Atanmışlar-seçilmişler safsatası

Haberin Devamı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında kapatma davası açmasından sonra AKP ve yandaşlarından feryatlar yükseliyor. Çok sık başvurdukları “atanmışlar- seçilmişler” konusu yine pişirilip önümüze kondu. “Oligarşi, bürokratik diktatörlük, Jakoben uygulamalar” lafları ortalığa saçıldı yine.

Oysa bunların hepsi safsatadır, hedef şaşırtmacadır, kandırmacadır. Hemen anlatayım:

1- Türkiye’de “atanmış” denilen kişileri “seçilmişler” atar. Yani “atanmış” dediklerimizi gökten gelen birileri atamıyor. Burada kastedilen askerse, onun atamaları da yine seçilmişlerin imzalarıyla gerçekleşiyor. Kimse “Biz atamayı böyle yapacaktık ama asker karşı çıktı” diyemez. Bunu diyorsa da kendi otoritesizliğidir.

2- Yargıdaki atamaları da yine seçilmişler yapar. Seçilmişler tarafından atanmış olan Yüksek Yargı mensupları da kendi aralarındaki seçim yönteminin çarklarından geçerek bulundukları makama gelirler.

3- Malum çevrelerde “Seçilmiş” diye yüceltilmeye çalışılanların “3’ü hariç” hiçbiri seçilmiş değildir. Bugün “seçilmiş” sıfatıyla ortalıkta dolaşanların hiçbiri bildiğimiz anlamda seçilmiş kişiler değildir. “Tek seçici” tarafından seçilmeyi “seçilmiş olmak” diye nitelendiriyorsak o başka.

Bu nedenle AKP’nin beyin yıkama propagandasının taşeronluğunu yapanlar artık bu “atanmış- seçilmiş” safsatasından vazgeçmeli, komik oluyor.

*****

Bartın’da üzüntü

Kentimizdeki Anadolu Lisesi Müdürü H. A. (Adı bende) bir süre önce son sınıfta okuyan bir kız öğrenciye tacizde bulunduğu iddiası ile suçlandı. Bu kişi hakkında ağır ceza mahkemesinde dava açıldı. Davanın duruşması 29 Nisan’da yapılacak.

Bu kişi hakkında yüz kızartıcı suç nedeniyle dava açılınca alelacele Çankırı’ya tayin edildi. Ancak her nedense bu tayin bir türlü uygulanmıyor ve bu kişi hâlâ görevinin sürdürüyor.

İktidarın zihniyetine yakın olduğu bilinen bu kişi, Vali’nin tasarrufuyla hiç olmazsa atama gerçekleşinceye kadar merkeze yakındaki bir okula gönderilmişti, ancak İl Milli Eğitim Müdürlüğü bu kişiyi korumaya aldığından olacak, bu da gerçekleşmedi.

Öğrenci velileri olarak son derece tedirginiz. Davası devam eden bir müdürün, taciz ettiği genç kızın yüzüne baka baka okula gidip gelmesi hepimizi çok üzüyor. Neden buna bir çare bulunmuyor?

(Veli, M. D.)

*****

AKP dikkat, yan çizmeler başladı

Hakkında “kapatma davası” açılan AKP bir yandan “demokrasi” söylemi diğer yandan da “kriz çıkar haa” korkutmasıyla davadan kurtulmayı amaçlıyor.

Demokrasi tarafının tutmayacağı kesin. Çünkü ortada demokrasiye aykırı bir durum yok. Bizzat AKP’nin bir profesöre yazdırdığı yeni anayasa taslağında da parti kapatma maddesi aynen korunmuş. Herhalde AKP kendi inisiyatifi ile hazırlanan bir anayasaya da demokrasi karşıtı diyemez.

