Bazen kendime çok kızıyorum

Haberin Devamı

Bazı konulara zamanında neden daha etkin biçimde değinmediğime hayıflanırım bazen. Bunlardan biri de “genetiği değiştirilmiş organizmalar” konusu.

Çünkü aslında bu konu yeni değil. Türkiye’de bu tür tohumlar çok uzun yıllardır kullanılıyor. Üstelik Tarım Bakanlığı GDO konusunda anlaşma imzalamadan ve tartışmalar başlamadan çok önceden beri bilmeden pek çok gıda ürününü de tüketiyoruz.

Yüzlerce çeşit gıda maddesi içinde GDO’lu ürünler var. Bunların insan sağlığına zararı var mı yok mu, bilimsel olarak henüz saptanmış değil.

Ama şu bir gerçek ki, biyolojik olarak hazırlanan ürünlerin, doğal ürüne alışmış insan bedeninde tahribat yapması ihtimali çok yüksek.

GDO konusunu ilk kez 2007 yılının nisan ayında yazmıştım. O sıralar arılar hem bizde hem de dünyada bilinmeyen bir sebeple ölüyordu. Bir uzman “Genetiği bozulmuş tohumlar yüzünden” demişti. O zaman ilgilenmiş ve yazmıştım.

Çünkü bu tohumlar haşerelere ve hastalıklara karşı üretim aşamasında ilaçlanıyor. Yani ilaç tohumun içinde. Arılar bu tohumlardan üreyen bitkilere konunca bu ilacı da alıyorlar ve çoğu ölüyor.

Ayrıca GDO’lu tohumlar “kısır” . Yani tarlada elde ettiğiniz üründen sağladığınız tohumlar hiçbir işe yaramıyor. Her yıl ekmek için yeniden tohum alacaksınız.

Üstelik bu tohumların bir süre kullanıldıktan sonra toprağı da etkilediği, verimsizleştirdiği de biliniyor. Ayrıca GDO’lu tohum ektiğiniz tarlalara daha sonra normal tohum attığınızda ürün alamıyorsunuz.

Aslında üzerinde çok durulması gereken bir konuydu. Ama 2007 nisanından itibaren cumhurbaşkanlığı seçimi, erken seçime gitme zorunluluğu, seçim atmosferi derken ben de ihmal ettim.

Cumhurbaşkanını yine seçerdik ve seçtik ama bedenlerimizi kanserojen kimyasallarla doldurup, ölüm yolculuğununa çıkarsak eğer seçtiğimiz cumhurbaşkanının bir önemi kalmıyor ki.

*****


Kaç para kardeşim?

Bir trafikçiden dinledim: Yer, İstanbul’un en seçkin semtlerindeki lüks bir lokantanın önü.

Kamuoyunun yakından tanıdığı bir ünlü, fiyatı 150 bin euro’yu geçen arabasıyla geliyor. Yanında da son sevgilisi. Arabasını lokantanın önüne bırakıyor.

Az sonra gelen trafik polisi park yasağı olduğunu belirterek arabayı çekmesini istiyor. Ünlü kişi ne diyor biliyor musunuz? “Boşver, sen cezanı yaz git.”

Çünkü yazılacak ceza 45 lira. Oysa ünlü kişi zaten hava olsun diye parkçılara 100 dolar veriyor.

Polis bu davranışı yediremiyor. Bir üstünü arıyor. O da “Bir çekici çağır” diyor.

10 dakika sonra çekici geliyor. Arabanın yanında duruyor, çekmeye hazırlanırken ünlü kişi ve yanındaki son sevgilisi hemen dışarı çıkıp “Tamam, gidiyoruz zaten” diyerek arabasına biniyor.

Şimdiii, böyle araç çekmeye can kurban. Israrla karşı çıktığım, sırf ceza yazmak ve anlaşmalı parklara para kazandırmak için rastgele araba çekilmesidir.

*****


Üslup taklit edilince

Rize’nin AKP’li Belediye Başkanı Halil Bakırcı kendisini ziyaret eden İsrail Büyükelçisi Gaby Levy’i tıpkı Genel Başkanı gibi “one minute” tarzıyla karşıladı biliyorsunuz.

