Çok değil bir ay kadar önce iktidar sözcüleri meclis kürsüsünden bütçeyi savunurken olağanüstü ekonomik başarılardan söz ettiler. Tayyip Bey zaten hemen her gün ekonominin ne kadar iyi olduğunu anlatıyor.
Ama 2007 enflasyon rakamına bakınca ortaya bir gariplik çıktı. Onca olağanüstü başarı hikâyesi dinledikten sonra enflasyonun yüzde 8.9 olduğu anlaşıldı.
Tabii çok uzun yıllar yüzde 60-70 hatta 100 enflasyonlara alışık olunca yüzde 8.9 sanki çok küçükmüş gibi geliyor insana.
Oysa iktidar bu yılın enflasyon hedefini yüzde 4 olarak açıklamıştı geçen yılın başında. Yıl sonu gerçekleşen ise yüzde 8.9. Bu durumda olağanüstü ekonomik başarı hikâyeleri anlatan iktidarın enflasyon sapmasının yüzde 100’ün bile üzerinde olduğunu görüyoruz.
Bu hesaba göre demek ki geçen yıl başında yüzde 50 enflasyon hedefi yapılmış olsaydı, yıl sonu enflasyon yüzde 110 gibi olacaktı. Bu örneği sapmanın büyüklüğünü bir de rakamsal olarak göstermek için yazdım.
2008’in hedefini henüz bilmiyoruz. Ama hani maçta “dakka bir gol bir” denir ya, onun gibi daha yılın ilk günlerinde elektriğe yüzde 20 doğalgaza da yüzde 15 zam yapıldı bile. Bunun yansımasının enflasyona yapacağı etkiyi önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Geçen yılın sonlarında “2008 ekonomik olarak sıkıntılı geçebilir” demiştim. Belli ki öyle olacak. Bakalım yıl boyunca “ekonomik mucize” olarak neler anlatılacak?
Evde kalmış
Kadın çantasının içinde çalan telefonu heyecanla arıyordu. Koca çantayı karıştırdı, karıştırdı, ama ısrarla çalan telefonuna bir türlü ulaşamadı. Sonunda kendi kendine kızarak “Hay aksi galiba telefonumu evde unutmuşum” dedi. (Gerçektir.)
Alışveriş arabası paralı olur mu?
Bir tepem attı ki Carrefoursa’ya girince. Evden vermişler elime iki metrelik sipariş listesi “Git bunları al” diye. Hepsini nasıl alacağım, tabii ki eve en yakın büyük marketlerden birine gideceğim.
Her zamanki gibi taşıma arabalarından birini çektim. O da ne? Aynı anda üç dört tanesi birden geldi. Çekiştiriyorum ama olmuyor. Meğer zincirle birbirine bağlamışlar. “Bu ne ya” diye seslendim güvenlikçiye. “Abi bir lira atacaksın” demez mi? İşte tepem o an attı. Sen o arabayı doldurduğumda kasaya ödeyeceğim parayı biliyor musun?
Efendim malları taşıdıktan sonra arabayı gelip yerine takarsam paramı geri alabiliyormuşum. Yok yaaa, işe bak hem tonla alışveriş yap dünyanın parasını öde hem de onlar için düzeni sağla.
Hayır tabii ki bir lirasında falan değilim. Paketlemeye yardım eden çocuklara çok daha fazlasını veriyoruz çoğu kez. Ama kendi yapmaları gereken işi dünyanın alışverişini yapan müşteriye yaptırmıyorlar mı, işte ona deliriyorum.
Muhafazakâr eşcinsel
Hani tanımasam Cemil İpekçi için “Kafayı mı yedi?” diyeceğim. “Geçtiğimiz dönemlerde sosyal demokratlar bile bizi gördüğü zaman vebalı gibi kaçıyordu. Kulağım küpeli ve cinsel tercihim farklı olduğu için. Ama AKP hükümetinde ne bana ne diğer sanatçılara karşı böyle bir şey gördüm” diyor.
Ayıp ve insaf. Daha önce de “Eskiden istediğim gibi yaşayıp giyinemezdim” demişti. O da ayıptı.
Son günlerde moda oldu bu çıktıkları çevreleri karalamak ve bunu yaparken de doğruyu söylememek.
Cemil İpekçi de doğruyu söylemiyor. Kim kendisinden vebalı gibi kaçmış onu açıklamalı. Tam tersine Cemil İpekçi her dönem büyük ilgi ve saygı gördü. Bugüne kadar hakkında yazılmış, özellikle cinsel tercihini de aşağılayan tek bir eleştiri bile görmedim ben. Defileleri manşetlere çıktı, en elit davetlerin baş konuğu oldu, en büyük kuruluşlar arkasında durdu.
80’li yıllarda tanıdığımda da küpesi vardı, gözlerinde sürme, boynunda kolyeler, parmağında yüzükler. Kimse de aykırı muamelesi yapmadı.
Peki niye Cemil İpekçi ortaya çıkıp garip konuşmalar yapıyor? THY kıyafetlerini dikmesine bağlamıyorum ben. İç dünyasında tuhaf bir öfke var gibi geliyor bana. Kimbilir belki de hem muhafazakâr hem de biraz yaşlanmış eşcinsel olmak herkesin anlayamayacağı fırtınalar estiriyordur gönlünde.
Servisçiler: “Mesai saatlerinin aynı olması 10 milyarlık kayba yol açıyor”
Bu köşede “Öfkeli Adam”ın yazdığı servis terörü ile ilgili yazıya servisçilerden cevap geldi. Hiç kızmamışlar yazıya ama diyorlar ki “Vilayete defalarca başvurduk. Şu mesai saatlerini kademeli yaptırın dedik. Ama kimse tınmıyor.”
Özellikle akşam trafiğinin servis araçları yüzünden sıkışmasından onlar da rahatsız. Yine diyorlar ki “Toplu taşıma araçları yeterli olan Avrupa’da bile kademeli mesai saati var, biz de hâlâ yok. Oysa İstanbul bu yüzden 10 milyar lira kaybediyor yılda.”
Rakam doğru mu bilemem, ama herhalde bir araştırma yapmışlar ki yazıyorlar. Önerileri de şu: “Fabrikalar 06.00, resmi daireler 07.00 ve okullar 08.00’de işbaşı yapsın. Akşam çıkışları da yine birer saat ara ile olsun.”
Uygulanabilir mi? Bilemem. Ama dünya yaptığına göre...
Yıkanmayan bardaklar
Vatan’ın dergilerinden Boxer’da gördüm. Kaç yıldızlı olursa olsun otellerin odalarındaki bardaklar asla yıkanmıyormuş. Müşteri çıktıktan sonra odayı temizleyen kat görevlileri bardaki kullanılmış bardakları camsil türünden bir sıvıyla ıslatıp bezle siliyor ve tekrar yerine bırakıyormuş.
Demek ki yıllardır otel odalarında bulaşık makinesine hiç girmemiş bardaklardan su içmişiz. Dergideki yazıya göre otel yöneticileri bu suçlamaya hiçbir şekilde cevap vermemişler. Sadece bazı otel yöneticileri “boyunlarını bükerek” sessiz kalmayı tercih etmişler.
Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır.

