Başbakan’ın hayırlı işleri

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan yine medyadan yakındı. Yazarlara öfke saçarak “Bu Başbakan’ın yaptığı hiç hayırlı iş yok mu ya? Hakaretten başka sizin yazılarınızda yer alacak başka bir şey yok mu?” diye sordu.

Bu sözlerin muhatabı kim acaba? “Hakaret” diyor Başbakan ama hakaret eden yazar yok ki. Bırakın hakareti zaten Erdoğan’ı eleştiren yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Geri kalan yazarlar Başbakan’a övgü yağdırmaktan başka bir şey yapmıyor. Sadece birkaçı ara sıra sırf “Hep övüyorsun” eleştirisinden kaçmak için, “eleştirir” gibi yapıyor o kadar.

Ama belli ki Başbakan’ın buna bile tahammülü yok.

Aslına bakarsanız medyanın tamamına yakını Erdoğan’ın kontrolünde. Bazılarının bizzat sahibi gibi, geri kalanı üzerinde de devletin gücünü kullanarak baskı oluşturuyor. Tüm bunlara rağmen birkaç kişi yazılarında eleştiriyor diye tam 7 yıldır yakınıyor.

Bu bir propaganda yöntemidir. Nasıl Başbakan “Öfke de bir ifade biçimidir” diyorsa “Bana herkes karşı, bütün medya bana yükleniyor” söylemi de bir ifade biçimi.

Türkiye’de pek çok iş tersine çalışıyor. Her ülkede medya hükümetleri, başbakanları eleştirirken Türkiye’de Başbakan medyayı eleştiriyor, yerden yere vuruyor ve hedef şaşırtıyor.

Böylelikle kimi başarısızlıkların üstü örtülüyor, gündem saptırılıyor, yolsuzluklar, usulsüzlükler unutturuluyor.

Başbakan hemen her gün “genel olarak” medyadan yakınmak yerine örnek göstersin. Kim hangi konuda haksız yere eleştirmişse bunu söylesin. Hakaret edenleri duyursun kamuoyuna.

Ayrıca medyanın büyük bölümü her gün Tayyip Erdoğan’ın “hayırlı işlerini” övmekten asıl işini yapamıyor. Birkaç kişi de bu “hayırlı işleri” görmeyiversin ya!..

*****



BÜYÜKANIT GİDEREK BATIYOR


Başbakan Erdoğan birer gün arayla katıldığı iki TV programında da eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la yaptığı gizli görüşmeyi dile getiriyor.

Erdoğan her iki konuşmasında da “Ben konuşmam, ama Büyükanıt konuşursa ben de açıklarım” diyor. Erdoğan’ın bu üslubundan bir parça “tehdit kokusu” alıyorum. Yani sanki Tayyip Bey demek istiyor ki “Benim bir korkum yok, ama bu gizli görüşme açıklanırsa Yaşar Paşa sıkıntıya girer.” İki üç gündür medyayı izliyorum, her nedense kimse Dolmabahçe toplantısının gizli olamayacağının üzerinde durmuyor. İki kere yazdım yine tekrarlamak istiyorum. Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında yapılan gizli Dolmabahçe görüşmesi hem devlet adabı hem de demokrasi hem de hukuk devleti açısından tam bir skandaldır.

Devlette gizlilik elbette vardır ama iki kişi arasında kalacak bir gizlilik olamaz. Hele bu iki kişi devletin en tepesindeki isimler olursa bu daha da büyük skandal olur. Tayyip Erdoğan’ın devlet geleneği olmadığı için bu tür gizlilik kavramlarını kendi mantığına göre anlaması mazur görülebilir. Ama devletin kurallara en fazla uyan kurumunun başındaki bir kişi eğer aynı mantıkla gizlilik anlaşması yapıyorsa kamuoyundan olduğu kadar silah arkadaşlarından gizlediği bir şey var demektir. Büyükanıt emekli olduğundan bu yana batıyor. Boğulup gitmese bari.



*****


ANNE YÜREĞİ


Okan Paça’dan: Çocuk annesine sorar: “Anne sen beni nasıl dünyaya getirdin?” Anne böyle bir soruyu cevaplamakta güçlük çekince “Bir akşam yatmadan yastığın altına şeker koydum kalktığımda sen vardın” der. Çocuk da aynısını denemeyi düşünür ve akşam yastığının altına şeker koyar. Sabah kalktığında yastığın altına bakar ki karıncalar doluşmuş. Çocuk karıncaları avucuna toplar ve konuşmaya başlar: “Sizleri öldürürdüm ama ana yüreyi dayanmaz ki buna.”


*****



AKP PAYANDALARININ BAŞINA DA BU GELEBİLİR


Başbakan Erdoğan “hiç gereği yokken” Yaşar Büyükanıt’la yaptığı gizli görüşmeyi kamuoyu gündemine taşıdı. Ve yine “hiç gereği yokken” Büyükanıt’ı “bir şeyler saklamak zorunda” gibi gösterdi.

Şimdi herkes merak içinde. Acaba o ünlü Dolmabahçe görüşmesinde neler oldu? İki taraf da “Ben konuşmam” diyor ama...

Bu iş diş macununun tüpten çıkması gibi bir şey. Artık laflar söylendi. Bir hafta on gün içinde bu gizli görüşmeyle ilgili bazı ayrıntıların ortalığa saçılacağından hiç şüphem yok.

Çünkü, “hiç gereği yokken” diyorum ama, Tayyip Erdoğan’ın bunu bilerek ve isteyerek yaptığını düşünüyorum.

Demokrasiyi de “hedefe giden yolda binilen bir tramvay” olarak niteleyen ve zamanı gelince inileceğini açıklayan Erdoğan elbette hedefe gitmek için verdiği sözleri de tutmak zorunda hissetmiyordur. Çünkü bu zihniyet kendinden olmayan herkesi dışlar. Kendinden olmayanı bir tür düşman gördüğü için ahlaki ve vicdani sorumluluk altında hissetmez kendisini.

Bugün Büyükanıt yarı yolda bırakılıyor. Ama çok kısa bir süre sonra, AKP’ye AKP’lilerden bile fazla destek veren sözde liberaller de aynı akıbete uğrayacaktır.

Sözde liberaller, ama aslında dünyaya faşist gözlüklerle bakanlar AKP’nin hedefe gidilen yoldaki tramvay arkadaşlarıdır. Erişilen durakta bu zihniyet inecek ve kendisine payandalık yapanları kendi başlarına bırakacaktır.

Siz o zaman kopacak gürültüyü görün hele.


*****



ARINÇ NE YAPACAK?


Zahid Akman da yerinde duruyor. Bülent Arınç da. Arınç kendisini ağırlıklı zannederek Zahid Akman’ın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Düşündüğü herhalde Akman’ın da zaten istifa edecek olmasıydı.

Ama belli ki Tayyip Erdoğan’ı hesaplamamıştı. Erdoğan Akman’ın “tertemiz” olduğunu söyledi. Bu durumda mahkemeye de gerek kalmıyor.

Ama Bülent Arınç bunların farkında bile değil.

Hafta içinde yazdığım gibi, Bülent Arınç bulunduğu makamın ağırlığını taşıyamıyor. Çok yaralandı çok yıprandı.

Yapması gereken, istifa etmektir. O dürüstlük, namus ve dobralık ancak böyle geçerli olabilir.

Aksi takdirde Bülent Arınç da “klasik politikacılar” kervanındaki yerini alacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR