Sevgili okurlar; geçtiğimiz hafta, yaz sıcaklarına rağmen yaşadığımız en hareketli, en hızlı ve heyecanlı haftalarından biriydi. Kürt açılımı konusunda birbiri ardına adeta patlayan gelişmeler yaşandı. Ergenekon davasının 3. iddianamesi kabul edilip açıklandı, Rusya ile ilişkilerde yepyeni bir döneme girildi, Türkiye enerji köprüsü olma yolunda çok önemli adımlar attı, Meclis yeni başkanını seçti.
Gazetecilik mesleği
Önemli diğer konulara değineceğim ama gazetecilik konusunda beni çok rahatsız eden bir konuyla başlamak istiyorum bu haftaya. Rahatsızlığım “iddia ediliyor” klişesi üzerine. Ben gazeteciğe bundan 33 yıl önce başladım. Mesleğin temellerinden biri olan düzeltmenlikten başlayıp neredeyse tüm aşamalarında çalıştım. Haberciliği habercilerin en iyilerinden öğrenmeye çalıştım.
Haberciliğin temeli
Gazeteciliğimin ilk yıllarından bugüne kadar pek çok haber yaptım, yazdım, yorumladım. Bizim öğrendiğimiz, habercilikte “kaynak ve belge” çok önemlidir. Bu ikisi sağlam değilse hiçbir şekilde o habere yer vermeyiz. Önümüze gelen “iddia”larla ilgili en azından bizi ikna edecek belgeleri ararız. Ancak ondan sonra haber gazetede yayınlanacak hale gelebilir.
Habercilik değişti
Oysa şimdi durum çok farklı hale geldi. Özellikle AKP iktidarının medyayı ele geçirme operasyonu sırasında ortaya bir “iddia edildi” gazeteciliği çıktı. Gazeteciliği “birilerinin sözcülüğü” olarak algılayan bir kesim sözde gazeteciler “iddia ediliyor” başlığını koyduktan sonra istediklerini yazıp söyleyebiliyor. “İddia ediliyor” dedikten sonra her şey mübah hale geliyor.
İddia hep vardı
Elbette haber bir iddia üzerine başlar. Bugüne kadar pek çok yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük haberi yayınlandı medyada. Ama bunların hepsinin “yasal” ve “mantıklı” dayanakları vardı. Örneğin bir banka yolsuzluğu ile ilgili iddialar müfettişlerin raporları ile başlar. Ya da bir siyasetçinin bulaştığı yolsuzluk haberi yine bir mahkemenin kesin saptamasından sonra iddia olarak ortaya atılır.
Artık fark etmiyor
Şimdi ise bunların hiçbiri aranmıyor. Gazetenin veya televizyonun biri çıkıyor ne olduğu belirsiz birinin ihbarını alıyor ve kişileri, kurumları yerin dibine soktuktan sonra “Tabii ki bunlar iddia, bağımsız yargı bunlara karar verecek” diyerek işin içinden sıyrıldığını düşünüyor. Böylelikle gazeteci dünyanın en kolay işini yapmış oluyor. Doğru ya da yalan fark etmiyor, biri iddia ettiğine göre, suçlanan bu iddiayı çürütmek zorunda bırakılıyor.
Adamlar bulunuyor
Bu tür haberciliğin en tipik örneklerini Ergenekon davası sürecinde görüyoruz. Yurt dışında yaşayan birini buluyorlar. Adam ağzına geleni söylüyor. Bu sözler manşetlere çıkarılıyor ve “iddia bu, ben bir şey söylemiyorum” kolaycılığının daha doğrusu ayıbının arkasına sığınılıyor. Tanınmış yazarlar, akademisyenler hiç utanmadan sıkılmadan istedikleri her şeyi söyledikten sonra “Bunlar elbette iddia” diyebiliyorlar.
Ya rencide olan hayatlar
Oysa “iddia ediliyor” ayıbı ile suçlanan kişiler çoğu kez bunlara cevap veremiyor. Çünkü aslında iddialar cevap verilecek cinsten şeyler değil. Ayrıca kimi garip suçlamalara cevap verilmesi kişi ve kurumları daha da fazla sıkıntıya sokabiliyor. Örneğin yurt dışında yaşayan “biri”nin “insanları kurşuna dizip yaktılar, sonra da gömdüler” gibi bir iddiasına nasıl cevap verirsiniz ki? “Hayır” deseniz ne fark eder? Çünkü bu ayıp kampanyanın amacı kişileri küçük düşürmek. Halkın zihnini bulandırmak, gerçekleri örtbas etmektir.
