Balık çiftlikleri... İnşallah

Haberin Devamı

Balık çiftlikleri ile ilgili kaç yazı yazdım hatırlamıyorum. Üstelik taa 1993 yılından beri. Demek ki 15 yıl olmuş. Bu çiftliklerin çevreye ve kıyılara verdiği zararı anlatmaya çalıştım. Pek çok balık çiftliğine gittim. Balıkçılarla “papaz olmayı” göze aldım.

Ne değişti? Pek bir şey değişmedi. Sadece birkaç cennet koy kaçak balıkçıların işgalinden kurtuldu o kadar.

Ama şimdi umudum biraz arttı. Çünkü en azından artık konuyu daha fazla irdeleyen var. Bunun yanı sıra hükümet de durumun farkına varmaya başladı. Ayrıca pek çok çevre örgütü de bu doğa katliamına karşı ciddi mücadele veriyor.

Konunun tekrar ve “şiddetle” gündeme gelmesine Bodrum’da ölen balıklar neden oldu. Balıkların kesin ölüm nedeni henüz anlaşılamadı ama aşırı yağışların yarattığı sıcak-soğuk ve tuzlu-tatlı su dengelerinin bozulması en mantıklı faktör olarak görülüyor. Ancak bununla birlikte balık çiftliklerinin çevreye verdiği zarar da ortaya çıkmış oldu.

Denizlerin kurtarılması ve korunması için ciddi çabalar harcayan TURMEPA’dan balık çiftlikleri ile ilgili bir mektup aldım. Dernek elbette çiftlik balıkçılığının da gerekli olduğunu belirterek, bunun çevreye en az zararlı olabilecek biçimde uygulanması için bazı kurallar getirilmesi gerektiğini belirtiyor. İşte o kurallar:

1- Türkiye’de balık çiftliklerinin acilen kıyıdan uzaklara ve en az 30 metre derinliği olan yerlere çekilmesi gerekiyor.

2- Bu çiftliklerin acilen turizm dışı, açık denizlere ve tek bir bölgeye çekilmesini sağlanmalıdır.

3- Bunun için de devletin balık çiftliği sahiplerine taşınmaları için uygun kredi desteği sağlaması şarttır. Önümüzde yaz sezonuna çok az bir zaman kaldığı göz önüne alınırsa, hemen bugün harekete geçilmesi gerekiyor. Zira yarın çok geç olacak ve turizm bölgeleri yaz sezonunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

4- Yapılması gereken bu acil uygulamalar zaten kıyı mastır planının içinde yer alıyor. Dolayısıyla hükümetten beklenen, Kıyı Mastır Planını hazırlayıp acilen devreye sokmasıdır.

*****

O kadar da haklı değiller

Genelkurmay Dağlıca olayı nedeniyle yazılanlardan ve söylenenlerden rahatsızlığını dile getirdi. Elbette bu olayı bahane ederek Silahlı Kuvvetler’i yıpratmak isteyenler var. Ancak bu konudaki tüm eleştirileri aynı kefeye koymak da yanlış.

Çünkü en azından eğer bazıları “diledikleri” gibi yazabiliyorlarsa bunda asıl kusur Genelkurmay’da. Çünkü olayla ilgili yeterli bilgiyi vermeyen orası. Yayın yasağı koyup fısıltı gazetesinin tirajını artıran da yine orası. Genelkurmay da tıpkı iktidar gibi her eleştiriden sonra “Bunlar Silahlı Kuvvetler’i zayıflamak için yapılıyor” derse yandık vallahi.

*****

Hatırla Sevgili

Televizyon dizilerine pek meraklı değilim. Birkaçını, çoğu kez bölüm atlayarak izlediğim için biliyorum. Ama atv’de yayınlanan Hatırla Sevgili dizisini kaçırmamaya çalışıyorum. Dizideki “aşk” bölümü ilgimi çekmekle birlikte beni diziye asıl bağlayan 1968’lerde başlayan öğrenci hareketleri, özgürlük ve demokrasi mücadelesi.

Dizide çoğunun isimlerini hâlâ unutmadığımız kahramanlar var. Ve bunların yaşadıkları neredeyse bire bir anlatılıyor.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan, Taylan Özgür bu kahramanlardan bazıları. İlk gençlik günlerinden tanıdığım bu insanların hiçbiri şimdi yaşamıyor. Kimi asılarak öldürüldü kimi bombalarla parçalandı kimi sokak ortasında yargısız infaza kurban edildi.

Dizide bazılarına tanık da olduğum olayları izlerken çoğu kez göz yaşlarımı da tutamıyorum. Ama asıl kanıma dokunan, o dönemde aktif olup da canlarını kurtaranların neredeyse hepsinin şimdiki iktidarın eteğine yapışmış olmaları. O günü, canını kurtararak atlatanların çoğu bugün ya ikinci Cumhuriyetçi, ya şeriatçı ya da AB fonlarından destek alıp iktidara destek verenler haline geldi. Gerçekten insanın içi sızlıyor.

*****

Kaleci

60’lı yaşlarına gelmiş iki adam, bir ömür boyu birbirlerinin en iyi dostu olmuşlardı... Derken bir gün, biri ağır hasta oldu.. Ölüm döşeğindeyken yanında yine en iyi dostu vardı ve ona fısıldadı: “Bana bir iyilik yap olur mu... Cennete gittikten sonra orada futbol oynanıyorsa lütfen bir şekilde bana haber ver..” Öteki “Tamam...” dedi... “Bütün hayatım boyunca en iyi dostum sendin, bunu senin için yapacağım..” Ve birkaç dakika sonra da öldü.

Bir hafta sonra adam uyurken birden arkadaşının sesini duydu: “Dostum..... Sana bir iyi bir de kötü haberim var.” Öteki hemen sordu: “Önce iyi haberi söyle” Kulağındaki ses fısıldadı. “Cennette futbol oynanıyor.” Heyecanlandı sesi duyan, “Bu harika! Peki kötü haber nedir?” Cevap gecikmedi: “Yarınki maçta kalede sen varsın.”

*****

İstinye Park’çılar, biraz özen gösterin

Pek güzel bir yer yaptınız. Gerçekten Amerika’da Avrupa’da bile eşine az rastlanır bir yer oldu İstinye Park. Kutlamak gerek.

Ama bir şeyi de söylemeden edemeyeceğim. A benim canlarım, onca para döküp muhteşem bir yer yaptınız da önünüzün hali ne öyle. Çamurdan geçilmiyor.

Sakın ola ki “Orada geçit yapılıyor da ondan” demeyin, çünkü ondan değil. Henüz bitirmediğiniz apartmanların içinden çıkan kamyonlar yolları çamur deryasına döndürüyor.

Sordum soruşturdum, o evlerin en ucuzunu 500 bin dolardan satacakmışsınız. Helal olsun da, çevreye biraz özen gösterin. Çok da zor değil ki be canlarım. İnşaatın çıkışına bir mazgal koyacaksınız bir de az su harcayan tazyikli bir hortum. Çıkan kamyonların tekerleklerine sıkacaksınız. Hem fena mı, birkaç çocuk daha nasiplenir.



DİĞER YENİ YAZILAR