Sevgili okurlar bugün 10 Kasım. Büyük Atatürk’ü yitirmemizin üzerinden tam 70 yıl geçti. Ama 70 yıl geçmiş olmasına rağmen Türk milletinin Atatürk’e olan sevgisi ve saygısı asla azalmadı. Kimileri Atatürk’ü unutturmak ve onu karalamak için elinden geleni yapsa da bunda asla başarıya ulaşamadı, ulaşamayacak.
Bugün daha önemli
Bu yıl 10 Kasım bana göre çok daha önem kazandı. Çünkü son günlerde bir belgesel bahane edilerek Atatürk’e dil uzatmaya çalışanların cüreti daha da arttı. Belgeseli övmek veya yermek adına Atatürk adı kirletilmeye çalışılıyor. Nitekim bu oyunu fark ettiğim için geçen hafta bu belgeselle ilgili başka bir şey yazmayacağımı açıkça belirtmiştim.
Atatürk yalnız değildi
Belgeselden yola çıkarak Atatürk’ü karalamaya çalışanların önemli bir bölümü “yalnızlık” temasını işleyerek Atatürk’ü halktan kopuk, halkın da Atatürk’e karşı soğuk olduğu yalanını kabullendirmek istiyor. Oysa Atatürk hiçbir zaman yalnız kalmamıştı. Türk milleti Atatürk’ü son günlerinde bile yalnız bırakmamıştı.
Tanıklara bir bakalım
Her ailede yaşı gereği Atatürk’ün son günlerini görenler vardır. Onlara mutlaka sorun . Ata’nın son günlerinde Dolmabahçe önlerinde keskin soğuğa rağmen sandallarda bekleşen yüzlerce insan ne istiyorlardı? Ya da akşam 19.00 ajansında spiker ilk haber olarak “Gazi hazretlerinin ateşi bugün biraz düştü” dediğinde pencerelerini açıp da alkışlayan insanların amacı neydi?
Ölüm günü
Sevgili okurlar, belgesel filmle ilgili yazmayacağımı söylemiştim ama, tiyatro sanatçısı Arsen Gürzap “Sen yazmayabilirsin ama benim söyleyecek bir çift sözüm var” dedi. Gürzap “Bu filmin sonunda Atatürk’ün öldüğü günkü ve sonrasındaki halkın tepkisini aradım ne yazık ki göremedim. Atatürk’ün ölüm haberinin duyulmasından sonra sokaklara dökülen, Dolmabahçe Sarayı’nın önünde toplanan ve ağlayan insanlar mıydı Atatürk’ü sevmeyenler” dedi.
Ya 15 yıl sonrası
Ben, Arsen Gürzap’tan biraz daha ileri gideyim. Atatürk, Anıtkabir’e ölümünden 15 yıl sonra nakledildi. Ulu önderi karalamak isteyenler 15 yıl sonraki cenaze töreninin görüntülerine de mi bir bakmalılar! O milyonlarca insanın 15 yıl sonra bile sele dönüşen gözyaşları “emirle” mi akıtılmıştı? Bu millet Atatürk’ü yaşarken çok sevdi, bağrına bastı, öldükten sonra da asla unutmadı. Yolundan sapmadı. Sapmak isteyenlere de her seferinde haddini bildirdi.
AKP’de tedirginlik
Sevgili okurlar, bu haftaya damgasını vuran olay ise Dengir Mir Mehmet Fırat’ın AKP Genel Başkan Yardımcılığı’nı bırakması oldu. Olayın yorumları da çok farklıydı. Fırat’ın, Erdoğan’ın Güneydoğu politikasını eleştirdiği için görevden ayrıldığı yorumları yapıldı örneğin. Bir başka yorumda da Fırat’ın CHP’li Kılıçdaroğlu ile girdiği polemikten yenik çıkmasının partide tedirginlik yarattığı ve görevden uzaklaştırıldığı söylendi. Fırat ise bu iddiaları “sağlığım elvermiyordu” diyerek zayıf bir şekilde cevapladı.
AKP kan kaybediyor
Fırat’ın ayrılışının nedeni ne olursa olsun AKP’nin giderek kan kaybettiği artık kesin. Tabii bu kan kaybı şu anda yapılacak bir seçimde partiyi iktidardan indirmeyebilir. Çünkü her şeye rağmen popülist politikalar, 6 yılda daha da yoksullaştırılan milyonlarca kişiye yapılan yardımlar ve para sahiplerindeki küçük umutlar AKP’yi iktidarda tutabilir. Buna karşın iktidarın devamı erozyonu daha da artıracaktır ki işte bu keskin bir doğrudur.