Büyükelçi ile Gazze konusunda tartışmaya giren Başkan, Erdoğan üslubuyla “Biz çocukları öldürmeyiz” dedi.

Elbette bir belediye başkanının haddini aşan bir üslup bu, en azından diplomatik açıdan yanlış.

Ama konunun bir başka boyutu daha var. Rize Belediye Başkanı, bölgelerine çok sayıda İsrailli’nin geldiğini belirterek “Onların can güvenliğini koruyamayız” türü sözler de söyledi.

Sonra da ağzındaki baklayı çıkardı: “Gelenler yerleşim yerlerine de uğramalı.”

İşin özünü sorup öğrendim. Şu: İsrailli gençler Rize ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki rafting ve trekking turlarını çok seviyorlar. Bu nedenle yüzlerce genç buraya geliyor. Yanlarında kumanya getiren gençler bölgedeki birkaç tedarikçiden de diğer ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Dağlık bölgelerde spor yapan gençler Rize’ye uğrayıp otelde kalmıyor, lokantalarda yemek yemiyor. Çoğu alışveriş de yapmıyor. Rize Belediyesi’ni rahatsız eden durum bu. Başkan istiyor ki, madem İsrailliler kalabalık gruplar halinde geliyor, o zaman gerçek turistler gibi harcama da yapsınlar.

Başkan çok haksız değil. Ama bağlı olduğu partinin başkanı ve Başbakan İsrail’e yönelik üslubunu giderek sertleştirince, Belediye Başkanı da rol kapmaya çalışıyor ve gündeme geliyor.

*****


Sahte balı nasıl anlarsınız?

Genetiği ile oynanmış ürünlerle ilgili bilgileri, diğer yazıda söylediğim gibi arıların ölmeye başlaması üzerine öğrenmiştim. Sonra biliyorsunuz geçenlerde arıcıların sorunlarını içeren bir dizi yazı yazdım.

Bal sağlık için çok önemli ama bir takım çıkarcılar piyasaya bal adıyla sahte bal da sürüyor. Peki o halde sahte balı nasıl anlayacağız?

Aslına bakarsanız balcılar biyolojik incelemeler dışında bakarak ya da tadarak balın sahte mi gerçek mi olduğunun anlamanın zor olduğunu söylüyorlar. Ama yine de birkaç gözlemle en azından fikriniz olabilir.

* Bal buzdolabında şekerleniyorsa gerçektir.

* Yoğunluğu çok, akışkanlığı sürekli olmalıdır, kesik kesik akan bal sahte olabilir. Çiçek balı hızlı, çam balı ise daha yavaş akar.

* Gerçek bal kaşıkla alındığı zaman kesintisiz gelir.

Buzdolabında yaklaşık bir ay bekleyen balın krem ya da tereyağ kıvamına gelmesi balın hakiki olduğunu gösterir.

* Sabit kalem alın, bala uç kısımını daldırın sonra parmağınıza sürün. Renkli olarak çıkıyorsa bal karışıktır, çıkmıyorsa gerçektir.

* Soğuk havada donmuyorsa bal sahtedir.

* Balı kaşıkla alıp yere döktüğünde sahte bal uzayıp resmen örümcek ağı gibi havada uçar.

* Balın şekerlenmesi durumunda eski halini alması için güneşe çıkarılması veya kabıyla birlikte sıcak suya konulması yeterlidir.

* Bal şekerle yapılan diğer şerbetlere nazaran çok daha keskindir. Fazla yendiğinde genizde hafif yanma yapar. Bu gerçek baldır.

* Kristalize olan gerçek bal ağza alındığında margarin gibi erir.

Ve son bir bilgi; bal yüz yıl da dursa bozulmuyor ve bakteri üretmiyor. Bu özelliği taşıyan başka hiçbir doğal ürün yok.

*****

Yarın saat 12.30’da Star TV’deki Ruhat Mengi’nin Her Açıdan programındayım...

DİĞER YENİ YAZILAR