Şu anda milletin kafasını karıştıracak konu ekonomide dengelerin bir anda altüst olmasıdır. Ancak herkes gördü ki, kapatma davası olsa da olmasa da ekonomide çalkantı zaten olacaktı, çünkü dünya birbirine girmiş durumda. AKP kurmayları sanıyorum bu iktidar sayesinde yüksek paralar kazanan küçük ama etkin bir çevrenin çok gürültü çıkaracağını hesaplıyordu. Oysa şu anda bu “güvenilen çevre” hafiften yan çizmeye başladı bile. Birincisi, aklı başında hiç kimse AKP’yi kurtarmak adına “kriz edebiyatı” yapmıyor. Herkes elinden geldiğince krizi savuşturmaya çabalıyor.

İkincisi, bugüne kadar söylenmesinin “zorunlu” olduğunu fark ettiğimiz “ekonomi çok iyi” ifadesi de sanki tarihe karışıyor. Ekonomistler Türk Lirası’nın zaten aşırı değerli olduğunu, Türkiye’ye giren yabancı sermayenin yatırıma değil finansa dönük olduğunu söylemeye başladı. Özellikle Türk Lirası’nın olması gerekenden yüzde 60 fazla değerli olduğunu söyleyenlerin sayısı artıyor. Demek ki doların 1.5- 2 liraya çıkması kimseyi rahatsız etmeyecek.

AKP bu yeni oluşumu dikkate almalı, güvendiği çevreler tam sırt çevirirse, ki bu hiç de uzak ihtimal değil, böyle karışık ortamlarda önce bu kesim uzaklaşır, o zaman tarihe gömülür işte.

*****

Bahşiş

Yıldırım Tuna’dan geldi: Adamın biri hızla bara girmiş, 1 duble martini ısmarlamış, bir dikişte içmiş, barın üzerine 5 dolar bırakmış ve dönüp aynı hızla çıkmış gitmiş..

Barmen 5 doları almış, yeleğinin ön cebine yerleştirmiş, başını kaldırıp bir bakmış ki barın sahibi onu hayretle izlemekte..

“Biraz önceki adamı gördün mü patron?” demiş yakalanmasının telaşını bastırmaya çalışarak, “Buraya geldi, bir duble martini içti, bana 5 dolar bahşiş bıraktı ve ama içkinin parasını ödemeden kaçıp gitti..!”

*****

Buharlaşan 22 milyar

Pazartesi günü borsalar karanlık bir gün geçirdi. Başta Amerika olmak üzere dünyada baş gösteren ekonomik kriz Türkiye’de etkisini gösterdi ve borsamız yüzde 10’a yakın kayıpla kapadı günü. Ekonomistler “Pazartesi gününün kaybı 22 milyar dolar” dediler.

Ne oldu bu 22 milyar dolar. Buharlaştı. Çok küçük bir bölümü dışında kimsenin cebine girmedi, kağıt üzerinde ağır hasara yol açtı. Yani pazar günü elinizdeki hisse senetleri 100 lira ediyordu, pazartesi günü bunu satmak isteseydiniz 90 liaya satabilecektiniz.

Şimdi, yıllardır sürdürdüğümüz “hortum” edebiyatı da aslında bunun gibi bir şey. Banka krizlerinde de “hortumlandığı” söylenen 70 milyar dolar hesabı işte böyle yapıldı. Bir gecede buharlaşan paralar sanki birilerinin cebine girmiş gibi gösterildi. Son 10 yılımızı bu ağır faturanın altında ezilerek geçirdik.

O yolsuzluklar, hırsızlıklar, dolandırıcılıklar olmadı mı? Oldu tabii. Hesap sorulmasın mı? Hem de sonuna kadar. Ama “hortumlandığı” söylenen rakam bu değil. Biz hala bu rakamı telaffuz ettikçe kağıt üzerindeki hesabımız bir türlü tutmuyor ve ekonomi tutunamıyor.

Bankaların yol açtığı gerçek hasarı hâlâ görmezden geldiğimiz sürece de ekonomideki açığı kapatmamız çok zor.

*****

Zamanı sıkıştırmaya kalkma; hayatı meydana getiren şey zamandır. Franklin



DİĞER YENİ YAZILAR