İç kavga esprisi
Geçen haftanın çok konuşulan olaylarından biri de AKP’nin danışmanı gibi çalışan bir gazetecinin, beklenmedik bir anda Tayyip Erdoğan’a karşı yönelttiği “Obama gibi başladı ama Bush gibi oldu” eleştirisiydi. Erdoğan bu eleştiriye çok öfkelendi ve dava arkadaşını “sevsinler, yazıklar olsun” diye azarladı. Konu üzerinde pek çok yorum yapılıyor ama bu bana biraz kayıkçı kavgası gibi geliyor. Yakında öyle olduğu ortaya çıkar görürsünüz.
“Güya liberaller” atakta
Sevgili okurlar, geçen haftanın bana göre en “gırgır” gelişmelerinden biri de sadece AKP’yi desteklemek konusunda liberal olan bir takım yazarın Erdoğan’a eleştiri yöneltmeleriydi. AKP’nin kan kaybettiğini gören bu “güya liberaller” şimdi ortaya çıkıp “Biz AKP’yi değil onun özgürlükçü politikalarını ve AB yolundaki mücadelesini destekliyorduk” demeye başladı.
Ama başarılı da olurlar
Ben şimdilik bu tavra gülüyorum, ama AKP’deki eriyiş hızlanırsa göreceksiniz o zaman “en şahinler” işte bu “güya liberaller” arasından çıkacak ve belki de partinin sonunu bunlar getirecek. Bu göz boyamayla da yeni iktidarın gözdesi olmak için taklalar atmaya başlayacaklar.
AKP’ye desteğin karşılığı
Bu arada ben tabii ki İstanbul’da gördüm ama belli ki yurdun her yerinde vardır billboard’lardaki TRT reklamlarına da dikkatinizi çekmek isterim. AKP’nin çok iyi bildiği bir yöntem var. Kendine destek olanı desteklemeyi çok iyi biliyor. TRT reklamı taşıyan billboard’larda, AKP destekçilerinin çoğunun TRT’de program yaptığını görüyorsunuz. Sadece Hakan Şükür, tüm kanallardaki spor programları içinde içinde en düşük reytinge sahip olan TRT’den bir sezon için 700 bin lira alacak. Diğer AKP destekçilerinin ne alacağını siz düşünün artık. Böyle ballı börek dünyanın hiçbir yerinde yoktur herhalde.
Solda siyaset karışıyor
Sevgili okurlar, yerel seçimler yaklaştığı halde AKP’ye karşı olan partilerde henüz ciddi bir hareket görünmüyor. Sadece CHP Ankara için Murat Karayalçın adını ortaya sürdü. İstanbul hâlâ bir sır gibi saklanıyor. CHP böyleyken diğer partilerin hiç sesi çıkmıyor. Seçimlerde varlar mı yoklar mı hâlâ belli değil. AKP ise her yerde atakta. Hakkını teslim etmek gerek ki, AKP vatandaşa dönük siyaseti en iyi yapan parti.
DSP gerçeği ortaya çıkmalı
Önümüzdeki günlerde yerel seçimlerle ilgili ortada bir parti gibi duran DSP ile ilgili sert tartışmaların çıkacağını tahmin ediyorum. DSP arkasında hiç halk desteği olmadığı halde Meclis’te bulunması ve 40 milyon liraya yakın serveti sayesinde nimetten sayılmak istiyor. Tesadüfen ve adaylarının kimliği sayesinde seçim kazandıkları iki önemli ilde çok ciddi sorun yaratacakları şimdiden belli oldu. Bunlar üzerinde duracağım elbette.
Salaklık konusu
Sevgili okurlar, bu haftanın son konusu olarak da trafikte yaşadığım bir olayın yankılarını seçtim. Hani trafik kurallarına uymaya çalıştığım için beni “salak” olarak nitelendiren arkadaşımı yazdığım yazı. Bu yazı üzerine çok sayıda mesaj aldım. Çoğu “bu salaklığımı” destekliyordu. Kimileri de “salaksın tabii” diyerek tersten desteklerini verdiler. Bir kısım okur ise hakaret amaçlı olarak “nihayet anladın mı salak olduğunu” diyordu. Yazarlığın belki de en keyfli yanı bu.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Benim bu fani vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
K. Atatürk

