Bahane ile yargı tamamen bitirilecek

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; geçtiğimiz haftayı “şok” bir gelişme ile karşıladık. Tutukluluk sürelerini düzenleyen “Avrupa Birliği Uyum Yasası” yürürlüğe girince yüzden fazla kişinin işkencelerle öldürülmesi zanlısı olan Hizbullah örgütünün lider ve tetikçi kadrosu serbest bırakıldı. Bunun yanı sıra mafya liderleri, kanlı katiller de tahliye kervanına katıldı.

Her şey yasal ama...

İşin aslına bakarsanız şaşıracak bir durum yok. Çünkü yasa böyle. Bir kişi “devletin güvenliği ile ilgili” suç işlemiş bile işlemiş olsa hüküm giymeden 10 yıldan fazla tutuklu kalamıyor. Hizbullah ve diğerleri hakkında 10 yıl geçtiği halde hala bir hüküm verilememiş. Bu durumda tahliyeler yasalara ve hatta hukuka uygun. Buna karşı vicdanları sızlattığı kesin.

Suçlu arama telaşı

Vicdanların bu kadar rahatsız olduğu bir ortamda “bir suçlu” arama telaşı da normal. Garip olan, ama 8 yıllık AKP iktidarı ile ne yazık ki alıştığımız ise iktidarın bu konuyu da bahane ederek yargıyla yeni bir kavgaya girmesi. Üstelik bu kez iktidarın yargının belini iyice bükme ve zaten başlamış olan “yargıyı tamamen iktidara bağlama” operasyonunun başarıya ulaşması ihtimali var.

Sorumluluk iktidarda

Normal bir hukuk devletinde benzer bir olay yaşansa, ki bu olmaz, herkes sorumluluğun iktidarda olduğunu bilir. Çünkü yargı bağımsız olsa da adalet sistemi bakanın kontrolündedir ve son tahliyelerin olacağını en iyi bilen makam Adalet Bakanlığı’dır. Bakan konunun siyasi tarafıdır ve önlem alma keyfiyeti de bakanlığa aittir. Yargıda hata aramak abestir.

Alarm zilleri çalmadı

Elbette şu söylenecektir; Yargı elindeki dosyaların durumunu bilmektedir. Neden alarm zillerini çalmamıştır? Mantıken doğru olmakla birlikte gerçeği yansıtmıyor bu söylem. Çünkü yargının böyle bir görevi yoktur. Konunun özü siyasidir ve bunun sorumlusu da iktidardır. Oysa iktidar bunu bildiği halde düz mantıkla yargıyı hedefe koymuştur.

Sürekli bir didişme

AKP 8 yıllık iktidarı boyunca devletin temelini oluşturan kurumları yıpratmayı, kadrolarıyla oynayarak onları bağımlı hale getirmeyi, giderek işlevsiz kılmayı amaçladı. Bunda büyük başarı kazandığı da ortada. Sadece YÖK olayı bile yeter. AKP çok karşı olduğu bu kurumu ele geçirdikten sonra üniversiteleri dilediği gibi yönetmeye başladı ve artık YÖK’ten şikayet etmiyor.

Bürokrasi zaten bitti

İktidar açısından bakıldığında devlet bürokrasisi konusunda fazla bir sıkıntı kalmadı. Kadro olarak da zihniyet olarak da devlet bürokrasisi artık tamamen iktidarın kontrolü altında. İktidarın önündeki asıl büyük engeller asker ve yargıydı. İktidar yargıyla iki ileri bir geri adım atarak didişmeyi tercih etti. Yargı kurumları iyice etkisizleştirilirken yüksek yargı için çok ince ve planlanmış bir operasyon başlatıldı,

Önce asker bitirildi

İktidar, yargıdan önce askerin gücünü etkisizleştirme operasyonunu başlattı. Bunda da başarıya ulaştı. Asker yetki, yetenek ve güç olarak sıradan bir bürokrat yapıya dönüştürüldü. Artık Türkiye’de askerin bir hükmü kalmamıştır. Şimdi sıra yüksek yargıdadır ve bunda da yolun yarısına gelindiği anlaşılmaktadır. Sıra en vurucu darbededir.

Sıkışınca halk kullanılıyor

Yüksek yargının bitirilmesinde önce devreye halk sokuldu. Hukuk ve demokrasi kavramlarını yeterince bilmeyenler üzerinden, AKP’ye karşı çıkmayı demokrasiye ihanet sayan bir zihniyetin oluşması sağlandı önce. Ardından maskeli faşistler etrafa salınarak “ileri demokrasiye” geçileceği masalı anlattırıldı.

Referandumla halletmek

İktidar ve yandaşları yargıyla ve yüksek yargıyla oynamanın tehlikeli olabileceğini gördükleri için işi güya demokrasinin gereği olarak halka havale etmeyi tercih etti. Böylelikle başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargının tamamen iktidar kontrolüne geçirileceği düzenlemeleri yaparak akıl almaz propagandalarla referanduma gittiler.

Halkın bir suçu yok

Zaten yoksullaştırılan, yardıma bağlanan, zihinleri yalanlarla ve komplo tuzakları ile bulandırılan geniş bir halk kesimi, kendi yaşamlarına bile ihanet eden kimi aymaz yandaşların etkisiyle bu değişiklikleri kabul ettiler. Gerçek birkaç gün içinde ortaya çıktı, iktidar HSYK seçimlerini dilediği gibi yaptı. İş işten geçmişti artık.

Anayasa Mahkemesi de bitti

Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi’nin de yapısı tamamen değiştirildi, iktidarın adamları fütursuzca yüce mahkemeye atandı. Artık iktidar partisinin “kapanma” ihtimali sıfıra düştüğü gibi anayasaya aykırı çıkarılacak kanunların önlenmesi de tarihe karıştı. İktidar dikensiz gül bahçesini birkaç eksiği ile yarattı. Önündeki tek engel Danıştay ve Yargıtay

Öldürücü darbe geliyor

Şimdi artık sıra bu iki kurumda. Kamu vicdanını sızlatan tahliyeler bahane edilerek Yargıtay’ın yapısı da değiştirilecek ve iktidar burada da hakimiyetini kuracaktır. Bu da son derece ucuz bir popülizme sarılarak yapmaktadır. 8 yıldır elini sürmediği yargı sistemini bahane ederek “Kim istemez hızlı yargıyı” söylemiyle halkı tahrik etmektedir.

Yine halkın arzusu gibi

Bu iktidarın en becerdiği şey, demokrasi ve hukuk dışına çıkarak yaptığı her eyleme halkı da ortak etmekteki becerisi. Adeta bir demokrasi sopası ile kitlelerin kafasına vuran iktidar, demokrasi ve hukukla hiç ilgisi olmayan her girişimini sanki demokrasi ve hukukun gereği gibi sunma başarısı göstermektedir.

Yandaşlar bunun için

İktidara bu konuda en büyük destek özünde kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan ve hedefleri de kendi hedefleriyle örtüşmeyen kimi yandaşlardan gelmekte. Hiçbir kimliği ve kişiliği olmayan, ilkesiz, çıkarcı ve Türkiye sevgisizi olan bu maskeli kesim halkın aldatılmasında fevkalade iyi biçimde kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.

Yalanı meşrulaştırmak

Neredeyse 20 yıldır medya aracılığı ile kafaları muhallebiye çevrilmiş olan halkın bir bölümü AKP ile ilgisi olmayan bu maskeli kesimin iktidar paralelinde olmasının gerçek amacını anlamamakta ve “demek ki demokrasi böyle bir şey” diye düşünerek iktidara olan desteklerini artırmaktadır. Maskeli gafillerin anlamadığı ise yeni bir iktidar döneminde kendilerine ihtiyaç kalmayacağı gerçeğidir.

Seçime de gerek yok

İşin aslına bakarsanız, yüksek yargı operasyonu da iktidar adına başarı ile tamamlandığında, artık seçimlere bile gerek kalmayacağı ortadadır. Bu durumda her ne kadar seçim kampanyası yapılacak olsa da artık bu iktidarı sandıkta devirme ihtimali çok azalacaktır. Seçimler tıpkı şimdilik gülerek izlediğimiz diktatörlüklerde olduğu gibi yaşanacaktır.

Oy oranları şaşırtabilir

Böyle olunca tıpkı diktatörlüklerdeki gibi iktidar partisi yüzde 60’ları 70’leri bile görebilir. Siyasi rekabet kalmadığında, özgürlükler sözde demokrasi ve hukuk adına kısıtlandığında, yargının bağımsız karar verme yeteneği olmadığında seçim yapsanız ne olur yapmasanız ne olur? Sadece açıklanan sonuçlara bakar ve çaresiz boyun eğersiniz.

Peki böyle mi olacak?

Bu çizdiğim karamsar tabloya bakarak kaderimizin bu olacağını da düşünmeyin. Eğer oynanan oyunu herkes anlarsa, bunu çaresizlik içinde iktidara boyun eğen kitlelere anlatabilme becerikliliğini de gösterirse bu oyunun bozulacağı kesindir. Demokrasi ve hukuk yoluyla mücadele edenlerin sonuçta başarısız olma ihtimalinin olmadığını da herkes bilmeli.

Sorumluluk siyasi partilerde

Bu açıdan bakınca, önemli olan siyasi partilerin gücüdür. Türkiye oynanan oyunlardan, söylenen yalanlardan, atılan iftiralardan ve hazırlanan tuzaklardan sivil toplum kuruluşlarının duygusal tepkileriyle değil siyasi partilerin demokrasi ve hukuk mücadelesiyle kurtulabilir. Bu nedenle artık görev muhalefetteki tüm partilerin omzundadır.

Partilere destek olmak gerek

O halde durumdan şikayetçi olan, gerçek demokrasi ve hukuk düzenini özleyen herkesin siyasi partileri yüreklendirmesi, zihnen kendini en yakın hissettiği siyasi partiye destek vermesi asıl görevidir. Kendi aralarında konuşan ve yakınanların, ama siyasi partilere mesafeli duranların hüsrana uğrayacaklarını bilmeleri gerek.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR