ABD gereğini yapmazsa biz yaparız, faturası bedeli ne olursa olsun karşılarız” dedi.

İşte bu noktada durmak gerek.

Hangi bedeli, hangi faturayı, neden ödeyeceğiz?

Üstelik Tayyip Bey Amerika ile aşık atmaya kalkarak “On binlerce kilometreden gelip Irak’ı vuranlar izin mi aldı” diyor.

Düne kadar “Bir ay sonra Amerika’ya gidip Başkan’la görüşeceğim, durumu ona anlatacağım” diyen Erdoğan için birden ne değişti ki Türkiye’ye bedel ödetmeye karar verebiliyor?

Bir kere sorunun bu hale gelmesinde tek sorumlu bugünkü iktidardır. Kişiliksiz bir dış politika izleyip, her şeyi Amerika’nın iki dudağının arasına teslim eden, teröre karşı sözde diplomasi yolunu seçip Silahlı Kuvvetleri devre dışı bırakmaya kalkan, şehitleri bile görmezden gelmeyi içine sindiren bugünkü iktidardır.

Ne zaman ki 13 yiğidimiz şehit düştü, iktidarın da herhalde kafasına dank etti. Şimdi de tamamen iç politikaya yönelik biçimde bir babalanma havası başladı.

Amaç çok belli; AKP’ye destek veren çevrelere hoş görünmek, onların giderek artan öfkesini bir parça frenlemek. Çünkü aylardır sürdürülen Silahlı Kuvvetler’e küfür kampanyası, 13 yiğidin birden şehit olması ile bıçak gibi kesilmek zorunda kaldı, Türk halkı bağrından çıkardığı insanların şehit olmasını içine sindiremediği için Türkiye’nin her yerinde adeta ayaklandı.

Şu anda “teröre lanet” olarak tanımlanabilecek eylemlerin ve gösterilerin kısa bir zaman sonra iktidar aleyhine dönebileceği tehlikesine karşı Tayyip Bey işi hamasete dökerek puan toplamaya ve muhtemelen olası bir sınır ötesi harekatı mümkün olduğunca ileri atmaya çalışıyor.

Türkiye’nin ödemek zorunda kalacağı hiçbir bedel olamaz. Bir bedel varsa bunu iktidarın ödemesi gerekir di o bedel de “biz bu işi yapamıyoruz” diyerek gitmektir.

Geldiğimiz nokta iktidarın yıllardır büyük bir yanlışın içinde olduğunun göstergesidir. Danışmanları Amerika’ya gönderip “Bu adamı süpürmeyin, kullanın” mesajları vermekle bir yere varılmadığının resmidir.

Başbakan “Her türlü bedeli ödemeye hazırız” diyorsa bu bedelin ne olduğunu da Türk halkına açıklamak zorundadır.

Tayyip Bey her seferinde PKK terörünü tanımlarken “Bu son çırpınışlarıdır” söylemini kullanıyor. “Bedel ödemeye hazırız” ifadesi de sanki aynı kapıya çıkmıyor mu?

*****

İnternet şeyleri

İnternet büyük nimet. Artık bilgiye ulaşmak, bir konu hakkında fikir sahibi olmak için eskisi gibi çok meşakkatli araştırmalara gerek duymuyorsunuz.

Bu arada mail sistemi ile de tanıdığınız tanımadığınız pek çok kişinin ne düşündüğünü, aklından ne geçtiğini öğrenebiliyorsunuz.

Bizler gazeteci olduğumuz için kendi aralarında mail zinciri kuran okurların çoğu bu mesajların birer kopyasını bizlere de gönderiyor.

Biz gazeteciler öyle herkesten daha akıllı, daha zeki ve üstün insanlar değiliz. Biz de tıpkı okurlarımız gibi beynimizde düşünce fırtınaları estirmeye ve dikkatimizi çeken konuları dile getirmeye çalışıyoruz. Sıradan okurlardan farkımız, bazı bilgilere ve kişilere ulaşmakta daha avantajlı olmamız.

İnternete meraklı olanlar aralarında kurdukları mail zincirinde kendi fikir ve görüşlerini belirttikleri gibi kimi kaynaklardan aldıkları bilgileri ya da beğendikleri yazarların yazılarını da paylaşıyorlar.

Öyle oluyor ki yazdığım bir yazı, bakıyorum bir mail zinciri içine alınmış ve bu mail bana da geliyor.

Açık söyleyeyim bu mail zincirlerindeki bazı fikir ve görüşlerle bilgiler benim için çok yararlı oluyor. Hatta bunlardan bazılarını yazılarımda bile kullanıyorum.

Öyle sanıyorum ki hatta aslında görüyorum ki pek çok yazar arkadaşım da okurlardan gelen bu mesajları kaynak olarak kullanıyor.

Tabii bazen dikkatsizlik yapıyor aslında bir başka köşede yayınlanmış yazıları sanki yeniymiş gibi biz de köşemize alıyoruz. Bilmiyorum ama ben de böyle hatalar yapmışımdır.

Cuma günü gazeteleri okurken hem şaşırdım, hem güldüm hem de açıkçası içten içe sevindim. Çünkü Perşembe günü referandum ile ilgili bir yazı yazmışım. Ve demiştim ki “Tayyip Bey daha bir çok referandum yapılacağını söylüyor, ama öyle konular var ki, ya halk onlar için de referandum isterse ne olur?” Ardından da aklıma gelen bazı referandum konularını yazmıştım.

Örneğin “Milletvekili dokunulmazlıkları, milletvekili maaşları konusunda referandum olsa ne olur?” diye sormuştum.

Cumartesi günü bir baktım ki bazı köşe yazarları aynı konuya girmişler, benim yazdıklarıma da birkaç tane daha eklemişler.

Derken maillerime bakmaya başladım. Bir de ne göreyim; okurlardan biri, artık bilemiyorum benim yazıdan mı esinlendi, yoksa kendi mi buldu, bir sürü referandum önerisini sıralamış ve tüm yazarlara göndermiş. Elbette çok zekice bir buluş olmadığı için herkesin aklına gelebilir bunlar.

Anladığım kadarıyla bu maili gören bazı yazarlar da konuyu köşelerinde işlemişler, verdikleri listeler bile gelen maildekinin anısı. Hepsi çok hoş olmuş aslında. Doğru da olmuş.

Ama diyorum ya, insan ister istemez gülümsüyor ve içten içe de seviniyor.

*****

İlk cevap Sabah’tan

Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kızı evleniyor. Biliyorsunuz “Yılın düğünü” olarak nitelenen bu düğünle ilgili pek çok spekülasyon da yapılıyor. Dünkü yazımda böyle şaşaalı düğünlerin örf ve adetlerimizde de yer almadığını, ayrıca en yüce makamda oturan bir devlet adamının bu tür bir davranış sergilemesinin yanlış olduğunu yazmıştım.

Sonra da eklemiştim “Merak ediyorum, AKP’liler bu düğün için ne diyor, nasıl savunuyorlar?” Ardından da “Bana bunu yazarsanız aynen yayınlarım” demiştim.

Henüz okur mesajlarına bakamadım ama gördüğüm kadarıyla ilk cevap Sabah Gazetesi’nden geldi. Gazetenin dünkü birinci sayfasında kocaman başlıklarla şu yazıyordu: “Şaşaasız düğün”

Peki neden “şaşaasız” mış? Cevabı hemen veriliyor; çünkü Cumhurbaşkanı düğüne giderken otomobilindeki forsu açmayacakmış.

Bu örf ve adetlerimize pek uymayan düğünü savunmak için bulunmuş ilginç bir yöntem. Forsun açılmaması düğünü kabul edilir kılıyor demek ki.

Başka savunmaları da bekliyorum. Gelecek cevaplar hayli eğlenceli olacak herhalde.

*****

Kibriti ıslatmak

Kibrit artık eskisi kadar kullanılmıyor ama yine de vazgeçilmiyor. Kibritle ilgili yeni bir şey öğrendim. Daha önceden bilenler “bunu bilmiyor muydun?” diye dalga geçmesinler lütfen, ama yazmak istiyorum.

Açık havada biraz esinti olduğunda kibriti çaktıktan sonra yanmasını sağlamak zordur. En küçük bir esintide kibrit sönüverir. Ne sigara, ne ocak ne mum yakamazsınız bir türlü.

Ama kibritin başını tükürüğünüzle hafifçe ıslatıp yakarsanız kibrit hemen sönmüyor, en azından siz avucunuzla siper yapıncaya kadar yanmaya devam ediyor.

Anlattıklarında önce inanamadım. Sonra denedim açıkçası. Aynen dediğim gibi oluyor. Özellikle deniz kültürü olanlar bunu çok iyi bilirmiş.

Tek sakınca ağızla ıslatmada. Onun için kibriti ağzınıza sokmak yerine parmak ucunuzu tükürükleyip kibriti öyle ıslatın.

DİĞER YENİ YAZILAR