Bugün Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 69. yıldönümü. Tam 69 yıldır O’nun yüzünü göremiyor, sesini duyamıyoruz. Ama fikir ve görüşleri hâlâ yaşadığı gibi önümüze açtığı ufuk sayesinde her gün biraz daha ileri gitme imkanı bulabiliyoruz.
Son yılların modası ise Atatürk’ü eleştirmek, O’nu değersiz ve kötü göstermek biliyorsunuz. Hatta kimi aydın çevrelerde Atatürk’e yönelik karalamalar yapmak neredeyse demokrasi ve fikir özgürlüğünün sembolü oldu.
Elbette biraz aklı olan herkes buna gülüp geçiyor.
Diyorum ki, bu acı ama gerçekleri hepimize hatırlatan günde “Atatürk olmasaydı ne olurdu, bugün ne haldeydik” diye düşünelim.
CUMHURİYET VE BAĞIMSIZLIK: Atatürk olmasaydı da elbette Türkiye devleti yaşayacaktı. Ama kurulan cumhuriyet ve bağımsızlığın şiar edinilmesi ile Türkiye yeniden yaratıldı adeta. Aksi taktirde bugün Anadolu’nun yarısından fazlası başka ülkelerin elinde olan, İstanbul’da ise tamamen dışa bağımlı bir iktidarın vatanı olacaktık. Hatta kimbilir belki de 2. Dünya Savaşı sonrasında tamamen başka bir ülkenin parçası haline gelecektir.
YAZIDA DEVRİM: Eğer Atatürk olmasaydı bugün öğrenilmesi çok zor eski Türkçe harflerle, dünyadan özellikle çağdaş ülkelerden çok uzakta kalacaktık. Bilimi, sanatı, kültürü izlemek isteyenler fazladan bir güçle latin harflerini öğrenmeye çalışacak ve çağdaş medeniyeti yakalamaya çalışacaktı.
KILIK KIYAFETTE DEVRİM: Eğer Atatürk olmasaydı Türk kadını hâlâ kara çarşafların altında kalacak, erkekler de fesli, şalvarlı, poturlu olacaktı. Böyle kalmak, böyle yaşamak isteyenler hâlâ var tabii. Ama onlar dışında kim o günlere dönmek ister.
HİLAFETİN KALDIRILMASI: Eğer Atatürk olmasaydı başımızda hâlâ bir halife oturuyor olacaktı. Alınan her karar “sizce de uygun mudur?” diye ona sorulacak, özellikle bilim, sanat ve kültürdeki tüm gelişmeler hilafet duvarına toslayacaktı.
EĞİTİMDE BİRLİK: Eğer Atatürk olmasaydı eğitimde birlik fikri belki kimsenin aklına gelmeyecekti. Tıpkı eskiden olduğu gibi mahalle mektepleri en güçlü eğitim kurumu olacak, buralarda çocuklara sadece Kuran dersleri ve dini bilgiler verilecekti. Üniversiteler, yüksek okullar, meslek eğitimi veren eğitim kurumlarının sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek, biraz daha varlıklı olanlar çocuklarını ya tıpkı Araplar gibi batı ülkelerine kaçıracaklar ya da ülkemizede yabancıların okuduğu okullara göndereceklerdi.
MEDENİ KANUN: Eğer Atatürk olmasaydı medeni kanun çıkarmak da belki kimsenin umrunda olmayacaktı. Kadınların toplumda olmadığı gibi aile içinde de hakkı sınırlı olacak, mirastan yararlanamayacak, özgürce eğitim alma hakkına kavuşamayacaktı.
KADIN HAKLARI: Eğer Atatürk olmasa Türk kadını benliğine kavuşamayacak, seçme ve seçilme hakkı olmayacaktı. Bunun da ötesinde kadın ikinci sınıf muamelesi görmeye devam edecekti.
EKONOMİ DE DEVRİM: Eğer Atatürk olmasaydı, koca imparatorluk döneminde iş ve ekonomi alanında varlık gösteremeyen Türk milleti ekonomiyi asla öğrenemeyecekti. Fabrikalar, sanayi tesisleri, bankalar kurulmayacak, eskiden olduğu gibi bunları sadece yabancılar yapacaktı.
DEMOKRASİ: Atatürk olmasaydı, demokrasi fikri hiç yeşermeyecekti. İmparatorluk döneminden kalma alışkanlıklarla “Padişahım çok yaşa” kapsamında sözde bir parlamento ve milletvekilleriyle idare edecektik.
KÜLTÜR-SANAT DEVRİMİ: Eğer Atatürk olmasaydı bugün dünya çapında başarıya ulaşmış, edebiyat, resim, müzik sanatçılarımızın hiçbiri yetişmeyecekti. Çünkü tıpkı eskisi gibi din baskısı altında sadece izin verilen ölçüde sanat icra edilebilecekti.
Yukarıda çok özetle bazı konuları yazmaya çalıştım. Bugünden bakınca Atatürk’ün başardıklarını algılamak kolay olmayabilir. Çünkü sadece birkaç örnekle anlatmaya çalıştığım konular bugünün gençleri için anlamsız bile gelebilir. Çünkü bugün o kadar rahat, o kadar sorunsuz ve o kadar özgürce yaşıyoruz ki, bugünün gençleri, bunun dışında bir yaşam biçimini hayal bile edemez.
Onun için özellikle gençlere seslenmek istiyorum. Durup şöyle bir düşünün; örneğin “Sadece yazının değiştirilmesinin” bile ne kadar zor ve önemli bir devrim olduğunun farkına varmaya çalışın.
Atatürk büyük dehası ile Türkiye’ye yeni bir yaşam biçimi sundu. Bu yaşam biçimi çağı yakalamak, daha ileri gitmek, Türkiye’nin geleceğini teminat altına almak ve mutlu olmak için en değerli varlığımız.
Bunu sonuna kadar korumak zorundayız.
Bayrak
Sakın kimileri saldırıya geçmesin. Sadece bir gözlemimi aktarmak ve merakımı gidermek istiyorum.
Son 15 gün içinde üç kere İstanbul dışına çıktım. Üstelik havadan değil karadan gittim hep. Ayrıca mesleğim gereği İstanbul içinde de çok geziyorum.
Gerek İstanbul gerekse İstanbul dışında gördüğüm bir manzara var. Her yer kırmızı beyaz Türk bayraklarıyla süslü. Toplum teröre karşı öfkeli.
Ancak gerek İstanbul’da gerekse dışında, AKP’nin oy depoları olarak da tanımlanan mahallelerde bu manzara pek yok. Sokaklarda ve bazı dükkanlarda asılmış bayraklar var, ama evlerde yok.
Elbette kimsenin evine bayrak asması diye bir zorunluluk yok. Ama Kanyon gibi süper lüks residanslar bile bayrak tarlası gibiyken, örneğin Bağcılar’da, Sultanbeyli’de tek tük bayrak olması bana çok tuhaf geliyor. Teröre lanet mitinglerinde türbanlıların olmadığı fark ediliyordu. Bayrak da asmıyorlar galiba.
Atatürk yaşayan tek lider
Atatürk’ü başka ülkelerin liderleriyle karşılaştıran ve Türk halkının Atatürk’e sevgisini küçümseyen kimi aymazların “Atatürk büyük insandı ama artık dönemi geçti” sözlerine karşı yıllardır söylediğim bir şey var. Diyorum ki “Evet pek çok ülkenin kaderini değiştiren önemli isimleri, liderleri var. Ama bunlar içinde hâlâ yaşayan tek lider Atatürk.”
Nedeni basit; Atatürk sadece bir savaş verip ülkeyi emperyalizmin elinden kurtarmadı. Ya da sadece siyasette devrim yapıp ülkenin yapısını değiştirmedi. Veya bilimde sanatta önderlik yapmadı.
Atatürk hepsini başardı. Türkiye’ye bir yön çizdi, ufuk açtı. Yıllardır bu yoldan yürüyoruz. Kimileri farkında olmasa bile bu yol daha çok uzun.
Atatürk’ü her fırsatta karalayan, küçük düşürmeye çalışan, devrim ve ilkelerini yıkmaya çalışanlar bile bu gücü, Atatürk’ün yarattığı yeni iklimden, yeni yaşam biçiminden aldıklarını biliyorlar.
Atatürk’e yapılan saldırılar, ilke ve devrimlerinden sapmalar, yüreği bu ülke, bu cumhuriyet için atanları endişeye itebilir. Sahte Atatürkçülerin ülkeye verdikleri zararlar, Türkiye’nin önünü tıkayan saçmalıklar bizleri üzebilir.
Ama bunların hiçbiri Atatürk’ün değerini ve ülkenin ezici çoğunluğunun yüreğindeki sevgiyi yok edemez.
Su şimdilik böyle akıyor diye kimse yolun sonuna gelindiğini zannetmesin. Atatürk bir semboldür, gelişen, büyüyen, çağın önüne geçen Türkiye’nin sembolüdür.
Ve bayraklaşan bu sembol Türkiye’nin demokrasiye, bağımsızlığa, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne inanan gerçek sahipleri tarafından sonuna kadar taşınacaktır.
“Bizde böyle lider yok ki”
Yıllar önce yine 10 Kasım’da yazmıştım. Ama bir kere daha yazmak istiyorum.
Yıl 1938. 10 Kasım günü. Atatürk aramızdan ayrılmış. Türkiye şokta.
Saat tam 10.00’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nün başında olan Alman profesör Arndt derse giriyor. Çok iyi ama son derece katı kuralları olan Arndt’tan çekinen öğrenciler sınıfa girmişler ama hepsi göz yaşı döküyor.
Alman Profesör hiç sesini çıkarmadan sınıftan çıkıyor, ordasına geçiyor ve Fen Fakültesi dekanını telefonla arıyor. “Atatürk’ü kaybettiğinizi üzüntü içinde öğrendim. Şu anda derse giriyorum ama öğrenciler çok üzgün, ne yapmam gerektiğini bana söyler misiniz?”
Aynı üzüntü içinde olan dekan Alman profesöre ne cevap vereceğini bilemiyor. Şöyle diyor “Sizin ülkenizde böyle bir insanı kaybettiğinizde ne yaparsanız onu yapın.”
Arndt’ın cevabı ise tarihe geçiyor: “Benim ülkemde böyle bir insanı kaybetmedik ki.”

