Başlığa bakıp da sakın feryat figan etmesin “Ordu darbe yapmak istiyor, ama biz demokratlar önlüyoruz” lobisi. Ve “İşte darbeciler yine başladı” paranoyasına da kimse kapılmasın. Sakin sakin okusunlar sadece.
Evet, kimine göre “irticayı önleme” kimine göre “darbe hazırlığı” olarak nitelenen bir belge var ortada.
Önce fotokopisi çıktı, tabii fotokopi olunca imzanın gerçek olup olmadığı da tartışmaya açıktı. Nitekim tartışıldı. Tartışılırken bir dolu gariplikler de yaşadık.
Sonuçta “orijinali” bulunamadığı için konu biraz küllenmeye başladı. Bu küllenme tam 4.5 ay sürdü. Bu kez bir belge var gerçekten. Adli Tıp incelemiş ve “Bu ıslak imza” demiş.
Bu durumda belgenin orijinalinin elimizde olduğunu söyleyebiliriz gönül rahatlığı ile.
Ancak; her şeye rağmen insanı kuşkuya düşüren noktalar var. Bunları es geçmek de en azından “gazeteci olmanın gereği kuşkulanma hakkına saygısızlık.”
Öncelikle; bu belgenin ortaya çıkmasından sonra öğreniyoruz ki, elin yabancısı bir elektronik alet geliştirmiş. Bu alet bir kişinin attığı imzayı hafızasına yerleştiriyor. Sonra aletin ucuna her hangi bir kalem takılıyor ve alet başlıyor aynı imzayı hiç sektirmeden, hata yapmadan atmaya.
Peki bu alete ne gerek varmış? Çok imza atmak zorunda olan kişiler kullanıyormuş. Örneğin bir şirketin 50 bin hissesinin imzalanması gerekiyor. Yeminli bir resmi görevli huzurunda alete yetkili kişinin imzası yükleniyor. Sonra alet 50 bin hisse senedini imzalamaya başlıyor. İşlem bitince de hafıza siliniyor.
Yani demek ki söz konusu ıslak imza böyle bir aletle atılabilir.
İkinci kuşkulu nokta şu: Elimizde sadece imzalı bu belge var, ki bu belge bir çalışmanın kapak yazısı, yani ilk sayfası. Gerisi yok.
Peki nerede? Hepsi önce kıyma makinesinden geçirilmiş sonra da yakılmış. Bunu nereden öğreniyoruz? Savcıya ihbar mektubuyla birlikte bu belgeyi postalayan ama altına adını yazmayan isimsiz kişinin beyanından.
Kendisini çalışmayı hazırlayan askeri ekipten biri olarak tanıtan rütbeli bir subay belgelerin nasıl yok edildiğini anlatıyor. Yani isimsiz birinin tanıklığı “aynen doğru” kabul ediliyor.
Oysa ben şunu merak ediyorum: Kapak yazısını alabilecek kadar içeri girebilen bir kişi, neden rastgele iki sayfa daha almamış. Sadece bir sayfa ile yetinmiş?
Durum şudur: Darbe hazırlığı yapıldığı ve bunun için yüzlerce sayfa yazıldığı söyleniyor. Ama elimizde sadece kapak yazısı var. Belgenin altı üstü boş, havada duruyor. Yani Genelkurmay “Kesinlikle öyle bir çalışmanın yapılmadığını” söylese bile inandırıcı olma şansı kalmadı. (Demek ki tezgâhsa gerçekten müthiş.)
Ve üçüncü kuşkulu durum, bu orijinal belgenin 4.5 ay boyunca saklanması.
Kendisini vatansever ve demokrat olarak tanıtan meçhul subay acaba hangi amaçla ve duyguyla herkesin elini yakabilecek, üzerinde binbir risk taşıyan böylesine önemli bir belgeyi aylarca saklama gereği duymuş.
Ve neden tam Cumhuriyet Bayramı’ndan hemen önce bu büyük ifşaatı yapmış. (Zamanlama açısından bu yeni bir görüş, hepimiz önce teröristlerin karşılanmasından sonra olmasını yadırgamıştık. Oysa askerin Cumhuriyet Bayramı’na buruk girmesinin yaratacağı sıkıntıyı da görmemiz gerek.)
Sonuç olarak; bu belge gerçek olabilir. Aynı oranda sahte olması ihtimali de vardır.
Eğer bu gerçekse bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır ama burada mutlaka düşünmemiz gereken bir nokta daha var.
Her Milli Güvenlik Kurulu’nda irtica mutlaka tartışılan konular arasındadır. Ve askerlerin bu konuda hazırlık yaparak geldikleri de sır değildir.
Demek ki bundan önce de bu tür çalışmalar yapılmış ama konu hep MGK’da görüşüldüğü için kimse “Paşam bu çalışmayı nasıl yaptınız?” sorusunu sormamış.
Şimdi olayı bir de bu gözle tekrar düşünün.
*****
BUGÜNÜ SAKIN UNUTMAYIN
Bugün Cumhuriyet Bayramı. Unutmayın ki, bugün geldiğimiz noktayı büyük lider Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e borçluyuz. Türkiye 86 yılda çok büyük yol aldı. Bir dönemlerin haşmetli imparatorluğundan devralınan, iyice yoksullaşmış, eğitim düzeyi çok geri, bilim ve teknolojide çok zayıf, ekonomisi adeta yok sayılabilecek bir ülke Cumhuriyet devrim ve ilkeleriyle bugün dünyanın çok önemli ülkelerinden biri haline geldi.
Özellikle Atatürk’e, Cumhuriyet ilke ve devrimlerine karşı çıkan, ülkemizin değerlerine her fırsatta hakaret eden, aşağılayan, devrim ve ilkeleri yolundan çıkarıp Türkiye’yi bir din devletine dönüştürmek isteyenler de, bu amaçlarına ulaşabilmek için Cumhuriyet’in kendilerine sağladığı nimetlerden yararlanarak yürüyorlar yollarında.
Ama ne olursa olsun inanıyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti, başlangıç gününden bu yana sürdürdüğü ilkelerinden asla saptırılamayacak, Türk halkının gönülden bağlandığı Atatürk asla buradan sökülüp atılamayacaktır.
İZMİRLİLER BU SERGİYE MUTLAKA GİDİN
Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sergilenen “Biz Atatürk’ün Çocukları” resim sergisi Cumhuriyet Bayramı nedeniyle İzmirli sanatseverlere sunuluyor.
İzmir Tarihi Havagazı Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda 10 Kasım’a kadar açık olacak serginin küratörlüğünü ressam sanatçı Hülya Kırımoğlu yapıyor.
Sergide pek çok ünlü sanatçının “Atatürk resimleri” yer alıyor. Birbirinden ilginç ve güzel Atatürk posterlerinin yer aldığı serginin özellikle çocuklar tarafından görülmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
İLK MAÇTA GÖRÜN
Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra stadın önüne dizilen Trafik Vakfı çekicilerinin, yola park eden araçların önünü kapatarak çıkmalarını önlediğini yazmıştım dün.
Trafik Müdürü Oktay Bulduk aradı bu yazı üzerine. Dedi ki: “O çekiciler yana park eden araçları cezalandırmak için değil, maç sonrası çift sıra park eden ticari araçları önlemek için konuldu.”
Ben de “Ne fark eder, sonuçta o yola park edilmemesini sağlamak gerek, yolu tıkayan taksi değil çekici olunca değişen bir şey olmuyor” dedim.
Daha sonra Oktay Bulut’la çok yararlı olduğuna inandığım bir sohbete daldık. Bulut “Aslında uyarınız çok yerinde oldu, ilk maçtan itibaren göreceksiniz stadın önünü, hiçbir şey aksamayacak” diye konuştu. İlginç bilgiler aldım, konuya önümüzdeki günlerde devam edeceğim.
Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun

