Başını örtenlerin değil türbanlıların sayısı artıyor

Haberin Devamı

Tarhan Erdem Milliyet Gazetesi adına yeni bir araştırma yaptı. “Gündelik yaşamda, din, laiklik ve türban” başlıklı araştırma çok ilginç sonuçlar veriyor.

Araştırmaya göre başını örtenlerin oranı son 4 yılda yüzde 64.2’den yüzde 69.4’e çıkmış. Demek ki zaten Türkiye’deki kadınların yüzde 64.2’si başını örtüyordu. AKP iktidarı ile birlikte bu oran yüzde 5 kadar artış sağlamış.

Ancak sıra “türban” konusuna gelince çok ilginç bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü bu dört yıl içinde “türban takanların sayısı 4’e katlanmış.”

4 yıl önce başını örtenlerin arasında türban takanların oranı yüzde 3.5 iken, bu oran şimdi yüzde 16.2’ye yükselmiş. İşte bu oran Türkiye’de oynanan oyunu ve

ülkenin nereye gittiğinin çok özel bir göstergesidir.

Çünkü konu “inancı veya yaşantısı gereği başını örtmekten çıkıp, bir siyasal hareketin simgesi haline” getirilmiş.

Bu araştırma türbanın bir inanç gereği değil, bir siyasi sembol olduğunun da kanıtıdır. Bunun da yanında kimilerinin alay ettiği “mahalle baskısının” tipik bir örneğidir.

Herhalde kadınlarımız son 4 yılda birden hidayete ermiş gibi dini inançlarının farkına varmadılar. Eğer türban takmak giderek artıyorsa, inançtan değil, ortama ayak uydurmak ve bu ortamın nimetlerinden yararlanmak içindir.

Kadınlarımızdan önce erkeklerimiz bu ortamın nimetlerinden yararlanmanın en kestirme yolunun türbandan geçtiğini keşfetmiş durumda.

Erkeklerin eşlerine ya da kızlarına türban taktırmaktaki “çıkarları” çok basittir. Dönem AKP dönemi. Bu dönemde eşini ya da kızını herhangi bir işe sokmak isteyen erkekler “türbanlı olmasının avantaj yaratacağını” görmektedir.

Aynı şekilde erkekler, kendileri için bir iş ya da kazanç kapısı açmak istiyorsa, muhatabı genellikle AKP’li biri olacağından, eşinin ve ailesinin başının kapalı olmasının avantajlı olacağını biliyor artık.

İşte türban konusu burada çok hassas bir önem kazanıyor. Artık milyonlarca kişi biliyor ki sadece başını kapatmış olmak yetmiyor. Kadınların bir “kimlik” belirtmesi gerektiği de ortada. Başını baş örtüsüyle örten bir kadın AKP’yi kesmiyor. Bu kadının hangi taraftan olduğunu belirten bir kimliği de açıkça göstermesi isteniyor.

Bu nedenle başını örtenlerin değil, türban takanların sayısında artış oluyor.

Bu tablo Türkiye’nin bir felakete gittiğininin de resmidir aynı zamanda. Sakın “Eyvah, herkesin başı mı kapanacak paranoyası içinde” yazdığımı zannetmeyin. Ama eğer bir ülkede inanç ve vicdanlar bir siyasi hareketin egemenliği için kullanılmaya başlanırsa, o ülkede kısa süre sonra en büyük yarayı din alır.

Din, bir takım siyasi sembollerle bölücü bir unsur haline gelir ve çatışma çıkar. Siyasal egemenlik adına dini bu kadar hoyratça kullanmanın da ülkeyi felakete götürdüğünü söylemek sherhalde yanlış olmaz.

*****

Sabah - atv ihalesi iyice çıkmaza girdi
Ne zamandır merakla beklediğimiz Sabah- atv ihalesi yarın yapılacak. Ama içimdeki bir his bu ihalenin erteleneceğini söylüyor. Bunları düşünerek yazmaya başlamıştım ki haber kanalları Nurol Grubu’nun ihaleden çekildiğini duyurdu. Bu durumda ihaleye katılacak sadece iki grup kaldı. En azından ahlaki açıdan bu ihalenin yapılması çok zor.

Ancak gelin olayın başka noktalarını paylaşalım.

Sabah-atv ihalesinde, üzerinde pek durulmayan temel bir gerçek var. Bu ihale bir özelleştirme ihalesi değil. Bu bir borç tahsilatı. Etibank’a 2000 yılında el konulmasından sonra ortaya çıkan kamu alacağının tahsili için yapılıyor bu ihale. Daha da doğrusu, Etibank nedeniyle borçlu durumda olan, Sabah ve atv’nin eski sahibi Dinç Bilgin kalan borcunu bu satışla ödeyecek.

El konulan diğer bankaların da bazı şirketleri ve malları satışa çıkmıştı. TMSF burada fiyatı çok yüksek tutmaya çabaladı elbette. Çünkü sadece bir şirketin satışıyla borcun ödenmesi mümkün değildi. Oysa Sabah- atv satışında fiyatın 900 milyon dolar olmasıyla örneğin 5 milyar dolar olmasında devlet adına çok fark yok. Sonuçta bir satış yapılacak, Dinç Bilgin’in 900 milyon dolara yakın olduğu söylenen borcu tahsil edilecek. Üstü ne olacak, o benim konumun dışında. Ama mantık borçtan kalan paranın Dinç Bilgin’e kalması gerektiğini söylüyor. Bilgin’in başka borçları varsa bilemem, ama o iş de TMSF’nin görev alanında değil.

Gelelim yarınki ihaleye. Sabah-atv için önce 10 grup şartname almıştı. Aralarında dünya medya devlerinin de bulunduğu bu gruplar ihale için açıklanan 1.1 milyar dolarlık muhammen bedelin çok üstüne çıkabileceklerini bile söylemişlerdi.

Ancak iş teklif vermeye gelince ortada sadece 2 grup kaldı. Buna son anda, tahmin ediyorum “Sen de gir de dedikodu olmasın” baskısıyla Çalık Grubu katıldı. Yani Çalık’ın Sabah grubunu almak için yarışa katılacağını hiç sanmıyorum.

Geriye kalan Akın İpek, Ethem Sancak RTL ortaklığının ise muhammen bedeli bile toplayamadıklarını duydum.

Akın İpek payına düşen yüzde 25’i denkleştirmiş. Ama arkasında Remzi Gür, Hasan Doğan, Fettah Tamince gibi isimlerin bulunduğu Ethem Sancak’ın parayı toparlayamadığı söyleniyor. Yani bu durumda yarın bu grubun teklif sunamaması bile mümkün.

Daha önce de yazdığım gibi bu ihale her nedense Başbakan Erdoğan için çok önemli. Erdoğan’ın gönlünün Akın İpek-Ethem Sancak’tan yana olduğu ileri sürülüyor. Hatta bu konuda TMSF’ye “ricada” bile bulunduğu belirtiliyor. Ancak TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün “kurallar neyi emrediyorsa onu yaparım” diyerek direndiği de konuşulanlar arasında.

Yarın ihale bana göre yapılmaz. Peki sonra ne olur? TMSF yeniden şartname oluşturur. Rakamlarda bu kez sanki para hazineye gidecekmiş gibi “uçulmaz.” Bu grubun değeri neyse belirlenir ve ihale yeniden açılır. Bu arada umarım iktidar da alışkanlığından kurtulup elini çeker ve şeffaf ihale ile hem bir kamu alacağı tahsil edilir hem de bugüne kadar yapılmış haksızlıklar sona erer.

*****

Skandal
Başkomutan Abdullah Gül Pakistan yolculuğu sırasında uçağında bulunan gazetecilere bir açıklama yaparak YÖK’ü ağır dille suçladı. YÖK’ün rektör atamaları konusunda, adayların eş durumları ile ilgili ihbar notu koyduklarını söyledi. Buna göre adaylardan birinin eşinin çarşaflı olduğunun belirtildiğini açıkladı. Başkomutan yaptırdığı araştırma sonunda eşi çarşaflı denilen kişinin hiç evlenmediğinin belirlendiğini de sözlerine ekledi.

Gözler YÖK’e çevrildi ister istemez. YÖK Başkanı Teziç böyle bir notun asla olmadığını, rektör atamalarında, adayların özel hayatlarıyla ilgili hiçbir ayrıntının konuşulmadığını açıkladı.

Başkomutan da zora düştü ve Pakistan’dan açıklama yaparak “Söz konusu notun YÖK’le ilgisi yoktur” dedi. Bu tam bir skandaldır. Ya uçaktaki gazeteciler Gül’ün ne söylediğini anlamadan yazdılar ya da Gül “Biraz hareket gelsin” diyerek ortaya bir sorun attı. İki durumda da temizlenmesi gereken bir ayıp ve skandal var ortada. Türkiye’nin en tepesinin böyle oyunlara alet edilmesi affedilecek gibi değil.

DİĞER YENİ YAZILAR