Geçenlerde “Trafik Vakfı denilen şey” diye bir yazı yazmıştım. Henüz bu şeyin ne olduğunu öğrenememiştim, taaa ki İstanbul’un trafikten sorumlu eski emniyet müdürlerinden biri arayana kadar. Görev yaptığı süre içinde İstanbul trafiğine büyük emeği geçen bu polis müdürü ile aramızda beni çok şaşırtan bir konuşma geçti. Size de aktarmak istiyorum.
- Trafik Vakfı ile ilgili yazını okudum.
- Ne güzel, ne olduğunu merak ediyorum.
- Öğrenince canın sıkılabilir.
- Neden?
- Çok sert bir kayaya vurduğunu anlarsın da ondan.
- Ne kadar büyük kaya ki bu?
- Vakfın başkanı kim biliyor musun?
- Bilmiyorum.
- İstanbul Valisi.
- Yok canım, olamaz.
- Basbayağı olur işte, sadece vali de değil.
- Belediye Başkanı da deme.
- Diyeceğim. Belediye Başkanı da vakıf yönetim kurulunda.
- Yani hukuksuzluk en tepeden başlıyor.
- Zaten başka yerden hukuksuzluk olmaz ki.
- Bakanlar da var mı bu vakıfta?
- Onlar yok ama temsilcileri var.
- Kimler mesela?
- Defterdar var.
- Olabilir, para topluyorlar birinin hesaplara bakması gerek.
- İl Sağlık Müdürü de var.
- Ne alaka?
- Bilmiyorum, sonra İl Milli Eğitim Müdürü de içinde.
- O ne yapar ki?
- Bilemem, koymuşlar işte.
- Başka?
- Sanayi Ticaret İl Müdürü de yönetimde.
- Maaşallah.
- Dur daha bitmedi, bunlar resmi görevliler.
- Resmi olmayan görevliler de mi var?
- Var tabii.
- Kimler?
- Örneğin Yılmaz Ulusoy.
- Niye onun çekicileri mi var?
- Bilmem. sonra Jak Kamhi de yönetim kurulu üyesi.
- Allah Allah, neden acaba?
- Profesör İsmet Nane, Profesör Nadir Yayla ve Oktay Duran da yönetim kurulu üyeleri.
- Vay canına, benim şey dediğim şeyin altından kimler çıktı.
- Vallahi bundan sonra dikkatli ol.
- Nasıl yani?
- Bunun hesabını senden sorarlar.
- Ne oluyoruz, nasıl sorarlar?
- Arabanı sakın yanlış yerde bırakma.
- Ona çok dikkat ediyorum da, İstanbul’da nereye park edilir nereye edilmez çok da belli değil ki.
- İşte ben söylüyorum.
- Bunu yaparlar mı?
- Niye yapmasınlar ki, şu ana kadar yapılan işlerin hukuka uygunluğu var mı?
- Ben de onu dile getirdim.
- Bunca yıldır binlerce insanın canını yakanlar bunu mesele yapanla mı uğraşmayacak.
- Peki haydi resmi isimleri geçelim, vakıf yönetiminde saygın isimler de var, onlar farkında değil mi?
- Bence değildirler, onlar iyi iş yaptıklarını düşünüyor olmalı.
- O zaman o saygın isimlere bir çağrım var.
- Nasıl bir çağrı?
- Trafik Vakfı çekicilerini izletsinler.
- Ne olacak izletince?
- Bu işin nasıl yürüdüğünü göreceklerdir.
- Başka işleri yok sanki.
- Ama bunu yapmalılar.
- Yaparlarsa ne olur?
- Ne olacağı var mı, Trafik Vakfı çekicilerinin nasıl mafya düzeniyle çalıştığını anlarlar.
- Anlayınca bir şey olur mu sence?
- Bence olur. Yeter ki onlar bu işe ciddiyetle eğilsinler.
- Peki başka konu, yani sence yanlış yere park eden araçlar çekilmesin mi?
- Kesinlikle çekilsin.
- Eee, daha ne?
- Ama bu vakıf çekilmesi gerekenleri değil de, değnekçilere para vermeyenlerle bir de kolaylıkla alıp götürebilecekleri araçları çekip götürüyorlar.
- Haklısın, zamanında ben de buna dikkat çekmiştim ama başaramamıştım.
- Taşlar bu kadar büyük olunca sonuç alınmıyor demek ki.
- Bak anlıyorsun, işte onun için dikkat et diyorum...
