Ayağa kalkma konusu

Haberin Devamı

Genelkurmay Başkanı’nın salı günkü konuşmasından önce salona girişinde ayağa kalkılıp kalkılmaması konusu birçok yazarın yazısına konu olmuştu dün.

Nitekim ben de gözlemlerim arasında bir cümle ile bundan söz etmiş ve “ayağa kalkmayanlardan” olduğumu belirtmiştim.

Ancak gördüğüm kadarıyla bu konu gazeteciler arasında bir tür gurur meselesine dönüşmüş durumda. “Kim kalktı, kim kalkmadı” türünden yazılar açıkçası rahatsız edici. Bu nedenle durumu net biçimde yazmak istiyorum.

1- Herkes yerine oturduktan sonra bir albay Genelkurmay Başkanı’nı anons etti. Bunun üzerine arka sıralarda oturan üniformalı subaylarla, öndeki emekli ve muvazzaf generaller ayağa kalktı.

2- Gazeteciler şaşırmış biçimde birbirlerine bakmaya başladı. Yanındaki ayağa kalkan gazeteci de ayağa kalkmak zorunda kaldı.

3- Ben bu tür toplantılarda ayağa kalkmanın bir zorunluluk olmadığını bildiğimden hiçbir şey yapmadım.

Şimdi gelelim konuya: Ayağa kalkmamayı bir saygısızlık olarak algılamıyorum. Aynı şekilde kalkmayı da bir tür çekinme, yağcılık gibi de görmüyorum.

Devlet protokolünde sadece Cumhurbaşkanı girdiğinde herkes ayağa kalkar. Onun dışında ayağa kalkılmaz.

Bu nedenle “kalkanlar-kalkmayanlar” muhabbeti yapmak “abesle iştigal” bana göre. Kimse bu yüzden kırıcı olmasın veya kendisine pay çıkarmasın.



***




Üniversite öğrencileri de gözaltında

Son Ergenekon dalgasında Çağdaş Eğitim Vakfı’ndan burs alan 4 üniversite öğrencisi de gözaltına alındı. Çocukların ikisi 21 ikisi de 22 yaşında. Bu satırlar yazıldığı sırada mahkemeye sevk edildikleri, tutuklandıkları ya da serbest bırakıldıkları yolunda bir haber henüz gelmemişti.

Hepsini anlamak mümkün de üniversitede bursla okuyan 4 kız öğrencinin bir “darbe teşebbüsü” içinde olabilecekleri pek akıl kârı değil.

Sordum, bu çocuklar Türkiye Gençlik Birliği’ne de üyeymişler. Bu dernek Atatürkçü düşünceyi yaymak için çeşitli etkinlikler yapıyor.

Demek ki bağlantı buradan kurulmuş. Ama yine de garip. Umarım bunca önemli ismin arasında bu 4 üniversiteli genç ezilip gitmezler, hayatlarının baharında büyük bir sille yemezler.

Merak edenler için isimlerini de vereyim: Vahide Melis Yalçın (Marmara Üniversitesi), Sibel Kanneci (İstanbul Üniversitesi), Ayşe Ezgi Dilek (İstanbul Üniversitesi), Ceren Ertürk (İstanbul Üniversitesi).



***




Kesilen burslar

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yapılan baskından sonra burs alan öğrencilerin listesini taşıyan bilgisayarlara da el konduğu için binlerce öğrencinin burs alması tehlikeye girdi biliyorsunuz.

Burs alan öğrencilerden B.K. dün arayıp şunu söyledi: “Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi belediyelerin burs vermesini yasalara aykırı bularak durdurdu. Öyle sanıyorum ki şimdi bunun rövanşını almak istiyorlar. Galiba ‘Sen benim öğrencimin bursunu kesersen ben de senin öğrencinin bursunu keserim’ diyorlar.”

Bir öğrenciye bu duyguları yaşatmak ne kadar ayıp değil mi?



***




Anlayışsızlık mı organize iş mi?

Okurlara karşı çok saygılı, eleştirilere çok açık olduğumu tanışmamış olsak bile yazışmalardan anlayan binlerce okurum var.

Ben kimi zaman ağır hakaretlere varan mesajlara bile son derece sakin ve açıklayıcı cevaplar veririm.

Ama bu kez gerçekten çok öfkelendim. Okuduğunu anlamayan, anlamadığı gibi bir de işgüzarlık yapıp yazımın altına yorum koyan kimileri bu kez kızdırdı. Dünkü yazımın başlığı “Org. Başbuğ hayal kırıklığı yarattı” şeklindeydi. Bu, ironik bir başlıktı. Çok sayıda gazetecinin toplandığını, genel beklentinin Genelkurmay Başkanı’nın son zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de hedef alan gelişmelere bir cevap vereceği yolundaydı.

Başbuğ daha konuşmasının başında “Bunları haftaya basın toplantısında cevaplayacağım” dediğinde herkes hayal kırıklığı yaşadı. Ben de bunu yazdım. Sonra da Başbuğ’un verdiği önemli mesajlara bakış açımı dile getirdim. Dün internet sitesinde yazımın altındaki yorumlara bakınca gerçekten çok şaşırdım. Çünkü okuduğunu anlamaktan aciz olduğunu gördüğüm bazı okurlar akıl almaz cümleler yazmışlardı.

Artık gerçekten anlayışsızlık mı yoksa organize bir hareket mi bunu bilemiyorum. Ama sanal bir ortamın sözde demokrasi kahramanları, galiba balonun hava kaçırdığını gördüklerinden telaşla ne yaptıklarını bilemez haldeler.



***




Vakit’in densizliği

Bu nasıl ahlaktır, bu nasıl vicdandır, bu nasıl namustur. Vakit adındaki gazete bir taraftan ağır hastalıkla cebelleşirken diğer taraftan da akıl almaz bir suçlamayla karşılaşarak saatlerce evi aranan, taciz edilen Profesör Türkan Saylan’a inanılmaz bir saldırıda bulundu.

Gazete gördüğü kemoterapi nedeniyle saçları dökülen, bu nedenle karşısındaki kişileri rahatsız etmekten çekinen ve başını örtmek zorunda kalan Saylan için “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtüsü takmaya mecbur kaldı. Allahım sen her şeye kadirsin” diye yazdı.

Vakit bunu bir de kurnazlık yaparak güya okur yorumu gibi sundu. Yani gelecek eleştiriler karşısında “Ne yapalım, halk böyle düşünüyor işte” diyecek belli ki.

Ne yazık ki bu kağıt kalabalığı da gazete adı altında piyasaya çıkıyor.



***




İşte kocam

Yıldırım Tuna’dan: Balık avlayan adamın karısı deniz kenarında otururken polis kadının yanına gelip “Kocanız nerede bayan, onunla görüşmem lazım” demiş. Kadın gayet bezgin bir şekilde işaret parmağı ile deniz kenarındaki kayalığı işaret edip “Orada” demiş, “İki ucunda da solucan olan misinanın kara tarafında olanı!”



***




Yarın akşam Kanal 7’deyim

Kanal 7’de Erhan Çelik’in sunduğu İskele Sancak programına, bu haftaki konusunun Ergenekon’daki son dalga olduğunu bildirerek beni de davet ettiler. Yarın akşam saat 23.00 veya 23.30’da yayınlanacak programın diğer konuklardan şu anda sadece Turgut Kazan’ı biliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR