13 askerimiz şehit edildikten sonra “malum koro” hemen aynı nakaratı söylemeye başladı;
“Tam çözüme yaklaşmışken, yine böyle bir olay barışa darbedir. Bu yeni anayasanın yazılmasını istemeyenlerin oyunudur.”
Peki o çok yaklaştığımız çözüm nedir?
Bunun cevabı yok.
Ama neredeyse 13 şehidin verildiği anlarda “biz demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz” açıklaması yapılabiliyor. Üstelik, yemin etmemiş bile olsa milletvekilinin ağzından.
Sözde “Kürt açılımı” başladığı günden beri her fırsatta sormaya çalışıyorum. “Açılımından kastınız nedir? İktidar neden bunu maddelere dökmüyor?” diye soruyorum.
3 yılı aşkın süredir bir cevap alamadık.
Beylik laflar birbirini izliyor: “demokratik çözüm, barış, dostluk, kardeşlik...”
Hepsi çok güzel, hepsi inkar edilemeyecek kavramlar. Peki ne yapacaksınız bunun için? O yok işte.
Örneğin Kürt sorununun ve demokratikleşmenin “yeni anayasa” ile sağlanacağı söyleniyor.
İşte yine soruyorum; “İktidar seçim kampanyası boyunca sıfırdan yazılacak bir anayasa ile oy istedi. Buna karşı yeni anayasanın nasıl olacağı konusunda tek bir ipucu verdi mi?” Hayır vermedi.
Seçimler bitti, üzerinden bir ay geçti, yine yeni anayasa sözleri var. Bu anayasada neler olacak, açıklanıyor mu? Hayır.
Yeni anayasa ile Kürt sorunu nasıl çözülecek? Türk kavramı anayasadan çıkacak mı? Vatandaşlık tanımı değişecek mi?
Bu soruların cevabı henüz yok. İktidar bir sır gibi saklıyor.
İktidar bir şey söylemiyor, yandaşlar ise söyler gibi yapıyor. Satır aralarından “Türklüğün kaldırılacağını, Kürtler’e özerk bölge hakkı tanınacağı, bir afla başta İmralı’daki kişi olmak üzere teröre karışmış herkesin siyasete kazandırılacağı” gibi bilgiler alıyoruz.
Belli ki ne iktidar ne de yandaşları ve hatta bizzat Kürt hareketini yürütenler, gerçek bir çözümün ne olacağını kendileri de bilemiyor.
Bir kıvranma durumu söz konusu.
İşte her seferinde “her nasılsa” önceki günkü gibi kahredici bir olay imdada yetişiyor sanki. Kıvrananlara gün doğuyor. “İşte” diyorlar “Barışa çok az kala yine bir derin devlet operasyonu. Ne zaman barışa bu kadar yaklaşsak mutlaka böyle bir şey oluyor.”
Yıllar öncesine, 33 erin şehit edildiği 1990’lı yılların başına gidiyorlar. “Tam çözülüyordu ki, 33 asker öldürüldü.”
Yetmiyor; “Tam çözülecekti ki, Dağlıca baskını oldu.” Biraz zaman geçiyor “Tam çözülecekti ki Aktütün olayı patladı.” Derken seçime yaklaşıyoruz “Ah tam çözülecekti Başbakan konvoyuna bombalı saldırı yapıldı.”
Böyle diye diye ve üstelik halkın önemli bir desteğini de alarak Türk Silahlı Kuvvetleri hedef gösterildi. Çeşitli bahanelerle 40’ı aşkın general tutuklandı.
Şimdi yine bekleyin. Bir general dalgası daha yaşayabiliriz. Yine pekçok general tutuklanır, hapse atılır.
Sonra yeni bir “Tam çözülecekti ki” denilecek bir başka saldırıya kadar hiçbir şey yapmadan “barış, kardeşlik, demokratik çözüm” tartışmalarına dalarız.
Derken yine bir olay. “Tam da....”
