Balyoz sanığı albaydan komutanlara ağır sitem

Haberin Devamı

Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki generallerin yüzde 10’unun tutuklu olduğu Balyoz davası bütün ilginçliği ile devam ediyor. Aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu sanıklar, duruşmalarda aleyhlerine sunulan belgeleri çürütüyorlar, ama tutukluluklar bir türlü sona erdirilmiyor.

Konuştuğum bazı avukatlar artık savunma yapmanın da pek bir anlamı kalmadığını dile getirerek “Sanıklar suçsuzluklarını ispatlıyorlar, ama iddia makamı suçu kanıtlayamıyor, buna rağmen eziyet sürüyor” dediler.

Bazı sanıkların da “Ne söylesek mahkeme bildiğini yapacak” diyerek artık uzun savunma yapmak yerine sadece beş altı dakikalık savunmalar yapmayı tercih ettiklerini öğrendim.

Bu kısa savunmalardan birini de emekli albay Erdal Akyazan yapmış. İlgimi çekti ve savunmayı sonuna kadar okudum.

Akyazan savunma yerine son derece duygusal bir konuşma yapmış mahkeme heyetine karşı. Bütün kanıtları tek tek çürüttükleri halde mahkeme heyetinin sustuğunu söyleyen Akyazan 12 Eylül’de tutuklanıp sopalarla dövüldüğünü şimdi ise darbeci sıfatıyla sorguda dayak yediğini anlatıyor.

Ancak emekli albayın en dikkat çekici sözleri, eski Genelkurmay Başkanları ile ilgili.

Şöyle diyor Akyazan; “Omuzlarındaki yıldız Samanyolu kadar çok olan dört eski komutanımız var; Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ. Şimdi izninizle buradan onlara sesleneceğim:

Vatansever bir subay bizi sırtımızdan hançerledi. Yalan söyledi, tuzak kurdu. Hançer sırtımızda.

Ey benim eli öpülesi komutanım. Canım çok yanıyor.

Gel buraya, ya hançerin hepsini sok bitir bu işkenceyi ya da çek çıkar hançeri sırtımdan ve sar yaramı.

O zaman seni affeder miyim? Asla. Yaramı sarsan da artık seni affetmem. Bana emir komuta etmiş olma onurunu sonsuza kadar geri alıyorum.

Ne onu yapıyorsun ne bunu. O zaman da sorarlar adama. Peki ne için yaşıyorsun.”

Emekli albay mahkeme heyetine karşı en son da şu cümleyi söylemiş; “Sizden tek talebim hukuku egemen kılmanız. Eğer bunu başaramazsak bu cumhuriyet çöker. Çöker de ne olur? Hiçbir şey olmaz. Dün çökmüş bir imparatorluğun yıkıntıları üzerine ulusça yepyeni pırıl pırıl bir cumhuriyet kurduk. Bir kere yaptık, yine yaparız.”

Elbette bu tür savunmaların hukuki geçerliliği pek yok. Mahkeme heyetinin de öylesine dinlediğini sanıyorum.

Ama şu bir gerçek ki, yargılanan subaylar içinden çıktıkları orduya çok kırgın. Bırakın hukuksal desteği, moral takviyesi bile alamamaktan şikâyetçiler.

Hele eski komutanların gelip hiçbir şey söylememeleri, sanıkların hepsinde müthiş öfke duygusu oluşturuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri adına hiç de hoş bir durum değil bu.

*****


AKP kalabalıkları

Edirne’den çok sevdiğim bir dostum aradı. “AKP’nin buradaki mitingi çok kalabalıktı” dedi ve sonra gülmeye başladı. “Hayrola niye gülüyorsun, Edirne AKP’li oldu mu diyorsun?” diye takıldım.

“Yok yok” diyerek anlattı: “Mitingi gidip izledim, kalabalığa baktım, pek tanıdık kimse göremedim. Neyse miting bitti, kalabalığın büyük bölümü toplu halde bir yere doğru yürümeye başladı. Bir de baktım ki, 100’den fazla otobüs bekliyor, otobüse binene kumanya veriyorlar.”

Arkadaşım, her gün dükkânına uğrayan bir trafik polisinin “En az 150 otobüs geldi miting için, çoğu İstanbul’dan” dediğini de anlattıktan sonra şöyle dedi: “Alanda 10 bin kişi falan vardı. 150 otobüs 40 kişiden 6 bin eder. Alanın nasıl dolduğu anlaşılıyor.”

*****


Mitinglerde harem-selamlık

Haber kanallarından özellikle canlı yayınlanan mitingleri izlemeyi çok seviyorum. AKP mitinglerinde çok dikkatimi çeken bir şey var.

Herhalde kadınlar rahat etsin diye AKP mitinglerinde harem-selamlık uygulaması yapılıyor.

Genellikle kadınlar toplu halde en ön sıralara konuyor.

Ancak en önde kadınlar olunca, yayın yapan TV kanallarının mikrofonlarına en yakın kalabalık kadınlardan oluştuğu için tezahüratlarda sadece kadınların sesi duyuluyor.

Bu da ekranda miting izlerken kulaklarda çok garip bir duygu oluşturuyor.

Canlı mitingleri “bu kulakla” izleyin, anlayacaksınız ne demek istediğimi.

*****


Namık Kemal

Öğretmen öğrencisine “Zil çaldıktan sonra sınıftan çıkma, seninle beş dakika görüşmek istiyorum” demiş. İkisi yalnız kaldıklarında öğrencinin ödev kâğıdını eline almış, “Bu şiiri kendin mi yazdın?..” diye sormuş. “ Evet öğretmenim, ben yazdım , bütün mısraları tek tek bana aittir” diye cevap vermiş öğrencisi. “Ooo, o zaman sayın Namık Kemal Bey, sizinle tanışmak benim için inanılmaz bir onur” demiş öğretmen saygıyla ayağa kalkıp telaşla ceketini iliklemeye çalışırken, “Türk edebiyatseverleri sizin uzun yıllar önce öldüğünüz gibi saçma sapan bir düşünceye kapılıp büyük bir üzüntü içerisindeydiler efendim.”

*****


Dincilikten atılanlara hak var solculuktan atılanlara yok!

İktidar, muhalefetin de desteğini alarak darbelerle hesaplaşmak adı altında “ordudan atılanların haklarının geri verilmesi için” bir kanun çıkardı biliyorsunuz. 12 Mart’a kadar uzanan dönemde ordu ile ilişkisi kesilenlere, yitirdikleri tüm haklarının geri verilmesi öngörülüyordu bu kanunla.

Böylelikle örneğin 1978 yılında orduyla ilişkisi kesilenler, eğer kalsalardı hangi rütbeye kadar gelecekse o rütbe üzerinden emeklilik hakkı kazanıyor. Ve tabii en önemlisi onurları da iade edilmiş oluyor.

Ancak sıra uygulamaya gelince durum değişmiş. Çünkü iktidarın muhalefeti de kandırarak yaptığı bir düzenleme ile pek çok subay ve astsubay bu haktan yararlanamıyor.

Kanun maddesi yazılırken, araya sokulan bir cümle ile “Yargı yolu kapalı olan durumlarda ordudan atılanlara haklarının verileceği” karara bağlanmış.

Yani sadece Yüksek Askeri Şûra kararı ile ordudan atılanlara bu hak tanınmış oluyor.

Durum böyle olunca “irticai faaliyetlere karışan, tarikatlara üye olan, ordu içinde görevi dışında dini faaliyetler yapan ve bu nedenle YAŞ kararıyla ihraç edilen” tüm subay ve astsubaylar bu haktan yararlanırken, solcu oldukları için “üçlü kararname” ile ordudan atılanlar bundan yararlanamıyor.

Başvuru sahiplerine ya hiç yanıt verilmiyor ya da “Sizin için yargı yolu kapalı değildi” deniliyormuş.

12 Mart’ta ordudan atılan eski bir tanıdığım şöyle dedi: “12 Mart muhtırasından sonra bizi içeri aldılar. Aylarca işkence gördük. Sonra bizi serbest bıraktılar ama ordudan da attılar. O sırada mahkemeye başvurma hakkımız yoktu, olsa bile zaten kimse buna cesaret edemezdi” dedi.

İktidar yine cinlik yapmış, muhalefet de uyumuş.

DİĞER YENİ YAZILAR