Kürt açılımı tam gaz
Birkaç aydır çok konuşulan Kürt açılımı geçen hafta doruk noktasındaydı. Başbakan Erdoğan nihayet DTP ile görüştü. Gerçi bu görüşmeden ne çıktı, nasıl bir yol izlenecek henüz tam belli değil ama yapılan önemlidir. Kim bilir kaç kere Başbakan’ın DTP ile görüşmemesinin demokrasiye aykırı olduğunu yazmıştım. Erdoğan geç de olsa bu görüşmeyi yaptı. Ama burada iki nokta dikkati çekiyor.
Samimiyet ve ilke meselesi
Başbakan, DTP ile 2007 seçimlerinden bu yana hiç yan yana gelmedi. “Önce PKK’nın terörist olduğunu ilan etsinler” dedi her seferinde. Oysa Başbakan şimdi DTP ile görüştü. DTP henüz PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etmiş değil. İşte bu noktada demokraside samimiyet meselesi devreye giriyor. Başbakan bu konuda doğru yapmıştır ama samimiyet konusunda sınıfta kalmıştır. Siyaset samimiyet ve ilkeler üzerinde bina edildiğinde daha sağlıklı yürür. İşinize geldiği zaman ilkeleri yok edecekseniz samimiyetiniz de sorgulanır.
Neden Başbakan olarak değil
Dikkatimi çeken ikinci nokta ise Erdoğan’ın DTP ile görüşmesini Başbakan sıfatıyla değil AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığını açıklamasıydı. Bunun da altını kalınca çizdi. Erdoğan “AKP Genel Başkanı olarak görüştüm” dese de bu Başbakanlık sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ayrıca DTP açıklama ne olursa olsun görüşmeyi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile yaptığını kabul ediyor. Yandaş kalemlerden biri Başbakan- AKP Genel Başkanı farkını ve neden bu yola sapıldığını anlatsa da öğrensek.
Enerji anlaşmaları
Hükümet geçen hafta gerçekten Türkiye için çok önemli enerji anlaşmalarına imza attı. Türkiye’nin enerji konusundaki köprü olma özelliği bilinen bir gerçek. Ama dev ülkelerin çatışmaları nedeniyle Türkiye bu özelliğini önemli bir koz ve güç haline getiremiyordu. Erdoğan - Putin- Berlusconi buluşması ve imzalanan anlaşmalar Türkiye’nin bu konudaki önem ve gücünü ortaya koyması açısından başarıdır elbette.
Küçük kuşkular da var
Tabii bunun ötesinde bu anlaşmalarla ilgili bazı “akçeli” kuşkularımızın olduğunu da söylemek isterim. Çünkü her ne kadar sanki her şey geçen hafta bitmiş gibi sunulsa da bu anlaşmaların temeli çok öncelerde atılmıştı. Hatta Başbakan bir yıl kadar önce Ceyhan’da yapılması planlanan rafineri için “Bu işin içinde Putin ve Berlusconi de var. Rafineri işini de Çalık’a vereceğiz. Söz verdim” demişti. Yani imzalar yeni ama, anlaşmaların tarihi o kadar yeni değil. Umarım ve dilerim atılan imzalar Türkiye için hayırlı olur, kimileri için değil.
Yeni başlık bulun
Bu konuda son notum ise AKP’li medyanın AKP’yi övmek için başlık bulma sıkıntıları ile ilgili. Türkiye - Rusya - İtalya arasındaki anlaşmaları AKP medyası “Yüzyılın anlaşması” olarak duyurdu. Oysa bir ay önceki Nabucco Anlaşması da bu medyaya göre “yüzyılın” anlaşmasıydı. Demek ki AKP’yi övme konusunda kelime sıkıntısı var. Bari buna “asrın” anlaşması deselerdi. Kelime bulamadıklarında Türkçe sözlüğü tavsiye ederim.
Diğer konular
Sevgili okurlar, geçen haftanın ilginç gelişmelerinden biri de 70 yaşındaki Halis Toprak’ın 17 yaşında bir kızla evlenmesi üzerine yapılan tartışmalardı. Halis Toprak hafta sonunda Hürriyet’ten Ayşe Arman’a konuştu. Toprak’ın öyle sözleri vardı ki bu sohbette, insanın kanını dondurur. Ama nedense hiç tepki gelmedi, bugün de bekleyip yarın yazacağım bu konuyu. Diğer bir konu; Cumhurbaşkanı Gül’ün internet sitelerindeki yorumlara yönelik davaları ile ilgili bazı ilginç bilgiler aldım. Bunun dışında ben de tabii ki sizlerden ayrı kalmadan tatil yaptım biraz. Bunları da hafta içinde değişik yazılarla paylaşmak istiyorum.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Ayıbın en kolay yolu: İddia ediliyor
Haberin Devamı

