Fenerbahçe için en önemli maçlardan biri Galatasaray’la yaptığı maçtı. Fenerbahçe bu maçta puan kaybetse zaten son maçın da bir anlamı kalmayacaktı. Fenerbahçe bu maçı Selçuk’un çok uzaktan attığı golle 1-0 aldı.
Maçtan sonra bazı yazarlar bu 1-0’lık galibiyete “gölge düşürecek” yazılar yazdılar. Galatasaray kalecisinin 30 metreden yediği golü dile dolayıp “Hiçbir kaleci o golü yemezdi” dedikten sonra cümlelerinin sonuna da ünlem işaretleri koydular.
Tabii Fenerbahçeliler ve gerçek Galatasaraylılar bu komik iddialara gülüp geçtiler. Ama ne olursa olsun bazı zihinlerde ister istemez “Acaba?” sorusu da kaldı.
O halde gelin bir “spekülasyon” da ben yapayım.
Son hafta maçlarını herkes heyecanla bekliyor. Perşembe günü Etiler’deki Paper Moon’da bir masada çok ilginç üç isim oturuyor. Biri “Galatasaray kalecisinin Fenerbahçe’den bilerek(!) gol yediğini” ima eden gazetecilerden, diğeri Bursaspor Başkanı, üçüncü isim de Beşiktaş’ın Futbol Şube Sorumlusu.
Üçlü diğer masalardan duyulmayacak şekilde hararetli bir sohbet içindeler. Meraklı gözler bu üçlü yemeğe pek akıl sır erdiremiyor.
Yine aynı gün, akşam üzeri saat 16.00 sıralarında Bursaspor Başkanı, Beşiktaş’ta yöneticilik yapmış çok renkli bir kişiyle birlikte Emirgan’da görülüyor.
Bu bilgileri bazı spor müdürlerine anlattım. “Bir şey olmaz, hiçbir hükümleri yok ki” cevabını verdiler. Ben bilemem, öyle söylüyorlarsa öyledir.
Sonra pazar gününe geldik. Beşiktaş, Bursa karşısında üst üste iki gol birden yedi. Şimdi ben de şunu söyleyebilirim: “O gollere hiçbir savunma oyuncusu izin vermezdi. Bu işin içinde mutlaka bir iş var.”
Hatta daha da ileri gidip “İlk golde hatası olan futbolcu, ikinci golü kendi kalesine attı, olur mu böyle şey” de diyebilirim.
Spekülasyonun sonu yok. Fenerbahçe’yi şaibe altında bırakanlar kendi davranışlarına da dikkat etmeli diyorum.
Hiç üzülme Fenerbahçe
Elbette son maçta şampiyonluğu kaybetmek çok kötü bir duygu. Üstelik avantajı elinde tutarken şampiyonluğu kaçırmak daha da acı. En acısı ise bir dakikalığına şampiyon olduğunu zannedip sevinmek, sonra da derin bir hayal kırıklığı yaşamak.
Ama belli ki yüce Rabbim de Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu istemedi. Yoksa hangi maçta 4 top direkten döndü, kaleye 17 şut çekildi, 13 korner atıldı, hepsi gol olabilecek 11 pozisyon yakalandı.
Olmadı, olmadı, olamadı... Top o kale çizgisini bir türlü geçemedi.
Ama maç da pazar gecesi saat 22.00 itibarıyla bitti. Şampiyonluk gitti. Karalar bağlamanın, öfke içinde sağa sola saldırmanın, kelle istemenin âlemi yok.
Kimse son maç için bahane aramasın. Fenerbahçe belki de yılın futbolunu oynadı o gece. Hata şampiyonluğu sona maça bırakmak, aradaki basit maçlarda cömertçe puan dağıtmaktı. Onun hesabı sorulsun tabii.
Bu arada Başkan Aziz Yıldırım da takımı bırakacağı söylentisi yayıldı. Öfkeli taraftarlar da zaten “Yönetim istifa” diye bağırdı.
Çok da haksızlık yapmamak gerek. Aziz Yıldırım Fenerbahçe’ye çok şey kattı. Son maç bahanesiyle şimdi herkesin düşmanlığa soyunması en azından yakışık almaz. Başkan yerinde kalmalı.
Ama ille de gidecekse, bir; sonradan “Taraftar istedi döndüm” dememeli, iki; yerine birini önermeli ama dışarıdan yönetmeye kalkmamalı.
Ve başkan gerçekten bırakıyorsa, benim gönlümden geçen ismin de Mehmet Ali Aydınlar olduğunu söyleyeyim bu arada.
Milletvekili dokunulmaz, o halde can güvenliği tehlikede değil
Güneydoğu’daki askeri operasyonlara karşı çıkan BDP’liler “canlı kalkan” olmak üzere operasyon bölgelerine akın etmeye çalışıyor. Diyarbakır Lice’de toplanan kalabalık Jandarma tarafından durduruldu ve ileri gitmelerine engel olundu.
Ancak kalabalık içinde BDP milletvekilleri Bengi Yıldız, Ayla Akat Ata da vardı. Güvenlik güçleri durdurdukları kalabalığa “Valilik can güvenliği olmadığı gerekçesiyle bu eyleme izin vermiyor. Bu nedenle buradan ileri geçemezsiniz” uyarısı yaptı.
Ancak aynı güvenlik güçleri milletvekillerine “Sizin dokunulmazlığınız var, size karışamayız, isterseniz siz geçin” dediler.
Dokunulmazlık ve can güvenliği... Anlaşıldığı kadarıyla dokunulmazlık olunca can güvenliği de teminat altında. Dokunulmaz olunca can güvenliğinize de halel gelmiyor.
Güvenlik güçleri acaba milletvekillerini tek başlarına dağlara mı göndermek istediler yoksa dokunulmazlığın ne anlama geldiğini yorumlayamayınca kolay yolu mu seçtiler?
Kayseri’ye ikinci üniversite
Abbas Güçlü’nün Genç Bakış programı için geçen hafta Kayseri Erciyes Üniversitesi’ne gitmiştik. 800’e yakın öğrenci “eldivensiz” soru ve yorumlarıyla programın diğer konuğu Süheyl Batum’la beni hayli terletmişti.
Programdan sonra üniversite görevlileri ile konuşurken Kayseri’ye ikinci bir üniversite yapılacağını öğrendim. Kuruluştaki adı “Kayseri Üniversitesi” olacakmış. Ancak üniversitenin adı daha sonra Abdullah Gül Üniversitesi’ne dönüştürülecekmiş.
Eski cumhurbaşkanlarının adına üniversiteler olduğu için Abdullah Gül de kendi ilindeki üniversiteye kendi adının verilmesini istemiş veya ona önermişler o da kabul etmiş.
İş çıkarma
Geçen hafta saat 23.00 sıraları. Levent’ten Maslak’a doğru gidiyorum. Akıl almaz biçimde trafik tıkandı. Bir kaza olduğunu sandım. Değilmiş, Harp Akademileri önündeki ana su borusu patlamış. İSKİ yolun tam ortasını kazmış, onarıyor. (Sabaha kadar bitirip asfaltını da dökmüşlerdi. Tebrikler...)
O sıkışıklık içinde kendini uyanık sanan sürücüler boş buldukları yere dalmayı marifet sayıp yolu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyordu.
Tam yanımda bir ambulans belirdi. Önümdeki araç da ani bir hareketle bir arabalık boşluğu(!) değerlendirmek için sola kırdı. Aynı anda ambulanstan şöyle bir anons yükseldi: “34 D.. 5... arabanı adam gibi kullan da bize iş çıkarma.”