1115 sorgulama
Maliye Bakanlığı’ndaki mal varlığı sorgulamaları nedense iktidar tarafından pek sevildi. Tayyip Bey de konuya girdi ve “En çok beni sorgulamışlar, tam 1115 kere sorgu yapılmış, bu çok dikkat çekici” diyor. Dün de yazmaya çalıştım, bu olay fena halde çarpıtma amaçlı gibi geliyor bana.
Sanki birileri suç üstü yakalanmış da şimdi bunu örtmek için herkesten daha çok bağırıp “Beni daha çok sorgulamışlar” deniyor. Bu şüphemin kaynağı bizzat Maliye Bakanı Kemal Unakıtan.
Çünkü Kemal Bey yanılmıyorsam önceki bütçe görüşmelerinde CHP Genel Başkanı Baykal’ı ve partisini sıkıntıya sokmak için “Bankalarda ne kadar hesabınız var onu açıklayın” demişti. Baykal da buna büyük tepki göstererek “Devletin elinde olan ve gizli tutulması gereken bilgilerle şantaj mı yapılmak isteniyor?” diye sormuştu.
Hemen ardından bazı muhalif isimlerin mal varlıkları ortaya dökülmeye çalışılmıştı AKP’li medyada. Ama bu tutmamıştı.
Devlet çarkı ağır işler. Bilmiyoruz, belki bu olaylar üzerine bazı soruşturmalar başlatılmıştı. O soruşturmalarda belki de kimi iktidar yanlılarının devlete emanet edilmiş bazı bilgilerleri silah gibi kullanmak istedikleri ortaya çıkarılacaktı. Böyle durumlarda bunu önlemenin en iyi yolu hedefi şaşırtmaktır.
“Bakın sadece muhalifler değil bizzat başbakan bile sorgulanmış” diyerek suçlamadan kurtulursunuz.
Diyorum ya elimde bilgi yok ama böyle hissediyorum. Örneğin bu kadar abartma içimde şüphe yaratıyor. Kötü amaçlı birinin başbakanı bir kere sorgulaması yeter, niye 1115 kere sorgulasın? Sanıyorum iktidar Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça “Bizi engellemek için ne tezgahlar kuruyorlar” demek istiyor. İnandırıcı olur mu ki?
Turkcell reklamı
Turkcell’in miniklerle yaptığı reklamlara ailecek bayılıyoruz. Kimi duygusal, kimi hüzünlü “bağlan hayata” reklamları çok güzel. Ancak ekranlarda yayınlanan son reklam için bir uyarı yapmak istiyorum. Çünkü bu kadar güzel reklamlarda mantık hatasına yer verilmemeli asla.
Son reklamda çok uzakta olduğu anlaşılan bir köyde ders çalışan kız öğrenci bir sorunun cevabını arıyor. Minik çocuk da ona cep telefonu ile internete girmesi için yardımcı oluyor.
Çok güzel. Ama ders çalışan kız diyor ki “Bilgisayar yok, olsa da elektrik yok.”
Hüzünlü bir manzara. Tamam da köyde hiç mi elektrik yok, yoksa elektrikler mi kesilmiş. Anladığımız köyde hiç elektrik olmadığı. Peki o zaman cep telefonu nasıl şarj ediliyor?
Turkcell’ciler sakın alınmasın, iyi şeylerde hata olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Beyefendi lütfen rahatsız etmeyin
Yer Antalya. Kentin en lüks oteli. Yılını bilmiyorum ama çok eski değil. Restoranda müşteriler yemek yiyor, bir piyanist de konuklara günün sevilen parçalarını çalıyor. Derken vakit ilerliyor, piyanist programını bitiriyor, kalkıp gitmek için hazırlık yapıyor.
Bu sırada yemek yiyen müşterilerden biri piyanistin yanına geliyor çok kibarca “acaba biraz çalabilir miyim?” diye soruyor. Piyanist nasıl olsa işinin bittiğini düşünerek “tabii” diyor ve yerini bırakıyor.
Otel müşterisi çok güzel bir caz parçası çalmaya başlıyor. Bu sırada restorana giren otelin müdürü piyanonun başında bir müşteriyi görünce hızla ona doğru gidiyor ve “Lütfen piyano çalmayı bırakır mısınız, diğer müşterileri rahatsız ediyorsunuz” diyor. Piyano çalan müşteri özür dileyerek yerinden kalkıyor, piyanonun kapağını indiriyor ve masasına oturuyor.
Otel müdürü huzurlu biçimde restorandan çıkarken şef garsona “Kim bu adam” diye soruyor. Şef garson da “Chick Corea” diyor.
Not: Chick Corea yaşayan en büyük caz piyanistlerinden biridir.