Karadeniz’in dereleri
Doğu Karadenizli bir okurumdan aldığım mesajı sizlerle de paylaşmak istiyorum;
Merhabalar Can Abi; Bildiğimiz gibi Rize’de HES projelerine karşı yüzlerce dava açıldı. Açılan bu davaların sonucunda Rize İdari Mahkemesi bir çok kez yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şimdi ise yürütmeyi durdurma kararı veren bu mahkemenin 5 üyesi HSYK tarafından değiştirilmiş. Yani artık bu HES davalarından yürütmeyi durdurma kararı biraz zor çıkacaktır hatta hiç çıkmayacaktır. Karadeniz sahilinden sonra Karadeniz’deki bütün dereler de kurutulup betonlaştırılacak. Artık bundan sonra ne söylenir ne yazılır bilmiyorum ve bir insan olarak çıldırasım geliyor. (G.M)
BENİM NOTUM: Bunlar Türkiye’de normal olaylar artık. Heykelin yıkılmasına durdurma kararı veren hakim de başka yere atanmıştı. Bu durdurmayı durduran hakim de taltif edilmişti. En son Ergenekon hakimi de rütbesi düşürülerek bir Anadolu iline atandı.
Kan yerde dururken terfi kavgası
Yüksek Askeri Şura’ya çok az kaldı.
13 kahramanın kanları ise yerde duruyor.
44 general hapiste. Hava ve Deniz Kuvvetleri boşalmış durumda.
Merak edilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na kim getirilecek. Mevcut komutanın görev süresi mi uzatılsın, yoksa bu kez bir korgeneral mi genel komutan yapılsın?
Bir de üstüne “Kara’dan da biraz general tutuklasınlar da önümüz açılsın” türü çiğ konuşmaların medyaya yansımaları.
Çok mu önemli bir kuvvet komutanlığı makamında oturmak ya da süreyi biraz uzatmak?
Çok mu önemli bir üst makama terfi etmek?
Silahlı Kuvvetler yerle bir edilmiş, ne itibarı kalmış ne onuru.
Astsubaylar silahsız ve sivil kıyafetteyken arkadan gelen kalleşler tarafından şehit ediliyor.
Askerler kaçırılıyor, bulunamıyor.
13 kahramanımız alçakça saldırı sonunda şehitlik mertebesine ulaşıyor.
Ama Ankara’da terfi, atama pazarlıkları sürüyor.
Şehit babası haykırıyor “Oğlum komutanları yüzünden şehit oldu. Davar gibi sürdüler çocuklarımızı.”
Bir üst rütbe ya da bir yıl daha görevde kalabilmek için değer mi bunca hakaret, aşağılama?
Şikeye katkı sağlayan polis
Bugün yapılan şike operasyonları kaynağını nisan ayında kabul edilip yürürlüğe giren “Sporda şirddet ve düzensizliğin önlenmesi ile ilgili kanundan” alıyor.
Diyorlar ki “Futboldaki kirlilik, şikeler biliniyordu, ama şimdi üzerine gidilmesinin nedeni bu yasadır.”
Yani anlıyoruz ki, daha önce şike suç bile değilmiş.
Geçelim.
Bu yasanın bir maddesi çok dikkatimi çekti. Şöyle diyor; “Şike anlaşmasının varlığını bilerek, spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci madde hükmüne göre cezalandırılır.”
Hemen birinci maddeye bakıyorum. Bu kişilere beş yıldan 12 yıla kadar hapis cezası, 20 bin güne kadar da adli para cezası verilebiliyor.
Polis şike operasyonunun 7 aydır sürdürüyormuş açıklamalara göre.
Ayrıca yine aynı polis 19 maçta şike olduğunu saptadıklarını ve hatta 9 maçın kaç kaç biteceğini bile öğrendiklerini açıkladı.
Bu durumda, soruşturmayı yürüten polisler “anlaşmanın (şikenin) varlığını” biliyorlar ve “müsabakaların böyle sonuçlanmasına katkı sağlamış” olmuyorlar mı?
Bildikleri halde şikeyi ihbar etmeyen polislerin ortaya çıkan kaosta payları yok mu?
Şehitler ölmez, vatan bölünmez ama ocaklara ateş düşer, kadınlar dul, çocuklar yetim kalır; ananın, babanın, sevgilinin gözü yaşla dolar!
(Gani Yıldız)

