Sözün aslı “Altın yumurtlayan tavuk”tur. Ama Bafa Gölü’nün kıyısındaki Serçin Köyü’ndeki bir yurttaş, kendilerine daha yakışan bir deyimle anlattı durumunu: “Bafa Gölü banka gibiydi. Şimdi borç para bile bulamıyoruz.”
“Nereden çıktı şimdi Bafa Gölü?” diye soracaksınız. Neredeyse 30 yıldır Bodrum’a gider gelirim. Her seferinde de güzeller güzeli Bafa Gölü’nün kıyısından geçerim. Yolun kıyıdan geçtiği yerlerde de pek çok kez mola verip bir çay veya kahve içerek bu küçük gölün eşsiz görünümünü izlerim.
Hep içimde kalmıştı, “şu gölün öte tarafına da geçsem” diye. Minik adalar, üzerinde tarihi eserler ve havada uçuşan rengârenk kuşlar beni çekerdi. Nedense kısmet olmadı, bir türlü gölün öte tarafına geçemedim.
Zarakol Halkla İlişkiler’in zarif sahibesi Necla Zarakol arayıp da “Bafa Gölü’nü kurtarmak ve bir sulama projesini yerinde anlatmak üzere davet etmek istiyorum” deyince bir an bile tereddüt etmedim. Çünkü bu sayede yılların merakını da giderecektim.
Söz konusu proje Coca Cola ile Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın ortak çalışması. Artık dünyanın da en önemli sorunlarından biri haline gelmeye başlayan susuzlukla mücadele için tasarruf yöntemleri. Temel hammaddesi su olan Coca Cola bir sosyal sorumluluk programında yer almak adına “su tasarrufu” için kolları sıvamış. Pilot bölge olarak seçilen Bafa Gölü’ne komşu olan köylerde “damla” yöntemiyle tarla sulama teknolojisini tanıtmak ve kullanımını yaygınlaştırmak istiyorlar.
Coca Cola Türkiye Başkanı Ahmet Burak “Bu proje ile su tasarrufu konusunda bilinci artırırken kirliliği ve tuzlanarak eksilen suyuyla artık bir doğal felaket haline doğru giden Bafa Gölü’nün kurtarılması için dikkat çekmeyi” amaçladıklarını söyledi.
Peki Bafa Gölü’ne ne olmuş? İşte yazının başında yazdığım “banka gibi göl” gidip yerine artık hiçbir hayrı olmayan ve çevresindeki insanlara mutsuzluk yayan bir göl haline gelmiş.
Çünkü bir yanlış karar, geçen 20 yıl içinde sinsice soruna dönüşmüş. 20 yıl önce gölde neredeyse kayıkların içine atlayan balıklar bölge halkına “banka gibi” para kazandırıyormuş.
Ama bir gün Söke Ovası’nı daha çok sulamak amacıyla Büyük Menderes’ten Bafa Gölü’ne akan suyu kesmişler. Denizle bağlantı kesilince her yıl yavru olarak gelip Bafa Gölü’nde semiren ve tekrar denize dönen balıklar gelemez olmuş.
Su dönüşümü olmayınca gölün zaten az tuzlu olan suyu daha da tuzlanmış, sulamada da işe yaramaz hale gelmiş. Balığı dünyaya ihraç edip zengin hayatı yaşayan Bafa Gölü köylüleri hızla fakirleşmiş, gençler bölgeden kaçmış, nüfus azalmış. Doğanın dengesi de bozulmuş.
Göl hızlı bir kirlenme ile ölüme giderken, dünyanın her yerinden gelen milyonlarca kuş birkaç bine düşmüş.
İşte Coca Cola ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı, su tasarrufu projesi ile birlikte şimdi gölü bu korkunç sondan da kurtarmak istiyor.
Bu konudaki diğer gözlemlerimi önümüzdeki günlerde yazarım.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası için servis konuldu
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki cuma konserinde Ferit Tüzün’ün Çeşmebaşı Bale Süiti seslendirilecek. Şef Naci Özgüç’ün yönetimindeki orkestra, düzenlemesini Cihat Aşkın’ın yaptığı Minyatürler’i de çalacak. Solist, Cihat Aşkın.
Orkestra’nın konser vereceği yer ise Yeditepe Üniversitesi. Konser her zamanki gibi saat 19.30’da başlayacak. Orkestra yetkilileri Yeditepe Üniversitesi’ne ulaşımın zor olduğunu göz önüne alarak İstanbul’un üç ayrı noktasından servis de koydular.
Buna göre Taksim Atatürk Kültür Merkezi önünden saat 17.00’de, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi önünden saat 17.30’da ve Caddebostan Migros önünden saat 18.30’da servis otobüsleri kalkacak.
Sanatçılar Atatürk Kültür Merkezi’nin bakımda olması nedeniyle her hafta değişik yerde konser vermekten hiç mutlu olmadıklarını belirterek “Ancak İstanbul’un sanatseverleri her türlü zorluğa ve kimi salonların olumsuz etkilerine rağmen bizi yalnız bırakmıyor. Bu geçici sürede bizi tek teselli eden de bu” diyorlar.
Bu akşam Ülke TV’deyim
Haber kanallarından Ülke TV’de bu akşam Güneydoğu konusu tartışılacak. Ben de tartışmacılar arasında olacağım. Program saat 21.00’de başlıyor ve yaklaşık bir saat 30 dakika sürüyor. Güneydoğu konusundaki gelişmeler ve özellikle çözüm önerileri konusunda daha cesur olarak nitelenebilecek bazı fikirlerimi de Ersoy Dede’nin sunduğu bu programda dile getirmek istiyorum.
Mobilyacı Temel
Temel’in çok büyük bir mobilya mağazası varmış. Bir gün bayi toplantısı için Rusya’ya gitmiş. Otelin resepsiyonunda kayıt yaptırırken çok güzel bir Rus kızı ile tanışmış.
İkisi de birbirlerinin lisanını bilmedikleri için Temel defter ve kalem almış, bir taksi resmi çizmiş deftere. Kız gülümsemiş, başını sallamış. Bir taksi tutup şehri birlikte gezmişler. Daha sonra Temel bir restoran ve bir masa çizmiş deftere. Kız tekrar gülmüş, başını sallamış ve güzel bir restorana akşam yemeğine gitmişler, şampanya içip havyar yemişler, dans etmişler.
Vakit hayli geç olunca kız eline kalemi almış deftere 2 kişilik bir yatak çizip gülümseyerek Temel’e vermiş.
Temel afallamış kalmış. Sonra da kızı bırakıp oteline dönmüş. Temel, onun mobilya işinde çalıştığını kızın nasıl anladığını hâlâ çözememiş düşünüp duruyormuş.
Açlıktan ölmek üzere bulunan bir köpeği kurtarınız, sizi ısırmayacaktır. İnsan ile köpek arasındaki başlıca fark budur.
Mark Twain

