‘Bana karşılama görevi vermeyin, bu psikoloji ile ne yapacağım belli olmaz’

Haberin Devamı

Kürt açılımındaki başarısızlık güvenlik güçlerinin psikolojisini de bozuyor anlaşılan. Bu konuda son günlerde yaşadığımız iki örnek vermek istiyorum:

1- POLİSLERİN SLOGANI: İstanbul Gazi Mahallesi’nde bir grup PKK’lı sokak kabadayısı ellerinde molotofkokteylleri ve taşlarla eyleme başladılar. Bunun üzerine bölgeye Çevik Kuvvet gönderildi. Çevik Kuvvet olay yerine geldiğinde sıraya girdi, topluca yürümeye başladı ve bir anda “Şehitler ölmez, vatan bölünmez, ne mutlu Türk’üm diyene” sloganları atmaya başladı. Bu, milliyetçi duyguları yoğun olanların hoşuna gidebilir, ama büyük bir tehlikenin de habercisidir. Çünkü görevi olayları önlemek ve halkın can güvenliğini sağlamak olan silahlı bir güç, güçlü bir milliyetçi duyguyla suçluyu (zanlıyı), düşman gibi görme psikolojisi içine giriyor demektir. Bu durumda suç önlemek yerine ceza infazını olay yerinde uygulamak (intikam almak) durumuyla karşı karşıya kalırız. Tehlikenin boyutunu siz hayal edin.

2- DİLEKÇE VEREN POLİSLER: Aldığım bir duyuma göre Çevik Kuvvet görevlisi bazı polisler Valiliğe dilekçe vererek teröristleri karşılama görevlerini kabul etmek istemediklerini belirtmişler. Bir dilekçede şöyle yazıyormuş: “Habur’dan sonra bazı teröristlerin Atatürk Havalimanı’ndan da giriş yapacaklarını öğrendik. Güneydoğu’da görev yapmış olduğum için bu karşılama sırasında görev verilmesi halinde objektif olma duygumu yitirebilirim. Bu nedenle bana ve ekibime karşılama görevinin verilmemesini emirlerinize arz ederim.”

Güvenlik güçlerinin içinde bulunduğu psikolojiden iki kesit sundum sizlere. Terörle mücadeleyi “çok başarılı bir operasyonla” Türkler ve Kürtler arasında düşmanlık ve husumete çevirenler herhalde yarattıkları ortamdan mutluluk duyuyorlardır.


***



Nedir bu müşterek hareketler

Başbakan Erdoğan ABD Başkanı Obama ile planlanandan bir saat daha fazla görüştü. Görüşmeden sonra uzun bir basın toplantısı yapan Başbakan’ın en çok kullandığı kelime “müşterek”ti.

Irak konusunda müşterek hareket, Ermenistan konusunda müşterek hareket, Kıbrıs’ta müşterek hareket, terörle mücadelede müşerek hareket... Müşterek de müşterek. ABD ile günün moda deyimiyle “kanka” olmuşuz meğer.

Ama çok merak ediyorum, örneğin şu “terörle mücadeledeki müşterek hareketler” nelerdir?

Bu konunun kaynağı olarak iki yıl önce, 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da, o sırada başkan olan Bush ile yapılan görüşmeyi gösteriyorlar. Bu görüşmede ABD, Türkiye ile teröre karşı müşterek çalışma yapılmasını karara bağlamıştı.

Bu bağlamda istihbarat alışverişi yapılacak, ABD, PKK’yı “terörist” ilan ederek buna göre Türkiye’ye destek verecek, PKK’nın etkisinin sona erdirilmesi için elinden geleni yapacaktı.

O günden bu yana sürekli olarak bu “müşterek” planların sürdüğünü duyuyoruz da ne yapıldığı konusunda bilgimiz yok. Son görüşmede de bu konu teyit edildi. İktidar bunu başarı gibi sunmak istiyor.

Peki, elbette gizli devlet sırları varsa bunları soracak halim yok ama, kafama çok takılan bazı soruları sormak istiyorum:

1- İstihbarat paylaşımı ne anlama geliyor, ABD bize, biz ABD’ye hangi tür istihbaratlar veriyoruz?

2- Amerika’nın verdiği istihbaratlar ne kadar yararlı oldu?

3- Bu istihbaratlar sonucu ne gibi çalışmalar yapıldı?

4- Müşterek çalışma sonunda şu ana kadar kaç PKK’lı ele geçirildi?

5- Yine bu müşterek çalışmalar sonunda “etkisiz” hale getirilen terörist var mıdır?

6- Müşterek çalışma varsa terör örgütü nasıl olup da hâlâ mayın döşeyebilip karakollara veya rutin keşif gezilerine çıkan askeri timlere saldırı yapabiliyor?


***



Sanki Amerikan mandası olduk

Öğle saatlerinde her zaman olduğu gibi yine Bahattin Yücel’le telefonlaştık. Yücel “Bir şey dikkatimi çekiyor, biz farkında olmadan Amerikan mandası falan mı olduk, şunu bir soruştursana” demez mi?

Espri tabii ama oturup biraz düşününce gerçeklik payı da var. Evet, ABD ile ikili ilişkiler güzel, Obama’nın “Türkiye dost, Erdoğan arkadaşım” demesi de güzel.

Ancak bir de ilişkilere bakalım. Türkiye ekonomisinden güvenliğine, dış politikasından ılımlı İslam tanımına kadar her şey Amerika’da görüşülüyor.

Başta iktidar olmak üzere pek çok kişi ve kurum adeta Obama’nın ağzının içine bakarak ne söyleyeceğini merak ediyor. Ermeni sınırı ile ilgili konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir türlü gelemiyor ama Beyaz Saray’da birinci madde. Afganistan’a asker konusu kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor, Başbakan’ın “Asker zaten muharip değil mi?” sözleriyle durum şimdilik geçiştiriliyor.

Tipik bir “manda” psikolojisi içinde gibi değil miyiz?


***



Sirkeci Garı’ndaki kamyon şoförleri

Bir okurum, Sirkeci Garı çevresindeki kargaşadan duyduğu rahatsızlığı anlatmış. Size de aktarmak istiyorum:

“Sevgili Can Bey; İşyerimin Cağaloğlu’nda olması hasebiyle her gün önünden geçtiğim tarihi Sirkeci Garı’nın hemen yanında bağırış çağırış arasında gidecekleri yöne yük arayan yüzlerce kamyon şoförünün bırakın sözde bir Avrupa başkentine herhangi bir medeni şehre yakışmadığını takdir edersiniz... Bu durumun ciddiyetini bu noktadan geçen her yabancı turistin bakışlarından ve durup bıyık altından gülümseyerek fotoğraflamalarından da anlayabilirsiniz.

Sorumlu bir gazeteci olarak konuyla ilgilenip, gerekli araştırma ve girişimleri yapacağınızdan eminim.

Hüseyin Aydın.”


***



İmralı mahkûmu şikâyet etmiş; penceresindeki sineklik kaldırılmış. Sakın parmaklıkların kaldırılmasına hazırlık yapıyor olmasın?

(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR