Okurlar tabii ki fark etmezler ama biz gazete yazarlarına her gün sayısız e-mail gelir. Bunların bazıları direkt yazara yazılmış kişisel mesajlardır. Önemli bir bölümü ise hemen herkese gönderilen türden bilgi belge içeren ve reklam yayınlarıdır.
Zaman zaman da “sistemli” bir kampanya ile karşılaşırız. Örneğin harçlar konusunda sıkıntıda olan öğrenciler tüm yazarları bir mesaj bombardımanına tutarak konunun yazılmasını sağlamaya çalışır. Şimdi öğretmen atamaları konusunda bir kampanya başladı örneğin. Her gün onlarca mesaj geliyor.
Bu tür kampanyalardan biri birkaç aydır devam ediyor. Talep, bedelli askerlik yasasının tekrar çıkarılması. Bu konuda öyle bir bambardıman yapılıyor ki şaşarsınız. Her gün gelen mesajlar arasında bedelli askerlikle ilgili olanları ayırıp silmek bile yoruyor.
Ama hemen şunu söyleyeyim, bu zırvanın bitmesi gerek. En son Savunma Bakanı da açıkladı, böyle bir şey düşünülmüyor, yani bedelli askerlik olmayacak.
O halde üç kuruş parası olup da askerlikten bedel ödeyip kaçmak isteyenler buna bir son vermeli. Çünkü en azından vicdanları sızlatıyorlar.
Bedelli diye tutturanların iki ortak savunma faktörü var.
Birincisi; efendim bedelli askerlik olursa şu kadar milyar lira toplanırmış, bununla da başta Güneydoğu’daki zayıf karakollar güçlendirilir, okul binaları yapılırmış. Zannedersiniz de müthiş ulvi bir amaç peşindeler.
Ne güzel değil mi, adam parasını verip askerlikten kaçacak, ama parası olmayanlar silah elde terörist tehdidi karşısında kalacak.
İkinci savunma da şöyle; 30 yaşına gelmişlermiş, evlenmişler, çoluk çocuğa karışmışlar, işlerini kurmuşlar. Şimdi askere giderlerse o ailelerin durumu ne olacakmış, kurulan işler zora girermiş.
İyi güzel de bugün askere giden her erkeğin başına gelen bu değil mi? Ben de askere giderken evliydim, üstelik işimde tam tırmanma aşamasına gelmiştim, önüme askerlik çıktı. Elbette ben de karalar bağladım ama gittim. Üstelik 4 ayı eğitim 12 ayı da yedeksubay olarak tam 16 ayımı geçirdim.
Bedelli askerlik çıksın diye kampanyalar düzenlemek, sudan bahanelerle, hele eşleri kullanarak duygu sömürüsü yapmak ayıptır, vicdansızlıktır ve ahlâken de yanlıştır.
Bedelli askerlik çıkmayacak. Bunun hayali ile yaşamak yerine bir an önce gidin herkes gibi yapın vatan hizmetinizi.
DTP’de güvercin olarak tanımlanan Ahmet Türk’le Aysel Tuğluk’un yasaklanması garipseniyor. “Şahinler varken” deniliyor. Fazilet Partisi kapatılırken partide laik yaşam tarzını benimseyen tek milletvekili Nazlı Ilıcak “Şeriatın odağı olmakla” suçlanıp yasaklanmıştı.
Türkiye’de ekonomik kriz biter mi?
Geçenlerde Bartu Soral’la tanıştım. Bartu Soral, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda 5 yıl çalışmış, bu dönemde Türkiye’nin kalkınması yönünde de projeler üretmiş bir ekonomist.
Bartu Soral gerek ekonomi eğitimi gerekse Birleşmiş Milletler deneyimlerinden yararlanarak bir kitap yazmış. Adı: “Türkiye’de Bitmeyen Ekonomik Kriz”
Diyeceksiniz ki “Malumun ilanı değil mi bu?” Evet, öyle olmasına öyle de, Soral kitabında o kadar ince saptamalar yapmış, detayları o kadar güzel anlatmış ki bir anda okuyup bitiriyorsunuz.
Önce 1923’ten 1980’e olan dönemi incelemiş Soral kitabında. 1950’lerde özel sektörün geliştirilmesi için devlet eliyle yapılan katkıları anlatmış.
1980 sonrası ise farklılaşıyor. Türkiye’deki ekonomik sistem. Bu nedenle 1989 ile 2001 arasını özel olarak ele alıyor Bartu Soral. Bu dönemin reel ekonomiden nasıl finans oyunlarına geçildiğini, bankaların sayısının nasıl olup da çok arttığını, üretimden nasıl uzaklaştığımızı çok güzel özetliyor.
2001’den sonrasının ise nasıl bir felaket olduğu çarpıcı biçimde dile getiriliyor. Soral, üretimden tamamen kopuşun, dış borcun inanılmaz yükselişinin, işsizliğin toplumsal bir yara haline gelmesinin öyküsünü anlatıyor.
Ekonomi ile ilgilenen, ama teknik detayları bilmeyenler için çok rahat okunabilecek ve anlaşılabilecek bir kitap.
Evet, ekonomi hep krizde, ama nedenini gerçekten biliyor muyuz?
Tuhaf ölümler Soruşturulmalı
Asker kesiminde art arda gelen ölümler, tek tek ele alınırsa belki şüphe çekmeyebilir. Ancak son iki yıl içinde meydana gelen kaza ve intiharları alt alta dizdiğimizde ortaya garip bir manzara çıkıyor.
Her birinin yetişmesi için binbir emek harcanan, Türkiye’nin her noktasında çalışmış yarbayların, albayların ölümleri ya da intiharları sıradan birer olay olarak geçiştirilemez.
Amirallere suikast hazırlığı iddiaları, hastanedeki bir generalin öldürülmek istendiği yolundaki bulgular ister istemez bu ölümleri de çok çok şüpheli hale getiriyor.
Genelkurmay herhalde gerekeni yapıyordur veya ben öyle sanıyorum. Ama bu yetmez. Kamuoyuna da bilgi verecek bir soruşturma biriminin kurulması, tüm ölümlerin dosyalarının birlikte yeniden incelenmesi gerekir. Örneklerini Amerikan komplo teorileri filmlerinde gördüğümüz bu tuhaf ölümlerin aydınlığa çıkarılması ya da kamuoyunun bunların sıradan olduğu konusunda tatmin edilmesi demokratik yaşamımıza da büyük katkı sağlayacaktır.
Eksik öneri
Pazar gününü biraz da rahatlamak için genellikle mizahi yazılara ayırıyorum biliyorsunuz. Özellikle Yıldırım Tuna’nın katkılarıyla hiç olmazsa haftanın bir günü tebessüm etmeye fırsat bulabiliyoruz, hayal olsa bile.
Bu pazar “Malum sayın kişi için fedakârlık yapmalıyız” başlıklı yazıda İmralı’daki kişiye verilmesi önerilen ayrıcalıkları “ironik” bir dille sizinle paylaşmıştım.
Malum kişiye sağlanması önerilen avantajlar konusunda iki gündür pek çok mesaj alıyorum. Mesajlarda okurdan gelen ortak bir öneri var. Sadece bunu paşlaşmak istiyorum:
Okurlar “Madem açılıma saygı nedeniyle teröristbaşına ayrıcalıklar verilmesi isteniyor, o halde adada bir de harem kurulsun. Nasıl olsa meraklısı pek çok” diyorlar.
Eee, ne diyeyim, dilin kemiği yok ki.

