Beni ikna etmeye çalışmayın

Haberin Devamı

Sevgili okurlar, geçen haftayı yine kapatma davasını tartışmakla geçirdik. Avrupa Konseyi Başkanı Barroso ve genişmeden sorumlu komiser Olli Rehn’in ziyaretleri ise işin rengi oldu. Ancak bu köşe ile ilgili tartışma konusu başkaydı. “CHP’nin muhalefet yapamadığı” eleştirilerine karşı “O halde nasıl muhalefet yapılır?” diye sormam üzerine şaşırtıcı bir mesaj yağmuru başladı.

Bu mesajların genel içeriklerini hafta içinde sizlerle paylaşmaya çalıştım. Tabii bu yazılar üzerine CHP’den de hayli arayan oldu. Özellikle milletvekilleri ve bazı parti yöneticileri görüşlerini anlatmak istediler.

Ancak sevgili okurlar, burada çok dikkat çekici nokta şuydu: CHP’liler özellikle eleştirilere karşı savunma yapmaya çalıştılar. Hepsine şunu söyledim: “Beni ikna etmeye çalışmanızın fazla anlamı yok. Söyledikleriniz tamamen doğru olabilir, ama ben kamuoyunun bu konudaki tepki ve önerilerini aktarmaya çalışıyorum. Asıl üzerinde durmanız gereken budur.”

Gerçekten de CHP’li milletvekili ve yöneticilerinin söyledikleri aslında yanlış değildi. Örneğin sosyal güvenlik yasaları hakkında son derece iyi bir çalışma yapmalarına rağmen bu, medyada yeteri kadar yer almamıştı. Yine pek çok kanun üzerine gece yarılarına kadar süren görüşmelerde çetin bir mücadele verdikleri halde seslerini duyuramamışlardı.

Ancak bunların hiçbirinin anlamı yok. Çünkü kamuoyu farklı bakıyor. Demek ki bu farklı bakışı yakalamak ve ona göre davranmak gerekiyor. “Ben haklıyım, gereğini de yapıyorum” savunması her zaman geçerli değil. Bazen çok haklı olduğunuzda da safdışı kalabilirsiniz. Üstelik CHP’nin bunu çok iyi bilmesi gerek. 1999 seçimlerinde kamuoyu CHP’yi adeta “yolsuzlukları ortaya çıkardığı için” cezalandırmış ve baraj altında bırakmıştı. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Hepinize iyi haftalar dilerim.

*****


Tayyip Bey, Yeni Türk Lirası’na geçtik

Başbakanımız konuşmalarında eğer paradan söz edecekse hep şaşırıyor. Miktarları karıştırıyor. Aynı miktar için bir yerde “bin” derken, arkasından eskiyi hatırlayıp bunu “milyar” olarak telaffuz ediyor.

Yani Tayyip Bey TL ile YTL’yi hep birbirine karıştırıyor.

Bunu belki çoğumuz yapıyoruz. Hatta hâlâ bir rakam söylediğinizde “Yani eskiye göre ne demekti?” diye soranlar bile var.

Ama paradan “6 sıfır atılmasıyla” övünen bir başbakanın paradan söz ederken dilinin sürçmesi ya da TL bazında konuşması olmaz.

Yalnız şu da dikkatimi çekiyor. Başbakan özellikle hizmetleri anlatırken yapıyor bu hatayı. Örneğin “Çocuk doğuran kadınlarımıza 400 milyar lira verdik” diyor. YTL olarak bakarsanız bu aslında “400 bin lira” ama galiba Başbakan milyar kullanmayı, etkili olması açısından tercih ediyor. Yani sanki Tayyip Bey hitabet sanatını kullanırken daha etkili olsun diye özellikle TL bazında söylüyor rakamı.

*****

Merve Kavakçı olayını kim kotarmıştı?

Son günlerin flaş isimlerinden biri Abdüllatif Şener. AKP’nin kapatılması ihtimalinin ağır bastığını gören bazı çevreler ortada kalacak partiyi toparlamak için Abdüllatif Şener’in uygun olacağını yaymaya çalışıyorlar.

Bir süre önce konuyu dile getirmiş ve “Abdüllatif Şener’i de tıpkı Tayyip Erdoğan gibi pazarlamak istiyorlar, ama gitti Erdoğan, geldi Şener’den farklı olmaz bu” diye yazmıştım.

Şimdi aklıma geldi. Merve Kavakçı adlı türbanlı bir kadın milletvekili seçilmiş ve Meclis’in açılış günü olaylara neden olmuştu. Daha sonra Türk vatandaşı da olmadığı anlaşılan Kavakçı’nın milletvekilliği de düşmüştü. İşte Merve Kavakçı’yı bulup getiren, aday olmasını ve seçilmesini sağlayan kişinin Abdüllatif Şener olduğu çalınmıştı kulağıma o zamanlar.

Sonra unutuldu gitti. Gerçekten Merve Kavakçı’yı Şener mi bulmuştu? Eğer o bulduysa, bugün Tayyip Erdoğan’ın yerine oturtmaya çalışmak Türkiye’ye ne kadar yarar sağlar acaba?

*****

Cafer ve karısı

Cafer komadadır. Yanında ise karısı... Cafer’in gözleri nemli, kısık

sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar:

“İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin. İflas ettiğim gün oradaydın.

Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın. ”

Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabii. Cafer devam eder: “Şimdi komadayım yine başucumdasın. Sonunda anladım ama, çok geç oldu; yahu sen ne uğursuz kadınsın.”

*****

O gazete Vatan’dı

Cuma akşamı Hatırla Sevgili dizisinin son bölümünde kanlı 1 Mayıs 1977 olaylarını hatırladık. O günleri yaşayanlar herhalde hâlâ aynı dehşet ve korku hissini taşıyorlardır üzerlerinde.

Diziyi izlerken, belki sizlerin de dikkatinizi çekmiştir. Bir gazeteden söz ediliyordu. O dönem yayınlanan bütün gazetelerin aksine bu gazete “Provokasyon” başlığını atmış ve bu olayla ilgili o tarihten sonraki yorumların değişmesine neden olmuştu.

Bölüm boyunca bu gazeteden 4 kere söz edildi ama adı verilmedi. O halde ben söyleyeyim; o gazetenin adı Vatan’dı. Hani mart ayında “32 yıl sonra yeniden bir araya geliyoruz” diye yazdığım Vatan.

Vatan Numan Esin’in patronluğunda 12 Mart 1976’da “12 Martlara karşı” sloganıyla çıkmıştı. İşte o Vatan çıkışından bir yıl sonra yaşanan bu korkunç olayı büyük cesaretle “Provokasyon” başlığı ile vermişti. O sırada gazetenin Yazı İşleri Müdürü Bülent Özükan’dı. Bir dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel genel müdürdü. Zafer Mutlu Ankara Meclis muhabiriydi. Ben de henüz birinci yılımı doldurarak gazetecilik denizinde yelken açmış bir miçoydum.

30 yıl sonra böyle cesur bir gazetede mesleğe başladığım için duyduğum mutluluğu tarif edemem.

Yalnız bir konu da kafama takıldı. Dizide gazeteden 4 kez söz edildiği halde acaba adı neden verilmedi? ATV Sabah Grubu’nun. Acaba Vatan adından mı çekindiler?

*****


Aptal ata binmiş, bey oldum sanmış. TÜRK ATASÖZÜ

DİĞER YENİ YAZILAR